Prof. Halil Berktay
Şimdi de Fazıl Say ve Doğu Perinçek çıktı. Ulusalcılığın ironisi, biri İsviçre’ye yerleşecekken diğerinin İsviçre mahkûmiyeti. Bu gidişle hiç yazamayacağım asıl istediklerimi. Türk milliyetçiliğinin doğuş kinlerini. İttihatçıların insaniyet düşmanlığını, şiddet çılgınlığını, kana susamışlığını. Yok, yazarım, zira günümüzün İttihatçı hayranlarından oraya geçmek çok kolay. Yazarım da, biraz zaman alır işte.
Fazıl Say’ı sevmeyebilirsiniz. Çalışını abartılı, kişiliğini kaprisli bulabilirsiniz. Evet, başkaları 301. maddenin, Kerinçsiz ekibinin saldırısına uğrarken hep sustu. Kendisi Nâzım’ı (Ermeni kıyımı konusunda) sansürledi. Şimdi çıkıp sansürden yakınıyor.
Klasik müzik Cumhuriyetin modernite projesinin bir parçası oldu. Bunu da tartışabilirsiniz. Türkiye’deki klasik müzik çevreleri genellikle çok Atatürkçü. Benim için klasik müzik, zengin bir sanat türü, bir insanlık mirası. Birçok değerli icracı, orkestra şefi, öğretmen ve eleştirmen içinse çok daha fazlası : bir uygarlık, bir Batılılık ölçütü. Bir mutlaklık. 19. yüzyıl Avrupa antropolojisinin “ilkel”lere bakışından türeyen bir şekilde, diğer “geri” müzik türlerinin tamamen üstünde, apayrı bir yere koyuyorlar. “Laik” hayat tarzıyla özdeşleştiriyor; Mustafa Kemal’in Wilhelm Kempff ile görüşmesini, Bartok ve Hindemith’in Ankara’ya çağrılmasını (ve alaturkanın yasaklanmasını) yitirilmiş bir “altın çağ” nostaljisi içinde anıyorlar. Kendi payıma, bu duygu ve düşünce evreninin klasik müzik sevgisini paylaşıyor; o sevgiyi kuşatan ideolojik aksesuarları paylaşmıyorum.
Ama Fazıl Say paylaşıyor da olabilir bu bütünlüğü. Dahası, paylaştığı için ulusalcılarca bir koçbaşı olarak ortaya sürülmüş de olabilir, “irtica” kâbusuna karşı. Bir denge unsuru olarak. Kendi “ya sev ya terk et” kampanyalarını unutturmak için. Bakın, bizim de mağdurlarımız var, dercesine. Fazıl Say özünde sadece yaşam tercihini açıkladığı halde.
Gene de geriye, şu meseleler kalıyor.
Birincisi, Madımak korkunç bir olaydır. Bir zamanlar Süleyman Demirel “bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz” buyurmuştu. Ulusalcılık, Hrant’ın öldürülmesini ulusalcılıktan başka her şeye yıktı. AKP önderliği Sivas faciasını açıkça konuşabilme olgunluğundan uzak. Hepsi kötü. Metin Altıok’un şiirinin değilse bile fonda gösterilecek yangın filminin sansürlenmesi de bu kötülüğün bir parçası. Geç konuşmuş… Hiç mi konuşmasaydı ?
(Not 1 : 1915. 1978 Maraş. 1993 Madımak. Bir gün gelir, son ikisine de “sözde katliam” denir mi acaba ?)
İkincisi, devlet dairelerindeki İslâmî konformizm baskısı, hükümet açısından, sadece Fazıl Say’a değil, çokkültürlü bir yaşam zenginliği ve özgürlüğünün korunmasını isteyen herkese güven vermek gibi bir sorun yaratmıyor mu ?
Üçüncüsü, “Orhan Pamuk konusunda neden sustunuz ?” türü nisbet veya misillemelerin, ulusalcı partizanlıktan ne farkı var ? Neden herkes sadece “kendi” mağdurlarını savunsun ? Ben Orhan Pamuk’a çok yakın, Fazıl Say’dan uzağım. Ama şu anda asimetrik de olsa, kamusal alandaki bütün daralmalara karşı çıkamaz mıyım ?
Dördüncüsü, Fazıl Say’ı çürütmek adına öyle şeyler yazıldı ki… “Halka yabancı” müziğiyle alay etmeye kadar vardı. Atatürkçülüğün klasik müzik fetişizminin tam zıddında, klasik müziği yadsıyan, horlayan bir anlayış kendini sezdirdi. Hem de ne terimlerle ! Yer yer, Nazilerin “millî müzik” kampanyasını çağrıştıran.
Fazıl Say’ın Anadolu’da Debussy’nin Batık Katedral’ini açıklayarak çalmasını TRT’de izlemiştim. Tutkuluydu, netti, harikaydı. Böyle bir durulukla nasıl dalga geçilir ? Bu ucuz popülizm, karşısına aldığı devletçi otoritarizm ile, aynı milliyetçilik noktasında buluşmuyor mu ? Hep severek izlediğim “Genç Siviller” adına, bu gazetede hayli talihsiz bir yazı yayınlandı. O çiğ ve gıcık, yıldırıcı, farklılığa tahammülsüz sataşmaların, “liboş” ve “entel-dantel” söyleminden ne farkı var ?
(Not 2 : Bir Berna Moran yazısı, “Alafranga züppeden alafranga haine.” Ulusalcıların “hain”leri var. Ama bazı sivilcilerin de en azından “züppe”leri.)
İlkeli olmak bu kadar zor, aydın düşmanlığının yeni bir türüne sürüklenmek bu kadar kolay mı ?
Taraf Gazetesi
27 Aralık 2007
Şu an okuduğunuz bu


comment closed