Home » Yakın Türkiye Tarihi » Darbe Geliyorum Demez

Darbe Geliyorum Demez

27 Mayıs 1960 Darbesi:

DP iktidarını devirmek üzere TSK içinde ilk gizli örgütlerin kimler tarafından ve hangi yıl kurulduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Bu konuda tespit ettiğimiz ilk girişim, Kurmay yarbay Ateşdağlı’nın 1951 yılındaki girişimidir. 1952 yılında Harp Okulu öğrencisi Muzaffer Özdağ ve arkadaşları tarafından kurulan gizli örgüt DP iktidarına karşı kurulmuş bir örgüt değil, sivil iktidarlara karşı kurulmuş uzun vadede iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan, Türkçü – popülist eğilimli bir örgüttür. Bu örgüt varlığını 27 Mayıs 1960’a kadar sürdürmüş ve ihtilale katılmıştır. Fakat 27 Mayıs 1960 ihtilalini gerçekleştiren ekibin nüvesi 1954 Kasımında Tuzla Uçaksavar Okulunda, Yüzbaşı Orhan Kabibay ve Yüzbaşı Dündar Seyhan tarafından atılmıştır.[1]

Ankara ve İstanbul’da gösteriler devam ediyordu. Bu gösterilerin en meşhuru, 555-K şifresi ile fısıltı gazetesi yöneticileri tarafından Ankara’da yapıldı. Şifre, “5. ayın 5. günü saat 5’te Kızılay’da anlamına geliyordu. Bu gösteri sırasında Bayar, Menderes ve Koraltan trafik yüzünden yürümek zorunda kalınca kalabalık tarafından taciz edilmişlerdi. Göstericiler arasında sivil giyinmiş genç subaylar da vardı.[2]

CHP’nin ve muhalif basının faaliyetlerini araştırmak için kurulan Meclis Tahkikat Komisyonu çalışmalarını üç ay içerinde tamamlayacağını bildirmesine rağmen çalışmalarına başlayalı bir ay olduktan sonra hükümetin kararı ile kapatıldı.

Meclis son oturumunu 25 Mayıs’ta yaptı. Son kavgalar da bitti. Meclisin 20 Haziran’a kadar tatile girmesine karar verildi. Menderes o akşam bazı açılışlar yapmak üzere Eskişehir’e gitti. Saat 19.00 civarında geldiği şehirde yine coşkuyla karşılandı. Fakat kendisini selamlamak üzere dizilmiş bekleyen subayların, selamlarını almak üzere arabasını yavaşlattığında birden arkalarını dönmeleri Menderes’i yaralamıştı.[3]

Menderes her ne kadar CHP’nin darbe peşinde olduğunu çok öncelerden bilse de halka olan aşırı derecedeki güveni ve özellikle orduya beslediği derin muhabbetten ötürü askerin böyle bir darbeye yeşil ışık yakmasının mümkün olmadığına inanıyor bunu her vesile ile yakın çevresinde dile getiriyordu. Oysa Menderes Eskişehir’e gittiğinde Ankara’da bazı askeri çevreler ertesi gün yapılacak olan darbenin planlarını yapıyorlardı. Artık ok yaydan çıkmıştı bir kere…

26 Mayıs’ı 27 Mayıs’a bağlayan gece saat 23:15’te planların hazırlanmasına başlanır. Ulay’ın (Tuğgeneral Sıtkı Ulay) odasında planlama çalışmasına katılanlar, Madanoğlu, Ulay, İrfan Baştuğ, Albay Müçteba Özden, Yurdakuler, Kuytak, Kurmay Albay Nusret Özselçuk, Kurmay Albay Mithat Ceylan, Kurmay Albay Cevat Kırca, Ekrem Acuner, Kurmay Albay Tevfik Ercan, Kurmay Yarbay Memduh İnceoğlu, Kadri Kaplan, Dündar Taşer, Solmazer ve Yüzbaşı Recep’tir.[4]

Toplantı başlarken Madanoğlu bir konuşma yapmış, ihtilalden sonra hiçbir görev alınmayacağı, diktatörlük kurulmayacağı, ölenlerin çocuklarına bakılacağına dair kendisine söz verilmesini istemiştir. Plan hazırlanırken Türkeş, radyodan okunacak metni hazırlamıştır. Bu metne çok önem verilmektedir. “NATO’ya ve CENTO’ya bağlıyız” ifadesi üzerinde tartışılmıştır. Ancak bir Amerikan müdahalesinden çekinildiği için bu ifadenin kalmasında yarar görülmüştür. Okan da “görülen lüzum üzerine” diye başlayan bir ultimatom hazırlamıştır. 3 saat süren planlama 02.30’da bitmiştir.[5]

Sabah saat 05.25’te Ankara Radyosu’ndan Alparslan Türkeş’in ihtilali açıklayan sesi duyuldu:

“Sevgili Vatandaşlar,

Bugün demokrasinin içine düştüğü buhran ve müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekata Silahlı Kuvvetlerimiz, partileri içine düştükleri anlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.

Girişilmiş olan bu teşebbüs hiçbir şahsa ve veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında tecavüzkar bir fiile müsaade etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların partilerin üstünde, aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlatarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir. Kabineye mensup şahsiyetlerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sığınmalarını rica ederiz. Şahsi emniyetleri kanunun teminatı altındadır. Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz: Gayemiz, Birleşmiş Milletler anayasasını ve insan hakları prensiplerine tamamıyla riayettir. Büyük Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO’ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulhtur”.[6]


38 kişiden oluşan cuntanın içinde 8 yüzbaşı, 10 binbaşı, 7 yarbay, 8 albay ve çoğunlukla sonradan işe dahil edilen 5 general bulunuyordu. Bu subaylar, uzun bir süre önce darbe kararı almışlar, bunun için planlar yapmışlar ve emirlerindeki askerî birlikleri bu iş için kullanmışlardı. Bildiri, darbenin gerekçesini “Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgalarına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini eline almıştır.” ifadesi ile temellendiriyordu.[7]

Bu gerekçelerin tamamı “bahane” idi. Bahsedilen “son müessif hadiseler”, Nisan ayı içinde DP iktidarının kurduğu tahkikat komisyonunun başlattığı tartışmalarla, CHP’nin sokağa inmesinden ibaretti. Bugünün CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da genç bir CHP’li olarak katıldığı bu olaylar, gerginliği tırmandırmıştı. Ama, darbe yapanlar bu işe son olaylar üzerine değil, aylar öncesinde karar vermişti. Ortada CHP aracılığıyla halka yayılan mide bulandırıcı söylentiler vardı. Üniversite gençlerinin öldürüldüğü, mezbahalarda kıyma makinesinden geçirildiği, bir kısmının da gömüldükten sonra üzerine beton ve asfalt döküldüğü söyleniyordu. Amaç infial yaratmak olunca, akıl ve mantık sınırları dışına çıkan söylentileri, birilerinin niyeti bozduğu şeklinde anlamamız gerektiğini, 27 Mayıs bize öğretmiş oldu. Nitekim 27 Mayıs sonrasında mezbahalarda araştırmalar yapıldı, asfaltlar sökülerek altında ceset arandı. 27 Mayıs öncesinde yaşananların hepsi, Cunta’nın yönetime el koymasının bahanesi olduğuna göre soru şu olmalı: Gerçek sebep neydi?[8]

Mustafa KÖSE

Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Bölümü


[1] ÖZDAĞ, a.g.e., s. 75

[2] APUHAN; a.g.e., s.154

[3] A.g.e., s. 155

[4] ÖZDAĞ, a.g.e., s. 192

[5] a.g.e., s. 193

[6] a.g.e., s.230

[7] Mümtaz’er TÜRKÖNE, 27 Mayıs Toplumun ve Siyasetin Çöküşü, Zaman Gazetesi, 27 Mayıs 2006

[8] TÜRKÖNE, a.g.m.

Sende Görüşünü Bildir

You must be Logged in to post comment.