Home » Uygarlıklar Tarihi » Amerikan Tarihi – Bölüm V

Amerikan Tarihi – Bölüm V

BATI’YA DOĞRU GENİŞLEME VE BÖLGESEL ANLAŞMAZLIKLAR“Batı’ya git genç adam ve ülke ile birlikte büyü.”

John Soule, 1851


Birleşik Devletler’e o güne kadar uluslar ailesinde eşitlik tanınmamış olduğu için, 1812 Savaşı bir açıdan ikinci bir bağımsızlık savaşıydı. Savaşın sona ermesiyle, genç cumhuriyetin Devrimden beri karşı karşıya kaldığı pek çok ciddi sıkıntı da ortadan kalkmış oldu. Anayasa çerçevesindeki ulusal birlik, özgürlük ve düzen arasında bir denge sağladı. Ulusal borçların düşüklüğü ve keşfedilmeyi bekleyen bir kıta sayesinde, ulusun önünde barış, gönenç ve toplumsal gelişme olasılıkları belirdi.

BİRLİĞİN KURULMASI

Ticaret ulusal birliği pekiştiriyordu. Savaşın neden olduğu sıkıntılar, pek çok kişiyi, yabancı rekabete kendi kendilerine karşı koyabilmeleri için Amerikan imalatçılarının korunması gerektiği konusunda ikna etti. Çok kimse, ekonomik bağımsızlığın en az siyasal bağımsızlık kadar önemli olduğunu ileri sürüyorlardı. Kongre liderlerinden Kentuckyli Henry Clay ve South Carolinalı John C.Calhoun, kendi kendine yeterliği teşvik etmek amacıyla bir korumacılık siyaseti uygulanmasını istediler. Bu çerçevede, Amerikan endüstrisinin gelişmesini sağlamak için ithalata sınırlamalar getirilecekti.

Gümrük tarifelerini yükseltmenin tam zamanıydı. Vermont ve Ohio çobanları, İngiliz yünü bolluğuna karşı korunmak istiyorlardı. Kentucky’de pamuk çuvalı yapmak üzere yerli keneviri dokuma endüstrisi, İskoç çuval endüstrisinin tehdidi altındaydı. Şimdiden bir demir izabe merkezi olarak zenginleşmiş bulunan Pennsylvania’nın Pittsburgh kenti, İngiliz ve İsveçli demir ihracatçılarının karşısına çıkmak için can atıyordu. 1816’da kabul edilen gümrük tarifesi, imalatçıları gerektiği ölçüde himaye edebilecek oranda resimler koymuştu. Ayrıca, Batılılar da, onları Doğu’daki kentlere ve limanlara bağlayacak bir ulusal yol ve kanal ağı kurulmasını savunuyorlar ve sınır bölgelerindeki arazinin yerleşime açılmasını istiyorlardı. Ancak, New England’dan ve Güney’den gelen muhalefet yüzünden, yerel gelişme çabalarında federal hükümetin de rol oynamasını sağlamakta başarılı olamadılar. Yollar ve kanallar, 1916 tarihli Federal Anayollar Yasası kabul edilene kadar, eyaletlerin görev alanında kaldı.

Bu sırada, Yüksek Mahkeme’nin aldığı birkaç karar, federal hükümetin konumunu büyük ölçüde güçlendirdi. Sadık bir Federalist olan, Virginialı John Marshall, 1801’de yüksek mahkeme başkanlığına geldi ve 1835’te ölene kadar bu görevde kaldı. Onun başkanlığından önce zayıf bir kuruluş olan mahkeme, Kongre’yle ve başkanla eşit konumu paylaşan güçlü bir yargı organına dönüştü. Marshall, birbirini izleyen tarihi kararlarda bir temel ilkeden hiç şaşmadı: Anayasa’nın egemenliğini korumak.

Marshall, kararlarıyla Anayasa’nın anlamına ve uygulanmasına biçim veren bir dizi Yüksek Mahkeme üyelerinin ilkiydi. Uzun görev süresi sona erdiğinde, mahkeme yaklaşık 50 anayasal davada karar vermiş bulunuyordu. Marshall, en ünlü kararlarından birini verdiği Marbury-Madison (1803) davasında, Yüksek Mahkeme’nin, Kongre ya da eyalet yasama organları tarafından kabul edilen her yasanın anayasaya uygunluğunu inceleme hakkına tartışılmaz biçimde kesinlik kazandırdı. Hükümetin saklı Anayasal yetkileri konusunda eskiden beri var olan soruna ilişkin McCulloch-Maryland (1819) davasında, daha önce Hamilton tarafından ortaya atılmış bulunan, Anayasa’nın hükümete açıklıkla belirtilenlerin ötesinde zımnen de yetkiler verdiği yolundaki kuramı kararlı bir biçimde savundu.

KÖLELİĞİN YAYILMASI

O güne kadar kamunun pek az dikkatini çekmiş bulunan kölelik konusu, ulusal bir sorun olarak gittikçe çok daha fazla önem kazanmaya başladı. Cumhuriyetin, Kuzey’deki eyaletler tarafından kölelere hemen ya da aşama aşama özgürlük verildiği ilk yıllarında, liderlerin çoğunluğu köleliğin giderek ortadan kalkacağını sanıyorlardı. George Washington 1786’da “köleliği yavaş yavaş, kesin ve farkına varılmayan aşamalarla ortadan kaldıracak” bir plan hazırlanmasını içtenlikle istediğini yazmıştı. Üçü de Virginialı olan Jefferson, Madison ve Monroe ile diğer önde gelen Güneyli liderler de buna benzer açıklamalar yapmışlardı. Kölelik, Kuzeybatı Torpakları’nda 1787 tarihli Kuzeybatı Kararnamesi ile yasaklanmıştı. Uluslararası köle ticaretinin yasaklandığı 1808’de bile, pek çok Güneyli devlet adamı köleliğin yakında ortadan kalkacağına inanıyordu. Bu beklentiler gerçekleşmedi; çünkü, yeni ekonomik öğeler köleliği 1790’dan önce görüldüğünden daha da karlı bir duruma getirince, Güney bir kuşak sonra, bölünmez bir kitle halinde kölelik kurumunun savunuculuğunda birleşti.

Eli Whitney’in 1793’te, tohumları pamuktan ayıran çırçır makinesini icat etmesinden sonra yeni pamuk türleri geliştirilmesinin teşvikiyle Güney’de pamuk endüstrisinin büyük bir atılım içine girmesi, anılan öğelerin başında geliyordu. Aynı zamanda, dokuma endüstrisini büyük çaplı bir imalat dalı konumuna getiren Endüstri Devrimi de, ham pamuk talebini önemli oranda arttırdı. Buna ek olarak, 1812 yılından sonra Batı’da geniş bir arazinin yerleşime açılmasıyla, pamuk üretimine yönelik topraklar da çoğaldı. Pamuk üretimi, hızlı bir biçimde, Doğu’daki kıyı eyaletlerinden Güney’in büyük bir kesimi üzerinden Mississippi deltasına ve oradan da Texas’a kaydı.

Bir başka emek-yoğun ürün olan şeker kamışı da, Güney’de köleliğin yayılmasına katkıda bulundu. Güneydoğu Louisiana’daki verimli ve sıcak toprakların, karlı olarak şeker kamışı üretmek için en elverişli ortamı oluşturduğu anlaşıldı. 1830’a gelindiğinde ülkedeki şeker arzının yaklaşık yarısını bu eyalet sağlıyordu. Son olarak, tütün üreticileri de batıya doğru ilerleyip köleliği beraberlerinde taşıdılar.

Kuzey’in özgür toplumu ile Güney’in köle toplumu batıya doğru yayıldıkça, batı topraklarında kurulan eyaletler arasında kabaca bir eşitliğin korunması, siyasal açıdan yararlıymış gibi göründü. Illinois’nin Birlik’e kabul edildiği 1818’de, 10 eyalet köleliğe izin veriyor, 11 eyalet yasaklıyordu; fakat, Alabama’nın da bir köle eyaleti olarak kabulü ile eşitlik sağlandı. Kuzey’de nüfusun daha hızlı artması, Temsilciler Meclisi’nde bu eyaletlere açık bir çoğunluk kazandırıyordu. Senato’da ise, Kuzey ve Güney arasındaki eşitlik korunmuş durumdaydı.

1819 yılında, 10.000 kölesi bulunan Missouri, Birlik’e katılmak için başvuruda bulundu. Kuzeyliler, Missouri’nin ancak özgür bir eyalet olursa kabul edilmesi için bir araya geldiler ve ülkede yaygın bir protesto fırtınası koptu. Kongre çalışmaları bir süre tıkandı; fakat, Henry Clay Missouri Uzlaşması diye bilinen anlaşmayı sağladı. Buna göre, Missouri bir köle eyaleti olarak, özgür bir eyalet olan Maine ile aynı zamanda kabul edildi. Kongre ayrıca, Louisiana Alımı sonucu kazanılan, Missouri’nin güney sınırının kuzeyindeki arazide köleliği yasakladı. Bu karar o günlerde Güney eyaletleri için bir zafer gibi görülmüştü; çünkü, bu “Büyük Amerikan Çölü”nde kesinlikle kimsenin yerleşmeyeceği düşünülüyordu. Anlaşmazlık geçici olarak çözümlenmişti. Yine de, Thomas Jefferson bir arkadaşına gönderdiği mektupta “bu büyük sorun, gecenin ortasında bir şimşek gibi beni uyandırdı. Bir an için, Birlik’in sonunun geldiğini düşündüm” diye yazmıştı.

LATİN AMERİKA VE MONROE DOKTRİNİ

XIX. yüzyılın başlarında, Orta ve Güney Amerika devrime yöneldi. İngiliz kolonileri özgürlüklerine kavuştuklarından beri, özgürlük kavramı Latin Amerika halkını hareketlendiriyordu. Napoleon’un 1808 yılında İspanya’yı fethi, Latin Amerikalıların ayaklanmaları için bir işaret oluşturdu. 1822’ye gelindiğinde, Simon Bolivar, Francisco Miranda, Jose de San Martin ve Miguel Hidalgo’nun başarılı önderliğinde, güneyde Arjantin ve Şili’den kuzeyde Meksika ve California’ya kadar tüm İspanyol Amerikası, anavatandan bağımsızlık kazanmış bulunuyordu.

Birleşik Devletler halkı, kendilerinin Avrupa boyunduruğundan kurtulma deneyimlerinin yinelenmesi gibi görülen Latin Amerika bağımsızlık hareketine karşı büyük ilgi duydular. Latin Amerika’daki bağımsızlık hareketleri, kendi kendini yönetim konusundaki inançlarını destekliyordu. Kamunun büyük baskısı karşısında 1822’de, Başkan James Monroe’ya, aralarında eski Portekiz kolonisi Brezilya’nın da bulunduğu yeni Latin Amerika devletlerini tanıma yetkisi verildi ve kısa zamanda karşılıklı olarak elçiler gönderildi. Anılan tanıma işlemi, onların yasal konumlarını, Avrupa ile mevcut eski bağlarını tümüyle koparmış gerçek bağımsız ülkeler olarak pekiştirdi.

Bu sıralarda, Rusya, Prusya ve Avusturya, kendilerini devrime karşı korumak amacıyla, Kutsal İttifak denilen bir birlik kurdular. İttifak, zaman zaman Fransa’nın da katılımıyla, halk hareketlerinin krallıkları tehdit ettiği ülkelere müdahalede bulunarak, isyan dalgasının kendi sömürgelerine de yayılmasını önlemeyi umuyordu. Bu siyaset, halkın kendi geleceğini kendi belirlemesi yolundaki Amerikan ilkesinin karşıt tezini oluşturuyordu.

Kutsal İttifak’ın faaliyetleri sadece Eski Dünya’da yer aldığı sürece, bu durum Birleşik Devletler’de kaygı yaratmıyordu. Ancak, İttifak, eski kolonilerin İspanya’ya geri verilmesine ilişkin niyetini açılayınca, Amerikalılar bundan büyük kaygı duydular. Latin Amerika ile ticaretin çok büyük çıkar sağladığı İngiltere de, kendi açısından, İspanya’nın imparatorluğunu yeniden kurmasını önlemeye kararlıydı. Londra, Latin Amerika’ya verilmiş bulunan İngiliz-Amerikan garantilerinin uzatılmasını zorluyordu. Buna karşılık, Dışişleri Bakanı John Quincy Adams, Monroe’yu tek taraflı harekete geçmeye ikna etti: “Bir İngiliz savaş gemisinin izinde giden bir filika olmaktansa, ilkelerimizi açıkça Rusya’ya ve Fransa’ya bildirmemiz hem daha içten hem de daha saygın bir davranış olur.” İngiliz donanmasının Latin Amerika’yı Kutsal İttifak’a ve Fransa’ya karşı savunacağını öğrenen Başkan Monroe, Aralık 1823’te Kongre’deki yıllık konuşmasını fırsat bilerek, Avrupa’nın Amerikalar üzerindeki egemenliğini daha fazla yaymasını reddeden ve ileride Monroe Doktrini olarak tanımlanacak olan açıklamasını yaptı:

…Amerika kıtaları, bundan böyle Avrupa güçlerinden herhangi birinin gelecekteki kolonileştirmesine konu olamaz.

Kendi siyasal sistemlerini bu yarı kürenin herhangi bir yerine yaymak için yapacakları her girişimi, barış ve güvenliğimiz için tehlike olarak görürüz.

Herhangi bir Avrupa gücünün mevcut kolonilerine ya da onlara bağlı topraklara hiç müdahale etmedik ve etmeyeceğiz. Buna karşın, bağımsızlığını ilan etmiş ve sürdürmüş olan ve bağımsızlığını tanımış bulunduğumuz hükümetler aleyhine, onları baskı altına almak ya da geleceklerini herhangi bir biçimde denetlemek amacıyla herhangi bir Avrupalı güç tarafından girişilecek herhangi bir müdahaleyi, Birleşik Devletlere karşı dostluk dışı bir davranıştan başka bir hareket gibi göremeyiz.

Monroe Doktrini, Latin Amerika’daki bağımsızlığına yeni kavuşmuş cumhuriyetlere karşı bir dayanışma duygusunun açıklanmasıydı. Buna karşılık olarak, anılan ülkeler de yeni anayasalarını çok kez Kuzey Amerika modelini örnek alıp hazırlayarak, Birleşik Devletler’e karşı duydukları siyasal yakınlığı sergilediler.

HİZİPLEŞME VE SİYASAL PARTİLER

Monroe’nun başkanlık yılları (1817-1825) ülke içindeki “iyi duygular dönemi” olarak tanımlandı. Bir bakıma, anılan deyim, hareketli bir hizipler ve bölgeler arası çatışmalar dönemini gizliyordu; diğer yandan da, Cumhuriyetçi Parti’nin, çöküp ulusal bir güç olmaktan çıkmış bulunan Federalist Parti karşısındaki siyasal zaferinin kabulü anlamına geliyordu.

Federalistlerin gerilemesi, başkan seçimi yöntemini de karıştırdı. O yıllarda, eyalet yasama organları başkan adayı gösterebiliyorlardı. Tennessee ve Pennsylvania 1824’te Andrew Jackson’u başkanlığa, South Carolina Senatörü John C.Calhoun’u da başkan yardımcılığına aday seçti. Kentucky, Temsilciler Meclisi Başkanı Henry Clay’ı; Massachusetts, Dışişleri Bakanı John Quincy Adams’ı; Kongre’de oluşturulan bir gurup ta, Maliye Bakanı William Crawford’u aday gösterdi.

Kişilikler ve bölgesel bağlılıklar seçim sonuçları üzerinde önemli rol oynadı. New England’da ve New York’un çok bölgesinde Adams ikinci seçmenlerin oy çokluğunu sağladı; Clay Kentucky, Ohio ve Missouri’de; Jackson Güneydoğu, Illinois, Indiana, North Carolina, South Carolina, Pennsylvania, Maryland ve New Jersey’de; Crawford da Georgia ve Delaware’de seçimi kazandılar. Hiçbir aday İkinci Seçmenler’in oy çokluğunu elde edemeyince, Anayasa hükümleri gereğince karar, Clay’ın çok etkili olduğu, Temsilciler Meclisi’ne kaldı. Onun desteklemesi sonucunda Adams başkanlığa getirildi.

Adams’ın başkanlığı sırasında yeni parti düzenlemeleri ortaya çıktı. Adams‘ın yandaşları “Ulusal Cumhuriyetçiler” adını alıp sonradan bunu “Whigler” olarak değiştirdiler. Adams, dürüst ve etkin bir yönetim gösterdiyse de halk tarafından pek tutulmuyordu; görev süresi de düş kırıklıklarıyla dolu oldu. Bir ulusal yol ve kanal ağı kurma çabaları başarısız kaldı. Görevdeki yılları, yeniden seçilmeye yönelik uzun bir kampanya gibi geçti; soğuk bir aydın görünümünde olması da ona pek fazla dost kazandırmadı. Jackson ise, onun aksine, kökleri eski başkanlardan Jefferson, Madison ve Monroe günlerine kadar uzanan Cumhuriyetçi Parti’den çıkmış bulunan ve Demokrat Parti adı verilen kuruluştaki yandaşları başta olmak üzere halk tarafından çok seviliyordu. Jackson, 1828 seçimlerinde ezici bir ikinci seçmen çoğunluğu elde ederek Adams’ı yenilgiye uğrattı.

Tennesseeli bir siyasetçi, Kızılderili savaşçısı ve 1812 Savaşı’nda New Orleans Çatışması kahramanı olan Jackson, Batı’daki küçük çiftçilerin ve oylarını Endüstri Devrimi’nden sonra gelişmiş olan ticaret ve imalatla ilişkili çıkar çevrelerine direnmek amacıyla kullanmak isteyen Doğulu işçiler, zanaatkarlar ve küçük tüccarların desteğini sağlamıştı.

1828 seçimleri, daha yaygın seçmen katılımı sağlanması eğiliminde önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Vermont, Birlik’e girdiğinden beri erkeklere genel oy kullanma hakkı tanımıştı; Tennessee de, vergi mükelleflerinin büyük bir çoğunluğuna seçme hakkı vermişti. 1807-1810 arasında, New Jersey, Maryland ve South Carolina, emlak sahibi ve vergi mükellefi olma koşullarını kaldırmışlardı. 1815’ten sonra Birlik’e katılan eyaletlerde, ya beyaz erkeklere genel oy kullanma hakkı verilmiş ya da düşük vergi mükellefiyeti koşulu getirilmişti. 1815-1821 arasında Connecticut, Massachusetts ve New York tüm emlak sahibi olma koşullarını kaldırdılar. 1824’te, İkinci Seçmenler, hala altı eyaletin yasama organları tarafından seçiliyorlardı. 1828’de, başkanı belirleyecek ikinci seçmenler, Delaware ve South Carolina dışındaki tüm eyaletlerde halk oyuyla seçiliyorlardı. Hiçbir olay, bu demokratik eğilimi, renkli bir kişiliği bulunan Andrew Jackson’un seçilmesi kadar gözler önüne sermemişti.

İPTAL BUNALIMI

Birinci görev döneminin sonuna doğru Jackson, korumacı gümrük tarifeleri konusunda South Carolina eyaletini karşısına almak zorunda kaldı. Eyaletteki ticaret ve tarım çıkar çevreleri, Jakson’un başkanlık yetkisini, uzun süredir muhalefet ettikleri gümrük tarifesi yasalarını değiştirmek için kullanacağını umuyorlardı. Onların düşüncelerine göre, himayenin tüm getirilerinden Kuzey’deki imalatçılar yararlanıyor ve ülke genelde zenginleşirken, daha yüksek fiyatların yükünü büyük çiftlik sahiplerinin çektiği South Carolina yoksullaşıyordu.

Kongre’nin kabul edip Jackson’un 1832’de onayladığı korumacı gümrük tarifesi yasası daha ılımlı koşullar taşımakla birlikte, eyalette pek çok kişi daha fazla öfkelenmişti. Buna karşılık olarak, çok sayıda South Carolinalı, eyaletlerin “iptal” hakkı ilkesini ileri sürdüler. Anılan ilke, 1832’ye kadar Jackson’un başkn yardımcılığını yapmış olan John C.Calhoun tarafından “South Carolina Yorumu ve Protestosu” (1828) ile ortaya atılmıştı. South Carolina, 1828 ve 1832 gümrük tarifelerini eyalet sınırları içinde geçersiz sayan İptal Kararnamesi’ni yayınlayarak duruma el koydu. Eyalet yasama organı ayrıca, kararnamenin uygulanması amacıyla, askeri güç oluşturup silahlandırma yetkisini de içeren bir yasa kabul etti.

İptal konusu, federal hükümete karşı eyaletlerde görülen bir dizi meydan okuma hareketinin sadece en yenisiydi. Hemen hemen cumhuriyetin kuruluşundan beri, ulusal hükümetin eyaletler üzerindeki yetkileri ve vatandaşların kime bağlı olacağı konularında süregelen bir çekişme vardı. Sözgelimi, 1798 tarihli Kentucky ve Virginia Kararları ile Yabancılar ve İsyan Yasası’na karşı çıkılmış, New England’da Hartford Toplantısı’nda, Başkan Madison’a ve İngiltere ile savaşa karşı muhalefetini açıklamıştı.

Jackson, South Carolina’nın tehdidine karşılık olarak, Kasım 1832’de Charleston’a yedi küçük askeri tekne ve bir savaş gemisi gönderdi. 10 Aralık’ta, iptalcilere karşı sert bir bildiri yayınladı. Başkan, South Carolina’nın “ayaklanmanın ve vatana ihanetin eşiğinde” olduğunu ilan edip atalarının uğruna savaştığı Birlik’e bağlılıklarını yinelemeleri için eyalet halkına çağrıda bulundu.

Gümrük tarifeleri konusu yeniden Kongre’ye geldiğinde, sadece bir kişinin, yani korumacılığın büyük savunucusu (ve Jackson’un siyasal rakibi) Senatör Henry Clay’ın Kongre’de bir uzlaşma kararı aldırabileceği kısa bir süre içinde anlaşıldı. Clay tarafından taslağı hazırlanan ve 1833’te hemen kabul edilen yasaya göre, ithal edilen malların değerinin yüzde yirmisini aşan tüm resimler, küçük aşamalarla azaltılacak ve 1842’ye gelindiğinde tüm mallardan alınan resimler ılımlı 1816 tarifesi düzeyine indirilmiş olacaktı.

South Carolina’daki iptalci liderler, diğer Güney eyaletlerinin de kandilerini destekleyeceğini beklemişlerdi; fakat, istisnasız tüm Güney, eyaletin davranışının akıl dışı ve anayasaya aykırı olduğunu açıkladı. South Carolina kararını aşamalı olarak geri aldı. Buna karşın, iki tarafdazafer kazandığını ilan etti. Jackson, federal hükümetin Birlik’in egemenliğine bağlılığını sağlamıştı. Buna karşın, South Carolina, sergilediği direnme sayesinde, taleplerinin çoğunu elde etmiş ve tek bir eyaletin bile isteklerini Kongre’ye kabul ettirebileceğini göstermişti.

BANKA ÇATIŞMASI

İptal sorunu henüz çözümlenmeden, Jackson’un liderliğini zorlayan yeni bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Sorun, ikinci bir Birleşik Devletler Bankası kurulması için izin verilmesiydi. İlk banka, Alexander Hamilton’un teşvikiyle 1791’de kurulmuş ve 20 yıllık bir süre için imtiyaz verilmişti. Hisselerinin bir kısmı hükümetin elinde bulunmakla birlikte, bu bir kamu bankası değildi; özel bir kuruluş olan bankanın karı hisse sahiplerine dağıtılıyordu. Para değerinde istikrar sağlamak ve ticareti teşvik etmek amacıyla kurulmuştu; fakat, aralarında Missouri Senatörü Thomas Hart Benton’un da bulunduğu Batılılar ve işçiler, bankaya, birkaç güçlü kişiye özel çıkarlar bağışlayan bir “canavar” gözüyle bakıyorlardı. 1811 yılında sona eren imtiyazı bir daha yenilenmemişti.

Bunu izleyen birkaç yıl süresince, bankacılık işlemleri eyaletlerin imtiyaz vermiş olduğu bankalara bırakıldı; onlar da, aşırı miktarda para basarak büyük karışıklık yarattılar ve enflasyonu arttırdılar. Eyalet bankalarının ülkeye istikrarlı bir para sağlayamayacağı her geçen gün daha iyi anlaşılıyordu. 1816’da, birincisi benzeri ikinci bir Birleşik Devletler Bankası’na 20 yıllık imtiyaz verildi.

İkinci Banka, kurulduğu günden başlayarak, yeni eyaletler ve yerleşim bölgeleri ile pek varlıklı olmayan halk tarafından tutulmadı. Karşıtları, ülkenin borçları ve parası üzerinde bankanın neredeyse tekel sahibi olduğunu ileri sürüyorlar ve sadece birkaç varlıklı kişiye hizmette bulunduğu iddiasını yineliyorlardı. Banka, genel olarak, iyi yönetiliyor ve değerli hizmetlerde bulunuyordu; ancak, banka muhaliflerinin başı olarak seçilen Jackson, imtiyazı yenileyen yasayı veto etti. Kongre’ye gönderdiği yazıda tekeli ve özel ayrıcalıkları kınayarak, “eşit himaye ve eşit ayrıcalıklar ile yetinmeyen zenginlerimiz, onları Kongre kararıyla daha da zenginleştirmemizi istediler” dedi. Vetoyu aşma çabaları da başarısız oldu.

Banka sorunu, bunu izleyen seçim kampanyasında, tüccarlar, imalatçılar ve genelde sıkı para politikası ve yüksek faiz oranları uygulanmasını isteyen kredi kuruluşlarının oluşturduğu parasal çıkar çevreleri ile, çok kez bankalara borçlandıkları için para arzının arttırılmasını ve faiz oranlarının düşürülmesini yeğleyen işçi ve tarım kesimi arasında temel bir ayrılığa neden oldu. Seçimler “Jacksonculuk”un coşkulu bir destek görmesiyle sonuçlandı. Jackson, 1832’de yeniden seçilmesini, bankayı geri dönülmez bir biçimde ezmek için kendisine halk tarafından verilen bir görev olarak değerlendirdi ve bankanın imtiyaz belgesindeki kamu fonlarının geri çekilmesine yetki veren hükmü hazır bir silah gibi kullandı. Eylül 1833’te, hükümet fonlarının artık bankaya yatırılmamasını ve halen bankada bulunan fonların da giderek hükümet giderlerinde kullanılmak için çekilmesini emretti. Bankanın yerine, özenle seçilen ve kesin sınırlamalarla bağlanan eyalet bankaları kullanılacaktı. Anılan gelişmeleri izleyen kuşak boyunca, Birleşik Devletler, göreli olarak düzensiz bir eyalet bankacılığı sistemi altında yaşadı ve bu da ucuz krediler yoluyla batıya yayılmayı hızlandırdı, ama, ulusta zaman zaman paniğe yol açtı. Birleşik Devletler’de, İç Savaş’a kadar bir ulusal bankacılık sistemi kurulmadı.

WHIGLER, DEMOKRATLAR VE “HİÇBİR ŞEY BİLMEYENLER”

Jackson’un siyasal muhalifleri, aralarında zıtlaşmayla bir başarı elde edemeyecekleri için, mutlu olmayan tüm kesimleri “Whigler” adı verilen bir ortak partide toplamaya çalıştılar. 1832 seçimlerinden hemen ardından örgütlenmekle birlikte, görüş ayrılıklarını giderip bir program hazırlamaları on yıl sürdü. Whigler arasındaki en parlak devlet adamları olan Henry Clay ve Daniel Webster’in çekiciliği sayesinde parti güçlü bir taban oluşturdu. 1836 seçimleri sırasında Whigler yine de tek bir kişinin ya da programın ardında birleşemeyecek derecede bölünmüş durumdaydılar. Jackson’un başkan yardımcılığını yapmış olan New Yorklu Martin Van Buren seçimi kazandı.

Bir ekonomik bunalım ve selefinin destansı kişiliği Van Buren’in erdemlerini gölgeledi. Gerekli liderlik özellikleri bulunmadığı ve Jackson’un her fırsatta sergilediği becerilere sahip olmadığı için halkta hiçbir coşku uyandırmıyordu. 1840 seçimlerine gelindiğinde ülke sıkıntılar içindeydi, ücretler düşüktü ve Demokratlar savunmaya çekilmişlerdi.

Whiglerin başkan adayı Ohiolu William Henry Harrison, çok sevilen bir Kızılderili çatışmaları ve 1812 Savaşı kahramanıydı. Jackson gibi o da demokratik Batı’nın temsilcisi sayılıyordu. Başkan yardımcısı adayı Virginialı John Tyler’in eyaletlerin haklarına ve düşük gümrük tarifelerine ilişkin görüşleri Güney’de çok taraftar buluyordu. Harrison büyük bir zafer kazandı.

68 yaşındaki Harrison göreve başladığından bir ay sonra ölünce Tyler başkan oldu. Tyler’in görüşleri, hala ülkedeki en etkili kişiler olan Clay ve Webster’in görüşlerinden kesinlikle ayrıydı. Bu görüş ayrılıkları, daha Tyler’in görev süresi sona ermeden, onunla onu seçen parti arasında büyük bir kopukluğa neden oldu.

Amerikalılar arasında ise, Whiglerle Demokratlar arasındaki basit parti çatışmalarından daha karmaşık bölünmeler vardı. Sözgelimi, XIX. yüzyılın ilk yarısında, genellikle İrlandalı ve Alman olan çok sayıda Katolik göçmen, ülkede doğmuş Protestan Amerikalılar arasında tepki yaratıyordu.

Göçmenler, Amerika kıyılarına garip yeni gelenekler ve dinsel uygulamalardan daha çok şeyler getirmişlerdi. Doğu kıyılarındaki kentlerde, iş bulmak için yerel halkla rekabete giriştiler. Ayrıca, 1820’lerde ve 1830’larda oluşan siyasal değişiklikler yabancıların siyasal gücünü arttırdı. Anılan yirmi yıl içinde, eyalet anayasaları beyaz erkeklere genel oy kullanma hakkı tanıyacak biçimde değiştirilmişti. Böylelikle egemenlikleri sona eren soylu siyasetçiler, iktidardan düşmelerinin suçunu göçmenlere yüklediler. Sonuçta, Katolik Kilisesi’nin alkol kullanımını önleme hareketini desteklememesi, Roma’nın Birleşik Devletler’i alkol aracılığı ile bozmaya çalıştığı iddialarına yol açtı.

Bu dönemde sayısı çoğalan yerli üstünlüğü örgütlerinin en önemlisi, 1849’da kurulan gizli Yıldızlarla Bezenmiş Bayrak Örgütü’ydü. Örgüt üyeleri kimliklerini açıklamak istemeyince onlara hemen “Hiçbir Şey Bilmeyenler” adı takıldı. Hiçbir Şey Bilmeyenler 1853’te New York’ta bir Büyük Konsey toplayıp eyalet örgütlerini denetleyecek yeni bir anayasa hazırladılar.

Hiçbir Şey Bilmeyenler’in temel amaçlarından biri, vatandaşlığa alınma süresinin beş yıldan 21 yıla çıkarılması ve yabancı ülke doğumlu Katoliklerin kamu görevine seçilmesinin yasaklanmasıydı. Örgüt 1855’te New York ve Massachusetts yasama organlarının yönetimini ele geçirmeye başardı; aynı yıl içinde yaklaşık 90 ABD Kongre Üyesi bu partiye bağlanmıştı.

Kölelik konusundaki görüş ayrılıkları, partinin ulusal siyasette bir rol oynamasını engelledi. Güneyli Hiçbir Şey Bilmeyenler köleliği desteklerken, Kuzeyli üyeler buna karşı çıkıyorlardı. 1856’da başkan ve başkan yardımcısı adaylarını belirlemek için yapılan Kongre toplantısında, Missouri Uzlaşması’nın desteklenmesi için verdikleri bir öneri göz ardı edilince 42 Kuzeyli temsilci oturumdan ayrıldı ve partinin bir ulusal güç olarak varlığı sona erdi.

REFORM KIMILDANMALARI

Jackson’un seçilmesiyle siyasette kendini gösteren demokratik hareketlenmeler, tüm vatandaşlar için daha geniş haklar ve fırsatlar sağlanmasına yönelik Amerikan çabalarının sadece bir aşamasıydı. Bir başka aşama da işçilerin örgütlenmeleriydi. 1835’te Pennsylvania’nın Philadelphia kentindeki işçi örgütleri, “sabah karanlığından akşam karanlığına” kadar süren iş gününü, 10 saatlik çalışma gününe indirmeyi başardılar. New Hempshire, Rhode Island, Ohio ve Birlik’e 1850’de kabul edilmiş olan California eyaleti, buna benzer reformlar gerçekleştirdiler.

Her yöredeki açık fikirli devlet adamları, eğitimsiz ve cahil kalmış seçmenlerin genel oy kullanma hakkı karşısında bir tehdit oluşturduklarını anladıkları için, seçme hakkının yaygınlaştırılması, şimdiden yeni bir eğitim kavramı oluşturulmasına yol açmıştı. New York’ta DeWitt Clinton, Illinois’de Abraham Lincoln ve Massachusetts’te Horace Mann, şimdi işçi örgütleri tarafından destekleniyorlar ve bu örgütlerin liderleri, parasız eğitim veren, vergi gelirleriyle desteklenmiş olan ve tüm çocuklara açık bulunan okullar kurulmasını talep ediyorlardı. Giderek, birbiri ardından her eyalette, bunun gibi parasız eğitim kurumları açılmasına yönelik yasalar kabul edildi. Devlet okulu sistemi ülkenin tüm kuzey bölgelerinde yerleşti. Buna karşın, devletçe eğitim sağlamasına yönelik çabalar ülkenin diğer bölgelerinde yıllarca sürdü.

Aynı dönemde ortaya çıkan bir başka toplumsal hareket de, alkol satılmasına ve kullanılmasına karşı muhalefet ya da alkol kullanımını önleme hareketiydi. Dinsel inançlar, alkolün iş gücü üzerindeki etkileri ve aşırı içki içenlerin kadınlara ve çocuklara karşı şiddet kullanıp onlara eziyet çektirmeleri gibi çeşitli kaygılar ve dürtüler anılan hareketi doğurdu. Boston’daki din adamları 1826’da Alkol Kullanmamayı Teşvik Derneği’ni örgütlediler. Dernek, yedi yıl sonra Philadelphia’da bir ulusal kongre düzenledi ve bu kongrede Amerikan Alkol Kullanmamayı Teşvik Birliği kuruldu. Birlik, tüm alkollü içeceklerin kullanımından vazgeçilmesi için çağrıda bulundu ve bunların üretiminin ve satışının yasaklanması için eyalet yasama organlarına baskı yapmaya başladı. 1855’e gelindiğinde on üç eyalet bu çağrıya uymuş olmakla birlikte, daha sonraları mahkemelerde bu yasalara karşı çıkıldı. Anılan yasalar yalnız New England’da yürürlükte kaldı; fakat, yine de, ılımlı alkol kullanımını önleme hareketi, 1830-1860 döneminde Amerikalıların kişi başına alkol tüketimini azalttı.

Reformcuların el attıkları diğer konular arasında hapishanelere ilişkin sorunlar ve akıl hastalarının bakımı da vardı. Cezalandırmaya önem verilen hapishanelerin, suçluların ıslahına yönelik kurumlara dönüştürülmesi için çaba harcandı. Dorothea Dix, Massachusetts’te berbat durumdaki yoksul evlerine ya da hapishanelere kapatılmakta olan akıl hastaları için daha iyi koşullar sağlanmasına yönelik çabaların önderliğini yaptı. Massachusetts’te istediği düzeltmeleri elde ettikten sonra, kampanyasını Güney’e taşıdı ve 1845-1852 arasında dokuz eyalette akıl hastaları için hastaneler kuruldu.

KADIN HAKLARI

Yukarıda sayılan toplumsal reformlar, pek çok kadını, kendilerinin toplum içindeki eşitlikten uzak konumlarını düşünmeye yöneltti. Evli olmayan kadınlar, koloni günlerinden beri erkeklerin yararlandıkları yasal hakların çoğuna sahiplerdi; ancak, gelenekler uyarınca genç yaşta evlenmeleri gerekiyordu. Evlenen kadınlar da, yasalar karşısındaki bireysel kişiliklerini hemen hemen tümüyle yitiriyorlardı. Kadınların oy kullanmalarına izin verilmediği gibi, eğitimleri de XVII. ve XVIII. yüzyıllar boyunca, okuma, yazma, müzik, dans ve nakışla sınırlı kalmıştı.

Kadınların uyanışı, İskoçyalı konferansçı ve gazeteci Francis Wright’in Amerika’yı ziyaretiyle başladı. Wright, 1820’ler süresince, Birleşik Devletler’in her yerinde halkın önünde kadın haklarının savunuculuğunu yaptı. Kadınların halk önünde konuşmalarının çok kez yasaklandığı o günlerde, Wright, görüşlerini açıkça ortaya atmakla kalmadı, aynı zamanda, kadınların doğum kontrolü ve boşanma konularında bilgi edinme hakları olduğunu ileri sürerek dinleyicilerini şaşkına uğrattı.

1840’larda bir gurup Amerikalı kadın biraraya gelerek ilk kadın hakları hareketini başlattılar. Bu seçkin gurubun en ünlü kişisi Elizabeth Cady Stanton’dı. 1848’de, Cady Stanton ve bir başka kadın hakları savunucusu olan Lucretia Mott, New York’un Seneca Falls kasabasında, dünya tarihinde ilk kez, bir kadın hakları kongresi düzenlediler. Kongreye katılan temsilciler, kanun karşısında erkeklerle eşit haklar, oy kullanma hakkı ve eğitim ve istihdamda fırsat eşitliği talep eden bir bildiri yayınladılar.

Aynı yıl, Polonyalı bir göçmen olan Ernestine Rose, New York eyaletinde, kadınların taşınmaz mallarının mülkiyetini evlendikten sonra korumalarına izin veren bir yasa çıkarılmasına ön ayak oldu. Ülkede bu konuda kabul edilen ilk yasalardan biri olan Evli Kadınların Mülkiyet Yasası, diğer eyalet yasama organlarının da benzeri yasalar çıkarmalarını teşvik etti.

Rose 1869’da, kadınlara seçme hakkı verilmesine yönelik bir anayasa değişikliği yapılmasını isteyen Kadınların Oy Hakkı Ulusal Derneği’ni (National Woman Suffrage Association – NWSA) kurmaları sırasında Elizabeth Cady Stanton ile önde gelen bir başka kadın hakları savunucusu Susan B.Anthony’ye yardım etti. Adı geçen iki kadın, bu hareketin en açık sözlü savunucuları konumuna geldiler. Cady Stanton, yaptıkları işbirliğini, “ben yıldırımları hazırlıyordum, o da fırlatıyordu” diye tanımlamıştı.

BATIYA DOĞRU

Amerikan yaşamının biçimlenmesinde sınır bölgesinin büyük etkisi oldu. Tüm Atlas Okyanusu kıyı bölgesinde egemen olan koşullar, yeni yerleşim bölgelerine göçü teşvik etti. Kıtanın iç kesimlerindeki zengin topraklardan yararlanmak amacıyla, toprağın verimli tahıl ürünü alınmasına elverişli olmadığı New England’daki çiftliklerinden ve köylerinden ayrılan yerleşimciler, akın akın bu yörelere geldiler. Kıyı bölgesi pazarlarına ulaşımı sağlayacak yollar ve kanallar olmadığı için sıkıntı çeken ve büyük çiftilik sahiplerinin siyasal üstünlüğünden zarar gören, North Carolina, South Carolina ve Virginia’daki küçük çiftçiler de batıya doğru harekete geçtiler. 1800’e gelindiğinde, Mississippi ve Ohio Nehirleri’nin vadileri, büyük bir sınır bölgesi olmaya başlamıştı. “Haydi bakalım gidiyoruz. Ohio’da nehir boyunca ilerliyoruz” (Hi-o, away we go, floating down the river on the O-hi-o) şarkısı, binlerce göçmenin dilinde dolaşır oldu.

XIX. yüzyılın başlarında nüfusun batıya akması sonucu, eski topraklar bölündü ve yeni sınırlar çizildi. Yeni eyaletler kabul edilince, siyasal harita Mississippi Nehri’nin doğusunu dengeledi. 1816-1821 arasında altı yeni eyalet yaratıldı: Indiana, Illinois ve Maine (özgür eyaletler) ile Mississippi, Alabama ve Missouri (köle eyaletleri). İlk sınır yerleşim bölgesi Avrupa’ya, ikinci ise kıyı yerleşim bölgelerine yakından bağlıydı; buna karşın, Mississippi Vadisi bağımsızdı ve halkı da doğuya değil batıya yönelmişti.

Sınır bölgesi yerleşimcileri değişik bir gurup oluşturuyorlardı. Bir İngiliz gezgin onları şöyle tanımlamıştı: “berbat kulübelerde yaşayan atılgan, dayanıklı insanlar…Kaba saba ama konuksever, yabancılara karşı anlayışlı, dürüst ve güvenilir kimseler. Biraz mısır, balkabağı ve domuz yetiştiriyorlar; bazen bir iki inekleri oluyor…Tüfekleri ise yaşamlarını sağlamaktaki temel araç.” Balta sallamakta, tuzak hazırlamakta, olta kullanmakta çok becerikli olan bu insanlar, ormanlarda yeni patikalar belirlediler, ilk kütük kulübeleri kurdular ve topraklarını işgal ettikleri Kızılderililerle karşı karşıya geldiler.

Vahşi bölgelere giderek çoğalan sayıda yerleşimci girdikçe, bunların avcılık yapan büyük kesimi aynı zamanda çiftçiliğe yöneldi. Kulübelerin yerini, camlı pencereleri, bacası ve ayrı odaları olan kütük evler aldı; dereden su kullanmak yerine kuyular açıldı. Çalışkan yerleşimciler, hemen topraklarını ağaçlardan temizliyor, çıkan odunu kül elde etmek için yakıyor ve kökleri de çürümeye bırakıyorlardı. Kendi tahıllarını, sebzelerini ve meyvalarını kendileri yetiştiriyorlar; ormanda geyik, yabani hindi avlıyor, bal topluyorlar; yakınlarındaki akarsularda balık avlıyorlar; inek ve domuz besliyorlardı. Arazi spekülatörleri, bol bol ucuz toprak alıp fiyatlar yükselince bunları satıyor ve daha batıya doğru göç ederek yerlerini yeni gelecek olanlara bırakıyorlardı.

Çiftçileri kısa bir süre sonra doktorlar, avukatlar, dükkan sahipleri, gazeteciler, vaizler ve siyasetçiler izledi. Yine de koşullara en dayanıklı olanlar çiftçilerdi. Yerleştikleri yerde kalmayı düşünüyor ve çocuklarının da oradan ayrılmayacağını umuyorlardı. Büyük ahırlar, tuğla ya da ahşap evler kurdular. Daha iyi cins hayvanlar getirdiler, toprağı beceriyle sürdüler ve verimli tohumlar ektiler. Bazıları un değirmenleri, bıçkıhaneler ve damıtma evleri kurdular. Dayanıklı yollar yaptılar, kiliseler ve okullar kurdular. Birkaç yıl içinde büyük bir dönüşüm görüldü. Sözgelimi, Illinois’nin Chicago kenti 1830 yılında, gelecek vaad etmeyen ve kalesi olan bir ticaret köyünden başka bir şey değildi; buna karşılık, ilk yerleşimcilerin pek çoğu ölmeden önce, ülkedeki en zengin kentlerden biri konumuna gelmişti bile.

Çiftlik sahibi olmak kolaydı. 1820’den sonra, kamu arazisi yarım hektarı 1,25 dolara satın alınabiliyor; 1862 tarihli Yerleşim Yasası’nın kabulünden sonra ise araziyi işgal edip işlemek yeterli oluyordu. Kaldı ki, toprak işleme aletleri de kolaylıkla sağlanabiliyordu. John Soule’nin yazdığı ve gazeteci Horace Greeley’in ün kazandırdığı gibi, “genç insanların batıya gidip ülke ile birlikte büyüyebilecekleri” günler yaşanıyordu.

Tarımsal bölge sınırlarının batıya doğru ilerlemesi, Meksika’nın elinde bulunan Texas dışında, 1840 yılına kadar Missouri’nin ötesine geçmedi. Birleşik Devletler, Amerikan vatandaşlarının 5 milyon doları bulan hak iddialarına karşılık, 1819’da İspanya’dan hem Florida’yı hem de Oregon bölgesi üzerindeki haklarını aldı. Bu sırada, Uzak Batı, büyük ölçüde kürk ticareti yapılan bir alan konumuna gelmiş ve bu faaliyet, kürklerin değerinin çok ötesinde bir önem kazanmıştı. Kürk tüccarları, Mississippi Vadisi’nde Fransızlar tarafından keşifler yapıldığı günlerde olduğu gibi, Mississippi’nin batısına geçen yerleşimcilere bir kılavuzluk görevinde bulunuyorlardı. Fransız, İskoçyalı ve İrlandalı kürk hayvanı avcıları, büyük nehirler ve kolları boyunca yeni keşifler yaparak ve Rocky ve Sierra Dağları’ndaki tüm geçitleri bularak, 1840’lardaki göç hareketine ve ondan sonraki yıllarda da ülkenin iç kesimlerinin işgaline olanak yarattılar.

Tüm olarak ele alınırsa, ülke olağanüstü oranda büyümüştü: nüfus 1812’de 7,25 milyonken 1852’de 23 milyonu aşmıştı ve yerleşime elverişli arazinin yüzölçümü de 4,4 kilometre kareden 7,8 milyon kilometre kareye yükselerek, Avrupa’nın yüzölçümüne erişmişti. Buna karşın, kesimler arasındaki anlaşmazlıkların doğurduğu sorunlar çözülmemiş olarak bekliyordu ve 1860’lara gelindiğinde iç savaş patlak verecekti. Ayrıca, batıya doğru yayılma sonucu yerleşimciler, kaçınılmaz olarak, bölgenin yerli halkıyla, yani Kızılderililerle çatışıyorlardı.

XIX. yüzyılın ilk yarısında, bu çatışmalara adı karışan en ünlü kişi, Beyaz Saray’da görev yapan ilk “Batılı” olan Andrew Jackson’dı. 1812 Savaşı’nın tam ortasında, o sıralarda Tennessee milis güçlerinin komutanı olan Jackson güney Alabama’ya gönderildi ve oradaki Creek Kızılderlilerinin ayaklanmasını acımasızca bastırdı. Bundan kısa bir süre sonra Creekler topraklarının üçte ikisini Birleşik Devletlere terk ettiler. Jakson, bundan sonra da, Seminole Kızılderilileri çetelerini, İspanya’ya ait bulunan Florida’daki barınaklarından uzaklaştırdı.

Başkan Monroe’nun Savaş bakanı olan John J.Calhoun 1820’lerde, eski Güneydoğu’da geri kalan kabileleri yerlerinden alıp Mississippi’nin ötesine yerleştirme siyaseti güttü. Jackson da, başkan olarak aynı siyaseti sürdürdü.

Kongre 1830’da, doğudaki kabilelerin Mississippi’nin ötesine taşınması için ödenek sağlayan, Kızılderililerin Yerlerinden Alınması Yasası’nı kabul etti. 1834’te, şimdi Oklahoma olan bölgede, özel bir Kızılderili arazisi belirlendi. Jackson’un görev yaptığı iki dönem süresinde, kabileler toplam 94 andlaşma imzaladılar ve milyonlarca hektarlık araziyi federal hükümete devrederek düzinelerle kabileyi atalarından kalma yerleşim bölgelerinden kopardılar.

Bu talihsiz tarihin en kötü bölümü, batı North Carolina ve Gerogia’daki toprakları 1791’den başlayarak andlaşma ile güvence altına alınmış bulunan Cherokeelerle ilgili olanıdır. Doğulu kabileler arsında en çok gelişmişi olan Cherokeelerin kaderi , 1829’da arazilerinde altın bulunmasıyla kesin biçimde çizildi. Yüksek Mahkeme tarafından lehlerine bir karar alınmasının da pek fazla yardımı olmadı. Jackson hükümetinin göz yumması üzerine Cherokeeler 1835’te Oklahoma’ya doğru uzun ve acımasız bir yürüyüşe başladılar. “Gözyaşı Yolu” olarak bilinen yürüyüş sırasında pek çokları hastalıktan ve yolluktan öldüler.

SENECA FALLS

İlk feministlerden Elizabeth Cady Stanton, 1840 yılında Londra’daki bir kölelik karşıtı kongrede, köleliğin kaldırılması hareketinin hararetli bir savunucusu olan Lucretia Mott ile tanıştı ve böylece kendisine bir müttefik kazandı. Kongre başladığında, ikisi de kadın temsilcilerin katılmasının istenmediğini anladılar. Konuşmalarına ve kongre salonuna girmelerine izin verilmeyince Cady Stanton ve Mott, salondan çıkıp diğer kadın temsilcileri de beraberlerinde götürerek bu davranışı protesto ettiler. Cady Stanton, bunun ardından, kadınların toplumsal, vatandaşlıktan doğan ve dinsel haklarını ele alacak bir kadın hakları kongresi toplanması için Mott’a bir öneride bulundu. Kongrenin yapılması sekiz yıl ertelendi ve Cady Stanton ile Mott, 1848’de New York’un Seneca Falls kasabasında ilk kadın hakları kongresini düzenlediler.

Cady Stanton, toplantı sırasında, Bağımsızlık Bildirgesi’ni temel alan bir “Görüşler Bildirgesi” sunarak, erkek egemenliği altındaki kadınların 18 yakınma konusunu dile getirdi. Yakınmalar arasında şunlar vardı: Evli kadınlar, onlara kötü davranan kocalarını terk ederler ya da boşanmaya kalkışırlarsa, çocukları üzerinde hakları olmuyordu. Bir kadın boşanırsa, yazarlık ya da öğretmenlik yapmazsa, çalışarak para kazanmasına olanak yoktu. Bir kadın mahkemede kocası aleyhine tanıklık yapamazdı. Fabrikalarda çalışan kadınların, ücretlerini kendilerine ayırmaya hakları yoktu; bunu kocalarına vermek zorundaydılar. Bir kadın evlendiğinde, bekarken sahip olduğu emlak hemen kocasınınkilere katılıyordu. Emlak sahibi olan bekar kadınlar vergi verdikleri halde bu vergileri koyan yasama organı üyelerini seçme hakları yoktu – ki bu uygulama, Amerikan kolonilerinin Büyük Britanya’dan ayrılmalarının temel nedenlerinden birini oluşturmuştu.

Kongreye katılanlar, seçme hakkı dışındaki tüm kararları oybirliğiyle aldılar. Karar ancak, köleliğin kaldırılması hareketi eylemcisi bir siyah olan Frederick Douglass’ın, kadınların oy kullanma hakkını hararetle destekleyen konuşmasından sonra onaylandı. Yine de katılımcıların çoğunluğu, kadınların oy kullanması düşüncesini kabullenememişti.

Cady Stanton, Seneca Fallas’ta, kadın hakları konusunda başarılı bir yazar ve konuşmacı olarak ün kazandı. Yıllar sonra, kadınların, erkeklerle eşit konuma gelme amaçlarını, oy kullanma hakkı bulunmaksızın hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceklerini daha işin başında anlamış olduğunu açıkladı. Köleliğin kaldırılması yanlısı bir reformcu olan William Lloyd Garrison’nı kendine model almış ve herhangi bir çabada başarıya, parti çalışmasıyla değil kamu oyunu değiştirmekle erişilebileceğini görmüştü. Kadınları, sıkıntısını çektikleri adaletsizlikler karşısında uyandırdığı için, Seneca Falls toplantısı, gelecekteki değişikliklerin bir aracısı oldu. Onun hemen ardından, kadın haklarını konu alan yeni kongreler de düzenlendi ve siyasal ve toplumsal eşitlik hareketlerinde başka kadınlar da öne çıktılar.

Kaynak: http://ankara.usembassy.gov/

Şu an okuduğunuz bu yazı , tam olarak 188 defa görüntülenmiş.

Etiketler:

comment closed