Home » Makaleler, Türkiye Gündemi » ABD’nin Gözüyle Türkiye’de Terör

ABD’nin Gözüyle Türkiye’de Terör

ABD’ NİN TERÖR RAPORLARINDA TÜRKİYE İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER: SON ÜÇ YILIN RAPORLARI

ABD, 11 Eylül’den sonra dünyadaki terör olaylarını kendi penceresinden değerlendiren raporlar yayınlıyor. Küresel niteliği olan bu raporlarda Türkiye’deki terör olayları da irdeleniyor. İşte ABD’nin gözüyle Türkiye’de terör…

İkinci Dünya savaşı ile dünya güç dengelerine ağırlığını koyan ABD, 1991 yılında 11 eski Sovyetler Birliği üyesi devletin “Bağımsız Devletler Topluluğunu” kurmaları ardından gelişen süreçte tek kutuplu dünyanın tek hâkimi haline geldi. Hızla gelişen iletişim, ulaşım ve yeni teknolojiler sayesinde küresel köye dönen dünyamızda ABD hâkimiyeti, dünyanın en ücra köşesinde bile bütün ağırlığıyla hissedilmeye başlandı. 1990’lı yıllardan itibaren dünyanın jandarmalığına soyunan ABD, sahip olduğu ekonomik ve askeri gücünde şımarıklığıyla önüne çıkan her şeyi ezip geçmektedir.

Birinci Körfez savaşıyla üstünlüğünü ve kendisine rağmen dünyada hiçbir dengenin değişemeyeceğini gösteren ABD, oğul Bush’la birlikte dünya kamuoyunu da bir kenara atarak düzmece gerekçelerle askeri güç gösterilerine başlamıştır. Bu güç gösterileri ve dünya kaynaklarına hâkim olma arzusu 11 Eylül saldırılarıyla zirveye çıkarak, ülke ve insanların yaşam haklarının varlığı veya yokluğu, ABD çıkarlarıyla örtüşme şartına indirgenmiştir.

Dünya üzerinde olup biten her şeyi kendi koyduğu kıstas ve ilkelere göre değerlendiren ve bunu doğal bir hak olarak gören ABD’nin kendi bakışını dünyaya dayatması ve bu anlayış ve tutuma göre herkesin tavır alması bu sürecin doğal bir sonucudur. İşte böyle bir bakış açısıyla, ABD son yıllarda dünyadaki terör olaylarını kendi penceresinden değerlendiren raporlar yayınlamaktadır. Küresel niteliği olan bu raporların bir bölümünde Türkiye’deki terör olaylarıyla ilgilide değerlendirmeler de yer almaktadır. Gazetelerin satır aralarında kendilerine yer bulan bu raporların mahiyetinden Türkiye kamuoyunun yeterince bilgi sahibi olmadığın söylemek abartı sayılmaz.

Oysa günümüzde dünyaya şekil vermeyi kafasına koymuş ve bunu da büyük ölçüde başarmış bir ülkenin Türkiye’nin en temel sorunu olan “terör” konusunda ne düşündüğünü bilmek büyük bir önem taşımaktadır. İşte bu kısa çalışmada genel olarak ABD’nin terör olaylarına bakışını içeren ve en sonuncusu 30 Nisan 2007 yılında yayınlanan 2004, 2005 ve 2006 yılı terör raporlarında Türkiye ile ilgili değerlendirmeler üzerinde durulacaktır.1

1. ABD Açısından Terör

Daha önce çeşitli şekillerde terörist eylemlere hedef olmasına rağmen, 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a yapılan saldırılar hem ABD hem de dünyada terör tarihi açısından bir dönüm noktası olmuştur. 3030 kişinin ölümüne, 2337 kişinin yaralanmasına ve Dünya Ticaret Merkezi’nin tamamen çökerek milyarlarca dolar maddi hasara yol açan saldırının hemen ardından NATO, 50 yıllık tarihinde ilk kez 5. maddeyi uygulamaya karar vermiştir. George W. Bush, “Terörle mücadelede ya bizle berabersiniz ya da karşımızdasınız”2 sözüyle psikolojik baskı altında tuttuğu ülkelerden aldığı sembolik yardımlardan oluşturduğu koalisyonun başında Afganistan’a ve Irak’a savaş açmıştı. Terörün kökünü kurutma ve totaliter rejimlere son vererek demokrasiyi yerleştirme adına yapılan bu operasyonlar, terör azaltma ve demokrasiyi getirmek bir yana, mevcut terörü daha da tırmandırarak yepyeni bir insanlık dramının yaşanmasına yol açmıştır.

11 Eylül saldırılarının ardından ABD öncülüğünde yürütülen mücadelenin samimiyetine dair çok derin kuşkular mevcuttur. ABD’nin bu alandaki bütün gayretleri terörle mücadele bahane edilerek modern sömürge alanları oluşturma veya sömürge alanlarını koruma ve pekiştirme gayreti olarak görülmektedir. Hatta kimin hangi safta yer aldığı pek belli olmayan bu ortamda, 11 Eylül saldırıların baş aktörü olan El-Kaide’nin liderliğini yapan Usame Bin Ladin’in ABD’nin ajanı olduğu ve El-Kaide’nin ABD’nin eylemelerini meşrulaştırmaya hizmet eden düzmece bir örgüt olduğunu ileri sürenler bile olmuştur.3 Aslında bu tartışmaların ötesinde ABD’nin Irak ve Afganistan’a müdahalesini haklılaştıracak somut ve ciddi kanıtlar olmadığı gibi, delil olarak ortaya konan bir çok raporun da düzmece olduğu resmi yetkilerce en üst düzende itiraf edilmiştir.

Diğer yandan güya terörü önlemek ve kaynağını kurutmak maksadıyla Irak’a yapılan müdahale tam tersine terörün patlamasına ve bir insanlık dramının oluşmasına yol açmıştır. 10-15 yıl öncesine kadar ABD ve Batılı ülkelerin en yakın müttefiki olan paranoyak despot Saddam Hüseyin’in Ortadoğu da terörün baş sorumlusu ilan edilip ve yakalanıp idam edilmesi, terörü çözeceğine daha da tırmandırmıştır. ABD öncülüğündeki müttefikler, bağımsızlık hareketine dönüşen direnişi kırmak için, yapay sorunlar üretip ve çeşitli manipülasyonlarla kaosu Sünni-Şii çatışmasına çekmeye çalışmışlardır.

İşkenceden tutundan her türlü insanlık dışı muameleleri barındıran 4 yıllık Irak işgali, Johns Hopkins Üniversitesi’nin (Mart 2003- Haziran 2006 arası dönem için) yaptığı bir hesaplamaya göre 654.965 kişinin ölümüne yol açmıştır.4 Bu süreçte 2 milyon kişi ülkesini terk etmiş, 712 bin kişi evsiz ve yurtsuz hale gelmiştir. 1 milyonun çok üzerine olan yaralı sayısı ve savaşın dolaylı sonuçu olarak hastalık ve diğer nedenlerle ölen ve yaralananların sayısını hesaplama imkânı bile yoktur.

Sadece Irak müdahalesi açısından bu kadar trajik bir kaosa neden olan ve adeta Irak’ı terör üreten bataklığa çeviren ABD’nin Dünya Terör Raporu yayınlaması ve Irakta olup bitenleri terör olarak görmesi de çok manidardır.

2. ABD Terör Raporları Acısından Türkiye’nin Durumu

NATO’nun tarihinde ilk kez 5. maddeyi teröre karşı kullanmaya karar vermesiyle Türkiye, otomatik olarak kendini 11 Eylül saldırısından sonra ortaya çıkan küresel teröre karşı müttefiklerle birlikte mücadele eder konumda bulmuştur. Fakat Irak işgalinin başlangıcında operasyonlar için ülke sınırlarının ABD tarafından kullanılmasına TBMM aracılığıyla müsaade etmeyen Türkiye, ABD tarafından küresel teröre karşı yürütülen mücadelenin yöntemine en açık tepkiyi gösteren ülke olmuştur. Dünya üzerinde bu kadar net ve açık tepki ortaya koyan başka ülke olmamıştır. Büyük oranda bu dramatik tepkinin belkide bir sonucu olarak ABD, Türkiye’nin başına bela olan PKK ile terörle mücadele adına ilgilenmediği gibi, Kuzey Irakta ortaya çıkardığı otorite boşluğu nedeniyle bu örgüte adeta yaşam alanı açmıştır.

Yukarıda yapılan tespitler nedeniyle terör raporlarında Türkiye ile ilgili bölümler daha bir önem arz emektedir. Gerçi çok genel nitelikte olan bu raporlarda Türkiye ilgili bakış açısını tam yakalama imkânı olmasa bile bir fikir edinme açısından kayda değerdir.

2.1. “2004 Yılı Terör Raporu”

Nisan 2005 yılında yayınlanan ve altı bölümden oluşan terörle mücadele raporunun ilk bölümünde, terörle ilgili yasal düzenlemeler ve temel kavramalar, ikinci bölümde genel değerlendirme, üçüncü bölümde küresel cihad; gelişim ve uyarlama, dördüncü bölümde küresel teröre karşı mücadele istek ve kapasite oluşturma, beşinci bölümde 90 dolayında ülkeyi içine alan değerlendirmeler, altıncı bölümde ise, dünya üzerinde aktif eylemlerde bulunan terörist gruplardan bahsedilmektedir.

Genel değerlendirme bölümünde terörizmin hiçbir ülkenin uzak kalmayacağı küresel bir tehdit tespitini yapan rapor, terör örgütleri bölümünde onlarca terör örgütünden bahsetmesine rağmen değerlendirme bölümünde sadece El-Kaide örgütü üzerinde durmaktadır. Bunun nedeni ise ABD’yi tehdit eden terör örgütünün El-Kaide olmasından kaynaklanmaktadır. Rapor, terör örgütleriyle mücadele edilmesi gerektiği tezine ABD’nin daha önce hiç ilgilenmediği terörist eylemlerden örnek vererek destek aramaktadır. Aslında 11 Eylül saldırıları olmasa ABD’nin büyük bir bencillikle terör örgütleriyle ilgilenmeye hiç niyetinin olmayacağı sezilmektedir. Zaten bu yüzden ABD’nin bu tutumu “senin teröristin, benim teröristim” eleştirilerine konu olmaktadır.

Raporda terörü destekleyen ülkeler bölümünde, Küba, İran, Suriye, Libya, Kuzey Kore ve Sudan’ın ismi sayılmaktadır. Libya ve Sudan’ın 2004 yılında küresel terörle mücadelede önemli mesafe kat ettikleri belirtilirken, diğer dört ülkenin teröre olan desteğinin devam ettiği vurgulanmaktadır. Rapor terörü destekleyen ülkelere silah satışının yasaklanmasından, mali ve teknik yardımın durdurulmasına kadar bir yığın yaptırımın uygulanması üzerinde durmaktadır.

2.1.2. “2004 Yılı Terör Raporu”nda Türkiye İle İlgili Değerlendirmeler

2004 yılı Terör raporunda Türkiye ile ilgili değerlendirmeler özet olarak yer almaktadır. Rapora göre; Türk yetkililer ve terörle uzun süreden beri mücadele eden birimler, teröre karşı yürütülen küresel savaşa sağladıkları güçlü desteklerini devam ettirmektedirler. Ülke içindeki veya uluslararası nitelikteki terörist gruplar 40 yıldan beri Türkleri, yabancıları ve özelliklede ABD adına çalışan personeli hedef almış durumdadırlar. Ülke içindeki ve uluslararası terörist gruplar, Marksist-Leninist, Radikal İslamcı, Bölücü ve Çeçen yanlısı taraftarlarından oluşmaktadır. Bu tehditlere mukabil devlet iç destekli terörle mücadele için çok güçlü bir kararlılık ve kapasite ortaya koymuştur.

Rapor ilerleyen bölümlerde Türkiye’de halen aktif eylem yürüten terör örgütleri üzerinde durmaktadır. Buna göre; Marksist-Leninist Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/ Cephesi (DHKP/C) halen eylemelerine devam etmekte olup, Haziran aylarında İstanbul’da dört kişinin ölümü ve bir sürü insanın yaranmasına neden olan patlama ile küçük ses bombalarıyla yapılan diğer bir yığın patlamadan sorumlu tutulmaktadır. Türk güvenlik otoriteleri DHKP/C’ nin barındıkları hücrelere karşı çok başarılı operasyonlar yapmışlardır.

2004 yılının yaz aylarında PKK/KADEK/Kongra-Gel tek taraflı ateşkes ilan etmiş ve Türkiye’nin hem Güneydoğu ve hem de batı illerinde bölücü mücadele tehdidini yenilemiştir. Türk basını, PKK/KADEK/Kongra-Gel’in Güneydoğu’daki bir çok terörist eylemini veya güvenlik güçleriyle PKK/KADEK/ Kongra-Gel’in militanları arasındaki çatışma haberlerini sonradan duyurmaktadır.

Türk Hükümet ve sivil toplum verilerine göre terör örgütünün ülke içinde 500, Kuzey Irak’ta da 3000 ile 3500 silahlı militanın olduğu belirtilmektedir. Almanya da ki PKK/KADEK/Kongra-Gel taraftarı medya kaynaklarını kullanan ve kendilerini Kürdistan Kurtuluş Şahinleri (TAK) olarak tanımlayan yeni bir grup, İstanbul’da iki otel, Van Valiliği ve Mersin’deki bir müzik festivaline yönelik eylemlerde dâhil, sivillere yönelik düzenlenen birçok eylemden sorumlu tutulmaktadır. Çok sayıda sivil ve turist bu eylemeler nedeniyle öldürülmüş ve onlarcası da yaralanmıştır. Kasım 2003 yılında İstanbul da banka ve sinagogların bombalanmasından sorumlu bir düzine sanığın duruşması yapılmıştır. Sanıkların lideri, El-Kaide ile ilişkisini kabul etmiş ve Türkiye’nin ABD ve İsrail ile işbirliğine devam etmesi halinde daha çok saldırının olacağı şeklinde uyarıda bulunmuştur. Fakat daha sonra sanıkların çoğu bombalama olayındaki bilgi ve sorumluluklarını inkâr etmişlerdir. 2005 yılı içinde konuyla ilgili bir karar verilmesi beklenmemektedir.

Saldırganın ve bir kişinin öldüğü ve birkaç kişinin yaralandığı İstanbul’da 9 Martta Mason Locasına karşı bir intihar saldırısı düzenlenmiştir. Saldırıların “Siyonist” ya da Yahudilerin hedef olduğuna inanan aşırı İslamcılar tarafından yapılabileceği yorumları yapılmaktadır. Biri daha önce Kasım 2003 yılı bombalama eylemlerinden sanık, 13 şüpheli bu saldırılardan sorumlu tutulmuştur. Mayıs ayında Türk yetkililer, NATO Zirvesine karşı bir saldırı planı tespit ettiklerini duyurmuş ve bu saldırı planında El-Kaide ile ilişkisi olan ve Ensar El- İslam Terör örgütü üyesi olduğu sanılan 9 kişiyi gözaltına alınmıştır.

2.2. “2005 Yılı Terör Raporu”

Nisan 2005 yılında yayınlanan Terörle Mücadele Raporu sekiz bölüm ve çeşitli eklerden oluşmaktadır. Birinci bölüm yasal düzenlemeler ve temel kavramlar, ikinci bölüm stratejik değerlendirme, üçüncü bölüm terörü barındıran ortamlar, dördüncü bölüm terörle mücadelede uluslararası istek ve kapasite oluşturma, beşinci bölüm ülke raporları, altıncı bölüm teröre destek veren ülkelerle ilgili genel bakış, yedinci bölüm teröre karşı küresel mücadele, sekizinci bölüm yabancı terör örgütleri ve son bölüm ise çeşitli eklerden oluşmaktadır.

Raporun stratejik değerlendirme bölümünde ABD’deki mevcut yasalar gereğince her yıl kongreye sunulmak üzere terör raporunun hazırlandığı belirtilmektedir. Terörün genel trendi üzerinde durularak El-Kaide’nin ABD ve müttefiklerine yönelik terör tehdidine değinilmektedir. Genel eğilim içinde bazı gelişmelerin kayda değer olduğu belirtilmektedir Bunlardan; mikro aktörler, gelişen teknolojik ve küreselleşme imkânları (Internet, uydu, iletişim, uluslararası ticaret) kullanarak terörist eylemelerde bulunmaktadırlar. Teknolojik imkânları kullanan bu grupları tamamen ortadan kaldırmak zor görülmektedir. Karmaşıklık küresel terör trendinin diğer bir özelliğini oluşturmaktadır. Dünya üzerindeki birçok terör örgütü amaçları için her türlü imkân kullanabilmekte ve her alana yayılabilmektedir. Diğer yandan terör örgütleri eylemeleriyle birçok uluslararası suç örgütüyle içice girmiş durumdadır.

Stratejik değerlendirme de sonuç olarak 2005 yılında El-Kaide terör örgütünün eylemelerinin kontrol altına alındığı, terör örgütlerinin eylemlerine devam etseler bile geçmişteki kadar etkin olamadıkları vurgulanmaktadır.

2.2.1. “2005 Yılı Terör Raporu”nda Türkiye İle İlgili Değerlendirmeler

Rapor, 2004 yılı raporunda olduğu gibi Türkiye’deki terör tehdidi üzerinde durmaktadır. Rapora göre; yerli ve yabancı terörist gruplar 40 yıldan beri Türkleri, yabancıları ve bazen de ABD devleti personelini hedef almaktadır. Yerli ve yabancı terörist gruplar, Marksist-Leninist, Radikal İslamcı, Bölücü ve Çeçen yanlısı gruplardan oluşmaktadır.

Ağustos ayında Türk yetkililer Suriye’nin El-Kaide bağlantısını kuran ve Zarqawi örgütünden Luay Sakka’yı yakaladılar. Sakka, Kasım 2003 yılında İstanbul bombalamasını finanse eden, ABD ve Irak’taki koalisyon güçlerinin öldürülmesiyle bağlantısı olan önemli uluslararası bir terörist olma özelliğini taşımaktadır. Sakka’nın Türk kara sularında İsrail gemilerine saldırı planı hazırladığı sanılmaktadır.

Kasım 2003 İstanbul bombalamasından sorumlu birçok sanığın duruşması yapılmıştır. Sanıkların lideri El-Kaide olan bağlantıların kabul etmiş ve Türkiye’nin İsrail ve ABD ile işbirliğine devam etmesi halinde daha çok saldırının olacağı uyarısında bulunmuştur. Fakat diğer sanıkların çoğu bombalama eylemiyle ilgili bilgi ve sorumluluklarını inkâr etmişlerdir.

Bunlara ilave olarak Türk Polisi ve Milli İstihbarat Teşkilatı gibi çeşitli birimler arasındaki istihbari bilgi paylaşımıyla teröre karşı etkili bir mücadele yürütülmüş ve terörist eylem hazırlığındaki birçok şüpheli eyleme geçemeden yakalanmıştır.

Netice olarak son beş yıl içinde Türkiye Hükümeti anlayış ve inançla ABD ile çok yakınlık içinde çalışmış ve Türkiye de eylemelerde bulunan terör sorumlularını cezalandırmıştır. Fakat hala Türk kanunları terörizmi Türk devlet ve vatandaşlarına yönelik saldırılar olarak tanımlamaktadır. Devlet her ne kadar da bu tanımın uluslararası hukuki normlara uyması gerektiğini kabul etse bile eski tanım henüz değiştirilmemiştir. Türk Emniyet güçleri Türkiye’nin her yerinde bulunan ABD’nin diplomatik ve askeri varlığını büyük bir başarı ile korumakta, ABD menfaatlerine yönelik tehdit veya eylem içeren oluşumlara derhal gerekli cevabı vermektedir. Aynı şekilde 2004 yılında yapılan NATO Zirvesi ve Ağustos ayında İzmir’de düzenlenen Dünya Üniversite Oyunları’ndaki gibi sıkı güvenlik gerektiren olaylar, dirayetle yönetilmiş ve kazasız belasız atlatılmıştır.

Türkiye, Afganistan’da ki Uluslararası Güvenlik Yardım Gücünü (ISAF) 1500 kişilik askeri katkıyla Şubat-Ağustos arasında ikinci kez kumanda etmiştir.

Türkiye, Irak’a insanı yardımların taşınmasına izin vermiş, bu yardımlara mal ve hizmet olarak katkıda bulunmuş ve Irak’taki koalisyon güçlerinin nakliye, gıda, su ve petrol satışlarına yardımda bulunmuştur. Türkiye ayrıca İncirlik Hava Üssü’nü ABD askeri kuvvetlerince öldürücü nitelikte olmayan malzemelerin Irak’a naklinde kullanılmasına izin vermiştir. Türkiye elektrik temini dâhil Irak’ın yeniden inşa sürecine aktif destek vermiştir. 70 kadar Türk vatandaşı Irak’taki koalisyon güçlerine lojistik destek sağlarken veya yeniden inşa sürecine katkıda bulunurken öldürülmüştür. Türkiye, NATO merkezindeki personelin Irak’taki eğitim çalışmaları görevine katkıda bulunmuştur. Diplomat ve siyasi partilerin ve alt düzeydeki askeri eğitimlere verilen destekler Türkiye’nin Irak’taki NATO Eğitim Görevine olan diğer katkılarıdır.

Türkiye ülke genelinde şiddeti tırmandıran Kongra-Gel/PKK’ya karşı mücadelesini sürdürmüştür. Güneydoğu’da Türk güvenlik görevlileri Kongra-Gel/PKK’ya karşı aktif şekilde mücadele etmektedir. Türkiye’nin batı bölgelerinde ve İstanbul’da kalabalık alanlarda gerçekleştirilen bombalama eylemeleri veya bu eylemelere teşebbüsler bir çok sivil kayıbın oluşmasına yol açmıştır. Kongra-Gel/PKK ile bağlantısı olduğuna inanılan ve kendini Kürt Özgürlük Şahinleri (TAK) olarak tanımlayan bir bölücü Kürt grubun bu eylemelerden sorumlu olduğu sanılmaktadır.

Türkiye, Mali Eylem Görev Grubu (FATF) desteklerini de gözden geçirerek terörle mücadelede mali rejimin güçlendirmeye çalışmaktadır. UNSCR 1267’nin zorunlu ilkelerine uygun olarak ve sonradan getirilen çözümlerle, Türk yetkililer ABD ve BM’ce terörle mücadele için getirilen bütün yasal düzenlemeleri, güvenlik ve istihbarat birimlerinde ve mali kuruluşlarda uygulamaya çalışmaktadır. Türk hükümetinin Meclise sunduğu yasal düzenleme ile terörle ilgili mali suçlar netleşecek ve limanların korunması sağlanacaktır.

2.3. “2006 Yılı Terör Raporu”

30 Nisan 2007 tarihinde yayınlan 2006 yılı terör raporu toplam yedi bölümden oluşmaktadır. Raporun birinci bölümü stratejik değerlendirmeye ayrılmıştır. İkinci bölümde ülke raporları, üçüncü bölümde teröre destek veren ülkeler, dördüncü bölümde kitle imha silah terörizmi ile küresel mücadele, beşinci bölümde terör için güvenli bölgeler (terör cennetleri), altıncı bölümde terörist organizasyonlar, yedinci bölümde yasal düzenleme ve temel terimler ve terörle ilgili çeşitli istatistik sözleşme ve protokollerin yer aldığı eklerden oluşmaktadır.

Stratejik değerlendirme bölümünde 11 Eylül saldırılarından sonra oluşan terör ve terör tehdidi üzerinde genel değerlendirmeler yapılmaktadır. Buna göre 11 Eylül’den beş yıl sonra teröre karşı küresel düzeyde yürütülen mücadele ve işbirliği önemli başarıların elde edilmesini sağlamıştır. Yine bu süreçte terör örgütleri önemli ölçüde eylem yapma kapasitelerini kaybetmiş birçok terör lideri yakalanmış veya öldürülmüştür. Kanada, İngiltere, Pakistan, Afganistan, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkeler terörle mücadelede eldi edilen uluslararası başarıda çok etkin rol oynamışlardır.

Terörle mücadelede uluslararası işbirliği ve dayanışmaya rağmen İran, Suriye Lübnan gibi ülkeler teröre tavsiyede bulunma, silah ve militan sağlam şeklinde destek vermeye devam etmektedirler. Diğer yandan El-Kaide ile bağlantılı olarak Taliban Afganistan’da tehdit durumundadır. İsrail-Filistin çatışması terörist eylemlerin motivasyon kaynağı olmaya devam etmektedir. Filistin’deki demokratik seçimler bu durumu fazla değiştirmemiştir.

Yaz ayında Lübnan’da İsrail ve Hizbullah arasında meydana gelen çatışma Hizbullah’ın barışı nasıl kolayca maniple edebildiği göstermektedir. İran ve Suriye’nin desteklediği Hizbullah, Ortadadoğu’daki barışın önündeki en önemli engellerden biri olarak durmaktadır.

Raporun stratejik değerlendirme bölümünde ayrıca terörün transfer edilme niteliğinde “gerilla” eylemelerine dönüşme süreci üzerinde durulmaktadır. Rapora göre; Önceki El-Kaide saldırıları transfer edilen eylemler nitelikteydi. Örgüt elaman temini ve eğitimi için bir ülkeyi seçiyor sonra başka bir ülkede önceden belirlenmiş hedeflere saldırı için harekete geçiyordu. 1998 yılında Nairobi ve Darüsselam’daki saldırılar ve 11 Eylül saldırıları buna örnek olarak verilebilir. Uluslararası sınır güvenliğindeki gelişmeler, taşıma güvenliği ve sıkı evrak kontrolleri bu tür saldırıları oldukça zorlaştırdı.

Yeni süreç, hedef ülkeye yakın bir yerde örgütlenip, bulunulan ülkeyi hedef seçen gerilla terörizmi ortaya çıkardı. Web tabanlı propaganda ve dışlanmış göçmen nüfus vasıtasıyla belirlenen hedeflere hücre tarzı örgütlenmelerle saldırıda bulunmaktadırlar. 2004 yılında Madrid’de ki saldırı ve 2005 yılı Temmuz ayında Londra da ki saldırlar bu özelliği taşımaktadır.

Diğer yandan, önemli ölçüde eylem gücünü kaybeden El-Kaide örgütü kitle iletişim araçları dâhil medya ve Internet gibi bütün imkânları kullanarak propaganda savaşına yönelmiştir. Yine teröristler batı toplumları içinde yaşamlarından memnun olmayan radikal göçmenlerin şikâyetlerini terör amacına yönelik kullanamaya çalışmakta, taleplerle terör eylemleri arasında bağ kurmaktadır. Günümüzde artık kendi çapında bağımsız belli amaçlar doğrultusunda hareket eden terör örgütleri söz konudur.

Raporda bu ve benzeri tespitler yapılırken ve durup dururken bir kısım insanların neden ABD’ye karşı terörist eylemlere giriştiklerine hiç değinilmemekte, terörist örgütleri savundukları iddialar kötü propaganda olarak nitelendirilmemektedir.
2006 yılı raporunun ekler bölümünde dünya genelinde terörle ilgili istatistikî verilere yer verilmişidir. 2005 ile 2006 yılının terör eylemleri açısından karşılaştırıldığında dünya genelinde terör eylemelerinde ciddi bir tırmanmanın olduğu görülmektedir. Konuyla ilgi istatistiklerden bazıları Tablo (Tablo-1′de) halinde aşağıdaki gibidir.

Tablo–1: 2005–2006 Yıllarında Meydana Gelen Terör Olayları

Dünya genelinde Meydana Gelen

2005
2006

Terörist olay sayısı
11.153
14.338

En az bir yaralama, kaçırılma ve ölümle sonuçlanan olay sayısı
8.028
11.170

Terörist eylemler sonucu ölen, yaralanan veya kaçırılan kişi sayısı
74.217
74.543

Terör sonucu ölen kişi sayısı
14.618
20.498

Terör sonucu yaralanan kişi sayısı
24.761
38.191

Terör sonucu Kaçırılan kişi sayısı
34.838
15.854

Irak Genelinde Meydana Gelen

Terörist olay sayısı
3.468
6.630

En az bir yaralama kaçırılma ve ölümle sonuçlanan olay sayısı
2.834
6.026

Terörist eylemler sonucu ölen, yaralanan veya kaçırılan kişi sayısı
20.685
38.813

Afganistan Genelinde Meydana Gelen

Terörist olay sayısı
491
749

En az bir yaralama kaçırılma ve ölümle sonuçlanan olay sayısı
366
555

Terörist eylemler sonucu ölen, yaralanan veya kaçırılan kişi sayısı
1.540
2.943

Dünya genelinde bir önceki yıla göre terörist saldırılarının 3.000 kadar arttığı, bu saldırıların büyük bir bölümünün Irak ve Afganistan’da olmak üzere, 2005 yılında 14.618, 2006 yılında 5.800 artarak (%40 artış) 20.498’i bulduğu ve dünyada meydana gelen toplam terör saldırılarının %45′ini oluşturan 6.630 saldırının Irak’ta gerçekleştiği ve saldırılarda yaklaşık olarak 13.000 kadar kişinin öldüğü, bunun da terör bağlantılı tüm ölümlerin yüzde 65′ini oluşturduğu görülmektedir.

Raporda PKK ve El-Kaide terör örgütlerinin Irak’ı güvenli bölge olarak gördükleri bilgisi yer almaktadır. Terörle Mücadele Merkezi Koordinatörü Frank URBANCİC basın toplantısında “Irak, terörizm için potansiyel güvenli bölge niteliğindedir. Ancak Irak, 2006 yılı raporunda terör için güvenli bölge listesine alınmamıştır. Bu, Irak’ta PKK ve El Kaide varlığından endişe etmediğimiz anlamına gelmemektedir. Konu tarafımızdan ciddi şekilde takip edilmektedir” diyerek terör açısından Irak’ın içinde bulunduğu çıkmaza değinmek zorunda kalmıştır.

2.3.1. “2006 Yılı Terör Raporu”nda Türkiye İle İlgili Değerlendirmeler

2006 yılı Terör Raporunun Türkiye ile ilgili kısmı, 2005 Terör Raporunda yer alan “yerli ve yabancı terörist gruplar 40 yıldan beri Türkleri, yabancıları…..” cümlesinin tekrarıyla başlamaktadır. Rapora göre Türkiye’de ki en çok bilinen terörist grup Kürdistan İşci Partisi (PKK), bilinen adını değiştirerek Kongra-Gel (KGK) adıyla eylemelerine devam ettiği belirtilmektedir. Tarihsel süreçte içinde bölücülüğü gündemine almış Kürtlerle birlikte KGK/PKK, saldırılarını Kuzey Irak üzerinden yapmakta ve büyük oranda Türk güvenlik güçleri kamu görevlileri ve kendisine karşı Kürt kökenli köyleri hedef almaktadır. Güneydoğu ve Türkiye’nin batısındaki umuma açık yerlere, parti binalarına ve okul çocuklarını taşıyan minibüslere yapılan saldırıların sorumluğunu KGK ile irtibatlı Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) üstlenmektedir.

KGK/PKK’ın 2006 yılında Türkiye’ye karşı saldırılarında önemli bir artış meydana gelmiş ve bu saldırılarda 600 kadar kişi yaşamını kaybetmiştir. Ocak ayında KGK/PKK tek taraflı olarak ateşkes ilan ettiğini açıklamış, fakat Türk güvenlik güçlerinin düzeni sağlama ve terörle mücadele için özellikle Güneydoğu’da yaptıkları operasyonlara karşılık vermek için saldırılarına devam etmiştir.

Şiddet yoluyla Türk Devletini yıkmak isteyen NATO ve ABD karşıtı Marksist-Lenininist parti militanı Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (DHKP/C), Güneydoğu’nun bir bölümünde sosyal hizmet ve şeriatı yerleştirmeye çalışan, şiddet dolu bir geçmişe sahip Suni Kürtlerin oluşturduğu (Lübnan da ki Hizbullah’la bir ilgisi olmayan) Türk Hizbullah’ı diğer bilinen terör gruplarını oluşturmaktadır.

Yıl sonunda, 4 Kasım 2003 yılında İstanbul’da meydan gelen bombalama eyleminde sorumlu 72 sanığın duruşması yapılmıştır. Mahkeme 16 Şubat 2007 yılında sonuçlanmış, 72 sanığın 48 hapis cezası almış, hapis cezası alanlarda 7’si ömür boyu hapse mahkûm çevrilmiş ve 26 şüphelide suçsuz bulunmuştur.] Sanıkların lideri El-Kaide ile olan bağlantısını kabul etmiş ve yeni saldırı için uyarıda bulunmuştur. Diğer sanıkların çoğu bombalama olayı ile ilgili bilgi ve sorumlulukların kabul etmemişlerdir. İntihar eylemcisinin kardeşininde aralarında olduğu dört şüpheli, iki buçuk yıl hapiste kaldıktan sonra Mayıs ayında tahliye edilmiştir.

Kasımdan beri Türk savcılar Suriye uyruklu ve Zarqawi örgütünden Luay Sakka hakkında ömür boyu mahkûmiyet talep etmektedirler. Sakka’nın, Kasım 2003 yılında İstanbul’da yapılan bombalama eyleminin finanse edilmesi ve ABD ve Irakt’taki koalisyon güçlerinin öldürülmesi ve 2005 yılında Türk limanlarındaki İsrail gemilerine saldırı planı hazırlanmasıyla bağlantısı bulunmaktadır.

Bunlara ilave olarak Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) gibi kuruluşlar arsındaki bilgi paylaşımı ve teröre karşı yürütülen etkin mücadele ve önceden alına tedbirler sayesinde birçok terör eylemi yapılamadan etkisiz hale getirilmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Ekipleri’nin Aralık ayında İstanbul’da sol görüşlü militanlar olduğu sanılan 10 değişik adrese eş zamanlı yaptıkları operasyonlar buna örnek olarak gösterilebilir. Bu operasyonda 20 kişi tutuklanmıştır. Terörle Mücadele Kanunu’nun Meclis’te görüşülmesi sırasında Hükümet, Türk kanunlarında terörizmin sadece Türk vatandaş ve devletine karşı işlenmiş suçlar olan tanımının değiştirilmesi fikrinden vazgeçmiştir.

Türkiye, Koalisyon güçlerinin Afganistan’da ki faaliyetlerini sürekli desteklemektedir. 2002’de ISAF II (Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü), ve 2005 de ISAF VII’ e kumandadan sonra Ağustosta Türkiye, Afganistan’da İtalya ve Fransa ile birlikte 2 yıl dönüşümlü Uluslararası Güvenlik Yardım Gücünün bölge komutanlığını yürütmüştür. Ayrıca Türkiye, Wardak ilinde ilk “Yeniden İnşa İl Ekibi’ni (PRT) kurmuş okul hastane ve yeniden inşa faaliyetlerinde kullanılmak üzere 100 milyon dolar yardım vaadinde bulunmuştur.

Türkiye, Koalisyon güçlerinin Afganistan ve Irak’ta yaptığı operasyonlara önemli ölçüde lojistik destekte bulunmuş ve İncirlik Hava Üssü’nün Irak ve Afganistan’a asker ve malzeme taşıması operasyonlarında kullanılmasına müsaade etmiştir. Bu hava koridorunun kurulması Almanya’dan yapılan 9-10, C-17 uçuşunun altı uçuşa inmesini sağlamış ve bu yolla yılda 160 milyon dolar tasarruf sağlanmıştır.

Irak halkının ihtiyacı olan petrolün üçte biri (bazen üçte ikisi), ve Koalisyon güçlerinin petrol ihtiyacının %25’den fazlası Türkiye’nin Habur sınır kapısı yoluyla karşılanmıştır. Türkiye, elektrik temini de dâhil Irak’ın yeniden inşa sürecinde aktif katkıda bulunmuştur. Irak’ın yeniden inşasına katkı veya Koalisyon güçlerine lojistik destekte bulunan Türk vatandaşların öldürülmesiyle ilgili eylemeler devam etmiştir. Türkiye, Irak’ta üst düzey görevlilerin NATO Eğitim Grubu (NTM-I) tarafından eğitimine katkıda bulunmuş, Iraklı diplomat, siyasi partileri eğitimine yardım etmiş ve NATO eğitim timine katkı olarak 90 Iraklının askeri liderlik eğitimini tamamlanmıştır.

Terör raporunun Türkiye ile ilgili yapılan değerlendirmenin son bölümün Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK)’ Eylül ayına kadar Türkiye’nin terörizmin finansmanı ve kara para aklanması karşı mali rejimini gözden geçirilmesi ve 2007 sonunda yayınlayacağı rapordan bahsedilmiştir. Kara para aklama ve terörizme finansman sağlayanlara karşı yaptırım uygulanmasını zorunlu kılan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1267 nolu kararına karşı, Türk mahkemesinin, terörist finansörü olarak kayıtlara geçen Yasin El-Kadı’nın mal varlığı üzerindeki dondurma kararını iptal etmesi eleştirilmiştir.

Daha önceki raporlarda olduğu gibi 2006 yılı raporunda da diğer ülke değerlendirmelerin de Türkiye’ye yönelik terörist faaliyetlerin varlığına değinilmektedir Bu ülkeler, Azerbaycan, Belçika, Kıbrıs, Almanya, Hollanda Rusya, İsviçre, Irak, Tunus gibi ülkelerden oluşmaktadır.

Sonuç

Kongreye sunulmak üzere Amerika Birleşik Devletleri, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (National Counterterrorism Center- NCTC) tarafından hazırlanan Terör Raporunda, dünya genelinde terörle ilgili geniş değerlendirmeler yapılmaktadır. Terör olayları büyük oranda ABD menfaatleri ve ilişkileri açsından ele alınmaktadır. Türkiye’de ki terör olayları da ABD menfaatlerini ilgilendirdiği ölçüde irdelenmektedir.

Rapor, Türkiye’nin 40 yıldan beri terör beraber yaşadığını, terör olaylarının Türklere yabancılara ve özelliklede ABD personeline yöneldiğini belirtmekte, Türkiye’deki terör örgütlerini, Marksist-Leninist Sol Örgütler, Radikal İslamcı, Kürt Kökenli Bölücü Örgütler ve Çeçenistan Yanlısı örgütler olarak sıralamaktadır.

İlginç olarak raporlarda; Türkiye’nin Irak müdahalesi sırasında takındığı tavıra değinilmezken, Türkiye’nin Irak ve Afganistan’daki koalisyon güçlerine verdiği destek, bu ülkenin yeniden inşası için gösterdiği gayret ve bu alanda ABD ile her konuda uyumlu çalışması büyük bir övgüyle anlatılmaktadır. Türkiye’de bulunan ABD askeri varlığı, personel ve menfaatlerinin Türkiye tarafından çok iyi korunduğu ayrıca belirtilmektedir.

Raporda özellikle terörün tanımın sadece Türklere ve Türk Devletine yapılan saldırılar olarak tanımlanması ve bazı terörist grupların (örneğin Çeçenleri) Türkiye’de faaliyet göstermesi üstü kapalı olarak eleştirilirken genel olarak Türkiye’…

Dr. Adil ÇELİK

Şu an okuduğunuz bu yazı , tam olarak 1.135 defa görüntülenmiş.

Sende Görüşünü Bildir

You must be Logged in to post comment.