II. BÖLÜM
27 MAYIS 1960 DARBESİ VE YASSIADA MAHKEMELERİ
A) İhtilali Hazırlayan Sebepler:
1957 seçimlerinde DP, oy kaybına uğramış, ana muhalefet partisi olan CHP ise 1954 seçimlerine nazaran oylarını artırmıştı. Tek başına bu sonuç bile halkın eskiye nazaran iktidara bir ihtar niteliği taşımaktadır. CHP ile olan laf düellosunda iyice hırçınlaşan iktidar, son yıllarda sertleştirdiği anti demokratik tutumunu değiştirmemiş, ülke her geçen gün daha büyük bir kaosa doğru sürüklenmeye devam etmiştir. Hayat pahalılığı ve ekonomik istikrarsızlık, Kıbrıs bunalımı, basına getirilen yasaklar, seçim kanununda yaptığı olumsuz değişiklikler, Cumhuriyet’in temel kazanımlarındaki bazı değerlerin yok edilmeye çalışılması, halk gücüne ve meclisteki çoğunluğuna güvenerek yapamayacağımız iş yoktur gibisinden sözlerin söylenmesi, 1960 başlarındaki üniversite olayları halkı ve ordunun içindeki bazı askeri çevreleri tedirgin etmişti.
Bütün bunların yanında, 30 Haziran 1954’te ‘‘Milletvekili Seçimi Kanunu’’ ile muhalefeti hedef alan birtakım değişikliklere gidilmiştir. Buna göre; muhalefetin radyo kullanması yasaklanıp büyük bir propaganda aracı elinden alınmakta, bir siyasi partiden adaylığı reddedilmiş bir kimse, başka bir siyasi partiden ya da bağımsız olarak aday olamamakta, memurların adaylığı için de seçimden 6 ay önce istifa etmesi koşulu getirilmiştir. Ayrıca siyasi partilerin ortak liste ile aday gösteremeyeceği, yani muhalefet partilerinin seçimlere ittifak yaparak girmeleri önlenmiş olunuyordu.[1]
1946-50 döneminde muhalefeti destekleyen aydınlar 1950’den sonra saf değiştirmeye başlamışlar ve CHP etrafında toplanmışlardır. Üniversitelerde iktidara karşı bir muhalefet oluşmuştur. DP’li bir yazarın ifadesi ile “Profesörlerin talebelere verdikleri derslerde alenen iktidara hücum etmeleri her fırsatta millet tarafından beğenilmeyerek düşürülmüş bulunan CHP’yi övmeleri” iktidarın gözünden kaçmamıştır.” Bundan dolayı 21 Temmuz 1953 tarih ve 6185 sayılı kanun ile hem üniversitenin bütçesi üzerindeki yetkileri kesilmiş ve öğretim üyelerinin aktif siyasetle uğraşmaları engellenmiştir. Ancak 1954 seçimlerinden sonra üniversite üzerindeki baskı ağırlaşmıştır.[2]
Basına getirilen yasaktan CHP’de nasibini aldı. 1953’te CHP’nin tüm malvarlığına el konulmuştu. CHP’nin basın organı niteliğindeki gazete olan Ulus Gazetesi de el konulan mallar listesinde yerini aldı. Kendine muhalefet eden tüm gazetelere baskı niteliğinde yaptırımlar uygulandı; gazeteciler haksız yere koğuşturmalara uğradılar, gözaltında tutuldular, hapse tıkıldılar.
ABD’de yayınlanan üç büyük gazetenin sahibi olan Eugene Pulliam’ın 1958’de Türkiye’ye yaptığı ziyaret iktidarın ilgisizliği yüzünden küskünlükle bitmiş, Pulliam ülkesine dönünce ‘Türkiye İçin Saat 11.30’a Gelmişti’ başlıklı yazısıyla DP’nin iflasa gittiğini ileri sürmüştü. Bu yazı ABD’de tam 72 gazetede yayınlanıp, TIME dergisinde başyazı konusu olunca Menderes hükümetinin tepkisi sert oldu. Pulliam’ın makalesinden alıntılar yaparak yayınlayan Vatan, Ulus, Dünya ve Kervan gazeteleri ile Akis ve Kim Dergisi hakkında soruşturma açıldı. Menderes’in himmetiyle Dünya’ya az ceza verildi ama diğerleri birkaç ay kapatıldı. Olayı Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) protesto edince Menderes iyice kızdı[3]
Ortamın gerginliği devam ederken, İsmet İnönü’nün 1959’da çıktığı yurt gezilerinde (Uşak, Kayseri, Zile ve İstanbul’da) saldırıya uğraması puslu ortamı daha da gerdi. Günün gazeteleri özellikle Uşak’ta taşlanmasını haber yapmışlar ve “Uşak’ta İnönü’nün başına taş atıldı” gibisinden manşet atmışlardır. Olayın Demokrat Partililerce tertiplendiği ve bizzat işlendiği iddiası CHP’lilerin öfkesini iyice artırdı. Bu olaylar CHP’liler açısından artık yenir yutulur cinsten görülemezdi ve süreç DP’nin aleyhine işlemeye devam ediyordu.
İnönü’nün taşlanması, treninin durdurulması, DP’nin, Menderes’in Londra’da geçirdiği uçak kazasını, Allah’ın bir lütfu olarak atlattığı şeklinde yansıtmaya çalışması yanlıştı. Ordu bunlardan rahatsızlık duyuyordu. Barışçı kitle gösterileri başlamıştı, toplumda tansiyon yükseliyordu. Haynes, askerler olarak dönemin ABD Büyükelçisi Flecher Warren‘a, ‘‘Ordu rahatsız. Bir müdahale olabilir. Menderes’i uyaralım. Anti-demokratik uygulamalara son versin, ekonomik reformlara, halkın refahına öncelik versin, baskıcı politikalarını değiştirsin’’ önerisiyle gittiklerini söyledi. Fred Paşa, ‘‘Büyükelçi, Latin Amerika’daki tecrübelerinden dolayı, genelde askere antipati duyardı. Büyükelçi Warren bize inanmadı. Darbe olacağına inanmadı’’ dedi.[4]
İnönü Uşak olaylarını yayınladığı bir bildiride şöyle anlatır:
“Uşak olayları, meslek hayatımızda, en elemli hadise olarak kalacaktır. Anayasa ve İnsan Hakları Beyannamesi’nin, seyahat ve haber alma hürriyetinin garantisi altında çalışırken, vuku bulan esef verici olayları tertipleyenlerin cezalandırılmalarını, umumi efkar önünde talep ederiz.”[5]
Bu bildiriye, en büyük gazetelere mensup 10 gazeteci de imza koymuşlardı. Ama ne var ki iktidar, bu olayların soruşturmasına, suçluların araştırılmasına dahi girişmedi. Bu hal cidden endişe vericiydi.[6]
Kayseri Yeşilhisar’da Tarım Kredi Kooperatifi seçimleri yüzünden olaylar çıkmış, bazı CHP’liler yaralanmıştı. Bunun üzerine İnönü 3 Nisan 1960’ta Kayseri’ye doğru trenle yola çıktı. Tren, Kayseri’ye 32 km uzaklıktaki Himmetdede İstasyonu’nda durduruldu. Trende yolcular da vardı. Kayseri Valisi, İnönü’ye “Ankara’ya dönmemiz gerekiyor, Kayseri galeyan halinde, elimde emir var” dedi. İnönü üç saat trenden inmedi. Bu süre zarfında kendisini engellemekle görevli bazı subaylar yanına gelip elini öpmekteydi. İstasyonda büyük kalabalık birikmişti. Sonunda izin verildi ve İnönü Kayseri’de sevgi gösterileri ile karşılandı.[7]
Ertesi gün Yeşilhisar’a gitmek üzere yola çıkan CHP’liler İncesu’da durduruldu. Yeşilhisar’a girmeleri yasaklanmıştı. Askerler yolu kesmiş bekliyordu. İnönü, Binbaşı Çetiner’e “Bana ateş mi açacaksın?”dedi. Binbaşının cevabı şuydu: “İntihar ederim daha iyi.” Orada görevli iki subayla Binbaşı Çetiner bu olayın sonunda askerlikten istifa ettiler. İstifaların duyurulması yayın yasağı ile engellendi. Gazetelerde gerek yasaklar gerekse protesto amacıyla bembeyaz köşeler-sayfalar çıkar ve bu durum DP aleyhine büyük propaganda aracı olarak kullanılırken DP bu tedbire devam ediyordu.[8]
74 yaşındaki İnönü Yeşilhisar yolunda yürümeye başlamış ve az sonra da baygınlık geçirmişti. CHP heyeti Yeşilhisar’a giremeden Ankara’ya döndü. Galiba önemli olan da Yeşilhisar’a girmek değil girememekti.1960 Nisan’ındaki DP Grup Toplantılarında Mazlum kayalar, Bahadır Dülger, Reşat Akşemseddin gibi milletvekilleri aynı haberi veriyordu: “CHP, gizlice ihtilale hazırlanıyor.”[9]
İsmet İnönü’nün İstanbul’da 14 generalle görüşmesi DP’deki “CHP ihtilal hazırlıyor” şüphesini güçlendirdi. Buna karşı akla gelen ilk tedbir mecliste olayları soruşturacak bir komisyon kurulmasıydı. Bu komisyonun kurulmasına dair teklif mecliste görüşülürken İsmet İnönü “Evet, bu komisyonu kurun” dercesine son derece tahrik edici ifadeler kullandı:
“Eğer bir idare insan haklarını tanımaz, baskı rejimi kurarsa o memlekette ihtilal olur. Böyle bir ihtilal bizim dışımızda ve bizimle ilişkisi olmayanlar tarafından yapılacaktır. Bu yolda devam ederseniz sizi ben bile kurtaramam![10]
“Şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. İhtilal, meşru bir hak olarak kullanılacaktır.”
“Bundan kaçınmak mümkün değildir. Bir olağanüstü idare kuracaksınız. Bu idareye verilen yetkiler gayri meşrudur. Vatandaşların hepsine bunun haksız olduğunu, bana direnmek gerektiğini söyleyeceğiz.”
İhtilal hazırlıkları içindeki hücrelere daha açık bir destek olamazdı. İnönü yapılacağını söylediği ihtilalin önderlerine “İşte kullanacağınız gerekçeyi açıkladım” diyordu sanki.[11]
Dönemin Devlet bakanı olan Dr. Mükerrem Sarol, “Bilinmeyen Menderes” adlı eserinin ikinci cildinde Menderes’in darbe hakkındaki düşüncelerini Şevket Süreyya Aydemir’in Menderes’le yaptığı hususi bir sohbette darbenin olabilirliğinden bahsetmesi üzerine Menderes’in şu yanıtı verdiğini yazar:
“Menderes kesin konuştu:
Yanlış görüyorsunuz. Asker, Demokrat Parti’den memnundur. Bugünkü modern orduyu kuran Demokrat Parti’dir. Modern silahları onlara biz verdik. Dünyanın her yanına çeşitli vesilelerle göndererek subaylarımızın bilgi edinmelerini biz sağladık. Emir erlerini kaldırdık ama bu hizmeti satın alabilecekleri bir tazminat verdik. Ordunun çeşitli kademeleriyle her an temastayım. Orduda söylediğiniz gibi bir memnuniyetsizlik yoktur. Ordunun kendisini Battalgazi Ordusu olmaktan kurtaran bir iktidarın karşısında olabileceğine asla inanmıyorum!
Halk Partisi bitmez tükenmez tahriklerle bir ihtilal ortamı yaratmaya çalışıyor. Muvaffak olamayacaklardır. Heveslerini kursaklarına tıkayacağız.” Bu konuşma gece yarısını aşan saatlere kadar böylece uzadı. 20 yıl sonra düşünüyorum da Şevket Süreyya Aydemir, meğer o günlerde bize ne kadar önemli bir uyarıda bulunmuş!”[12]
B) Ankara – İstanbul Olayları ve Üniversiteli Gençlerin Taşkın Protestosu:
Darbeye sayılı günler kala ortam iyiden iyiye geriliyor, İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde olaylar, protesto gösterileri dinmek bilmiyordu. Artık geri sayım başlamıştı. Üniversitelerde görevli öğretim üyeleri muhalefet yıllarında destek verdikleri DP’den uzaklaşmış ve DP’nin üniversiteler aleyhindeki bir takım icraatlarından ötürü CHP tarafına geçmişlerdi. Öğretim üyelerinin protestolara destek vermesi ve cesaretlendirmesi sonucu üniversite gençliğinde de DP’ye bitmez tükenmez bir nefret baş göstermişti.
İstanbul’da olaylar 27 Nisan’da Ankara’dan gelen bir emir üzerine 28 Nisan’da CHP Gençlik Kollarının miting düzenleme girişimleri sonucunda başlamıştır. Hükümetin gelişmelerden haberi var görünmektedir. Sabah 06.45’te atlı polis ve ordu birlikleri İstanbul Üniversitesi’ni kordon altına almıştır. Saat 07.00’de üniversite bahçesinde toplanan 200 öğrenci militan İktisat ve Hukuk fakültelerini örgütlemek üzere bu fakültelere dağılmışlardır. İlk ders yapılmış, dersten sonra 09.50’de Hukuk Fakültesi’nde bir öğrencinin, öğrencileri, artık Hukuk Fakültesi’nde ders dinlemenin bir anlamının kalmadığını söyleyerek, “Sizi dışarıda hürriyet mücadelesi beklemektedir. Hepinizi vazifeye davet ediyor, sözlerimi pirimiz Namık Kemal’in bir beyti ile bitiriyorum; felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin; dönersem kahpeyim millet yolunda bu azimetten” diyerek okul bahçesine davet etmiştir.[13]
Beyazıt’a önce öğrenciler, sonra polis geldi. Öğrencilerin dağılmaması ve gösterilere başlaması üzerine polis kalabalığa copla müdahale etti. Çatışmaya dönüşen müdahale sırasında öğrencilerin polise taşlarla saldırması polis müdürlerini şaşırttı. Öğrenciler direnişe kararlıydı. Gençlik ateşi başarıyla tutuşturulmuştu.[14]
Polisin müdahalesi sırasında alnından yaralanan Rektör Sıddık Sami Onar’ın Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmesi öğrencileri daha da kızdırdı. Olayların gittikçe büyümesi ve polisin havaya ateş açmasına rağmen yatışmaması üzerine Beyazıt’a askeri birlikler sevk edildi. Askerler, öğrencilerle polis arasına girerek bazı öğrencileri gözaltına almak üzere cemselere doldurdu. Bu öğrencilerin bir kısmı yolda, bir kısmı Davutpaşa Kışlası’nda subaylar tarafından serbest bırakıldı. Öğrencilerin sokak aralarında birikerek Eminönü’ne doğru yürüyüşe geçmesi olayların iyice büyüyebileceği endişesi uyandırdı.[15]
Ertesi gün Ankara’da Siyasal Bilgiler ve Hukuk öğrencileri gösterilere başladılar. Polis başa çıkamayınca ordu birlikleri geliyordu. İktidar sertleştikçe sertleşiyordu. Menderes radyoda konuşmalar yapıyor, Ege’ye gidip İzmir’de kendisini karşılayan kalabalıklar karşısında maneviyat yükseltiyordu.[16]
İstanbul’da 28 Nisan günü çıkan olaylarda Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz seken bir kurşunla, İstanbul Erkek Lisesi öğrencisi Nedim Özpolat ise bir tankın üzerine çıkmak isterken tankın altında kalarak hayatlarını kaybettiler.[17]
İstanbul’daki bu endişe verici olayların üzerine Ankara Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilgiler öğrencileri de İstanbul’daki olayları protesto etmek amacıyla gösteri düzenlediler. Olaya Sıkıyönetim Komutanlığı müdahale etmek zorunda kaldı. Olaylar basında da geniş yankı uyandırıyordu. İstanbul ve Ankara’da olayların önünü alabilmek amacıyla sıkıyönetim uygulaması başlatıldı.
Mustafa KÖSE
Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Bölümü
[1] Saim SEZEN, Seçim ve Demokrasi, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1994, s.244
[2] ÖZDAĞ, a.g.e., s. 60
[3] Ayşe HÜR, İktidar, basının uysal olanını sever, Taraf Gazetesi, 17 Şubat 2008
[4] Kasım CİNDEMİR, İdamlar Çok Büyük Hataydı, Etkileri Bugüne Dek Geldi, Hürriyet Gazetesi, Dizi Eki, 10 Temmuz 2000
[5] AYDEMİR, a.g.e., s. 302
[6] a.g.e., s. 302-303
[7] APUHAN; ag.e., s. 140
[8] a.g.e., s. 140-141
[9] a.g.e., s.141
[10] a.g.e., s. 141
[11] a.g.e., s.141
[12] Mükerrem SAROL, Bilinmeyen Menderes, Kervan Kitapçılık, İstanbul 1983, II. Cilt, s. 938-939
[13] ÖZDAĞ, a.g.e., s. 153-154
[14] APUHAN, a.g.e., s.144-145
[15] a.g.e., s.145
[16] KOÇAK ve diğ., a.g.e., s. 222
[17] APUHAN, a.g.e., s. 145
Şu an okuduğunuz bu

comment closed