Home » Yakın Türkiye Tarihi » Demeokrat Parti’nin Kuruluşu

Demeokrat Parti’nin Kuruluşu

I. BÖLÜM

DEMOKRAT PARTİ’NİN KURULUŞU


Cumhuriyet sonrası Türk siyasi hayatında çok partili sisteme geçiş denemesinde 17 Kasım 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve 12 Ağustos 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası ile somut bir başarı kaydedilememiş, devrim yasalarına zarar verebileceği endişesiyle bu süreç ileriki yıllara ertelenmiştir. Türkiye’de bu sürecin başlaması 1946 yılını bulacaktır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada esen demokrasi rüzgarları ve geniş açılımlı değişim modeli Türkiye’yi de etkilemiştir. Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı İnönü, 19 Mayıs 1945’de Bayram sebebiyle yaptığı konuşmada, Türk siyasi hayatında demokrasi ilkelerinin daha geniş ölçüde hüküm sürmesi gerektiğini belirtmiş, 1 Kasım 1945 günü Meclis açış konuşmasında da hükümet partisi karşısında bir muhalefet partisinin gereğine değinmiştir[1]

Demokrat Parti 7 Ocak 1946’da kuruldu. Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından kurulan partinin Genel başkanlığına Celal Bayar getirildi. Aynı gün partinin program ve tüzüğü de açıklandı. Aslında dışarıdan bakıldığında, DP ile CHP programı arasında önemli ve ciddi bir fark bulmak zordu. DP programı iki ana görüş etrafında kaleme alınmıştı: Partinin siyasal amacı ülkede demokrasinin geniş ve ileri ölçüde gerçekleşmesini sağlamaktı. Temel hak ve özgürlüklere geniş yer verilmişti. Bu arada dernek kurma özgürlüğü vurgulanmış, tek dereceli seçim sistemi talep edilmiş ve seçim güvenliği üzerinde önemle durulmuştu. Ekonomik faaliyetlerde ise özel girişimin ve sermayenin esas olduğu belirtiliyordu. Parti laikliği dinsizlik biçiminde anlamıyordu ve din özgürlüğünün diğer özgürlükler kadar önemli olduğunu savunuyordu.[2]

7 Ocak 1946’da kurulan Demokrat Parti’nin, Halk Partisi ile halk önünde ilk karşılaşması Temmuz 1946 seçimlerinde oldu. Demokrat Parti, 465 Milletvekilliği için 273 aday göstermişti. Bunlardan 62’si seçilebildi. Fakat parti, seçimleri yolsuz bularak itiraz etti. Nitekim meclis 12 Ağustos’ta normal çalışmalarına başladığı zaman, pek çok seçim itirazları ile karşılaştı. 36 vilayete ait seçimlere toptan itiraz edildi. Ayrıca, 27 itiraz daha vardı. Komisyon, bütün bunları reddetti. Partinin bu devredeki itirazlarında, haklı noktalar olduğu söylenebilir. Meclis 5 Ağustos’ta toplanmıştı. Böylece Cumhuriyet devrinde, seçim yolu ile gelen ilk muhalefet, parlamentoda yerini almış bulunuyordu.[3]

DP, 21 Temmuz 1946’da yapılan seçimlerinin güvenli bir ortamda, şaibeden uzak geçmesi için gereken tedbirlerin alınmasını, denetim ve güvenliğinin tam olarak sağlanmasını, seçimlerde usulsüzlüğün olmamasını, Cumhurbaşkanlığı ile parti başkanlığının birbirinden ayrıştırılmasını gündeme getirmiştir. Buna rağmen Türk demokrasi tarihinde 1946 seçimleri şaibeli seçimler olarak geçmektedir. Açık oy, gizli sayım usulü ve oy pusulalarının seçimden hemen sonra yakılması bu kanıya gerekçe olarak gösterilmiştir. DP, bu seçimlerde mecliste muhalefet partisi olarak 1950’ye kadar çalışmıştır.

A) 1950 Seçimleri ve DP’nin Seçim Zaferi:

1950 seçimleri öncesi Demokrat parti’nin en sık kullandığı seçim amblemi havaya kaldırılmış bir el ve üstte sağda yazılı olan “Yeter söz milletindir” sloganıydı. Bu slogan geniş halk kitlelerini kendine çekmesi konusunda bir hayli etkili ve başarılı olmuştur. 1946 seçimlerine itiraz etmesine rağmen bir sonuç alamayan Demokrat Partililer, 1950 seçimlerinde daha büyük bir azimle çalışmışlar ve halk üzerinde daha etkili olabilmenin çarelerini aramışlar, seçim çalışmalarına büyük bir önem vererek birçok miting düzenleyerek halka iç içe bir oldukları görünümünü vermişler; çeşitli vaatlerde bulunmuşlardır. Vaatleri genellikle demokrasi, kalkınma ve ekonomik refah eksenliydi.

14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti’nin (DP) iktidara gelmesi ile Türk tarihinde iktidar ilk kez seçim yolu ile el değiştirmiştir. DP, 4.241.393 oyla 408 milletvekili çıkarırken, 27 yıllık iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 3. 176. 561 oy alarak 69 milletvekili ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ana muhalefet partisi olarak girmiştir. Millet Partisi (MP) ise 240.209 oy ile 1 milletvekili çıkarabilmiştir.[4]

Cumhurbaşkanlığı koltuğuna 400’den fazla oy alan Celal Bayar seçilmiş, Refik Koraltan Meclis başkanı, Adnan Menderes kurulan yeni hükümetin başbakanı, Fuat Köprülü ise Hariciye Vekili yani Dışişleri Bakanı olmuştu. Bu dört isim bilindiği üzere 1945’teki “4’lü takrir” olarak bilinen meclis gurubuna verdikleri önergenin sahibidirler. Bu önerge antidemokratik uygulamaların son bulup demokratikleşmenin gerekliliğini ve demokratikleşen dünyaya uyum sağlamanın, seçimlerin serbestçe yapılabilmesini amaçlayan bir önerge idi. Bayar haricinde diğer üç isim partiden ihraç edilmiş, Bayar ise önce milletvekilliğinden daha sonra da partiden istifa ederek bu dört kişi DP’yi kurmuştu.

B) Demokratikleşme Yolunda Atılan Adımlar:

Demokrat Parti, iktidar olmadan önce henüz muhalefetteyken halka demokratik açılımlar yapacağı, hak ve özgürlükleri genişleteceği sözünü vermişti. İktidar olduktan sonra ise ilk icraatlarından biri 1932 yılından beri Türkçe okuma zorunluluğu getirilmiş olan ezanın Arapça olarak da okunabilmesi serbestisi olmuştur. Burada belirtilmesi gereken husus, ezanın Türkçe olarak okunmasının yasaklanmadığı, sadece Arapça okunabilmesi serbestisinin getirilmesidir. Radyoda dini program yasağı kaldırıldı, İlkokul 4 ve 5. sınıflarda daha önce dilekçe vererek okutulabilen din dersi artık dilekçeye gerek kalmaksızın verilmeye başlandı.

DP iktidarı 1950 Temmuzunda, 1932 yılında yürürlüğe giren eski kanunu değiştirmiş ve daha liberal içerikli bir yasayı yürürlüğe koymuştur. Yasa önemli değişiklikler getirmiştir. Gazete ve dergi çıkarmak için izin alma zorunluluğu kaldırılmıştır. Bildirimde bulunmak yeterlidir. Gazete sahiplerinin cezai sorumluluğu yoktur. Adı kötüye çıkmış kişilerin basında çalışmasını engelleyen ve eski kanunda yer alan hüküm kaldırılmıştır. Basın davaları özel mahkemelerin konusu olmuştur. DP iktidarı 1952 senesinde basın emekçilerinin hakkını gözeten bir hukuki düzenleme yapmıştır. 1952 Haziranında çıkan yasaya göre gazeteciler sendika kurabilecekler, sosyal güvenlik kapsamına alınacaklar, kıdem tazminatı ve iş sözleşmesine sahip olacaklardır.[5]

Vakıf kurma yönündeki engellerin kaldırılması, liberalleşme, dış kaynaklı yatırımların desteklenmesi, ekonomik kalkınma, istikrar, yol, su, elektrik ve diğer kamu hizmetlerindeki göreceli iyileştirme, istikrar ve refah artışı ilk yıllarda halkı hoşnut etmeye yetti. Köylerde atın ve çiftin yerini artık yavaş yavaş traktör almıştı. Tarımda modernleşmenin getirdiği avantajla ürün artışı sağlandı. Ekonomi ilk yıllarda dış destekli krediler sayesinde olumlu seyir izliyordu. Halkın refah seviyesi kademeli bir şekilde artış trendine girmişti. Sık sık halkla iç içe olmak ve yurdun birçok yerinde yapılan mitingler yoluyla halkla yakınlaşmak, kaynaşmak yolunda adımlar atılmış, geniş halk kitlelerinin teveccühü kazanılmaya gayret gösterilmiştir. Bu tür vakalar halkın daha önceleri alışık olmadığı durumlardı.

Mustafa KÖSE
Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Bölümü


[1] Mehmet KABASAKAL, Türkiye’de Siyasal Parti Örgütlenmesi 1908-1960, Tekin yayınevi, İstanbul, 1991, s. 137

[2] Cemil KOÇAK, v.d., Türkiye Tarihi 4 (Çağdaş Türkiye 1908-1980), Cem Yayınevi, İstanbul, 2005 , s.181

[3] Şevket Süreyya AYDEMİR, İhtilalin Mantığı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1973, s.164

[4] Ümit ÖZDAĞ, Menderes Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri ve 27 Mayıs İhtilali, Boyut Kitabevi, İstanbul 1997, s.19

[5] ÖZDAĞ, a.g.e., s.60

Şu an okuduğunuz bu yazı , tam olarak 328 defa görüntülenmiş.

comment closed