Home » Makaleler, Yakın Türkiye Tarihi » Harp Yönetimi ve Atatürk

Harp Yönetimi ve Atatürk

1- ATATÜRK’ÜN YETİŞTİĞİ ORTAM

Yok olmamak için direnen ve başlangıçtan beri büyük olarak yaşadığına inanan bir toplumun üyesi olarak dünyaya gelen Atatürk’ün yetiştiği kültür çevresi ve sosyal ortam, sürekli mücadele içerisinde yaşamış, mücadelelerle yoğrulmuş Türk insanının ortamıdır. Atatürk’ün yetiştiği dönem, Türk Milleti için bütün değerleri ile birlikte var olmakla yok olma arasındaki ince çizgide yaşanılan bir dönemin kesitidir.

2- HARP YÖNETİMİ

Harbin yalnız bir askeri faaliyet olduğu dönemde harp yönetiminden anlaşılan, askeri harekatın yönetilmesiydi. Bu dönemde politika, askeri harekata uygun bir ortam sağlar, tarafları oluşturur, ekonomik ve sosyal değerler de gerekli ve yeterli bir askeri güç hazırlar ve bunu askeri stratejiye devrederek harp alanını askeri güce serbest bırakırdı.

Birinci Dünya Harbi’nden itibaren beliren yeni durumda ise politik, ekonomik ve sosyal güçler, askeri gücün hazırlanmasındaki yerini korumuş, fakat harp başladıktan sonra da mücadeleye daha yoğun şekilde devam etmiştir. Böylece harp yönetimi bütün güçleri kapsamına almış ve harbin yönetimi yalnız askeri harekatın yönetimi olmaktan çıkmış, topyekün toplumu ilgilendiren bir konu olmuştur.

2-A- Harp ve Politika

Günümüzde harp, kendisini milli güçlerin bütününün ortaya konması suretiyle yapılan bir mücadele olarak kabul ettirmiştir. Politika ise bu güçlerin geliştirilmesi, hareket tarzları üretilmesi, uygun hareket tarzı seçimi ve uygulanması işlevidir.

Politikanın hedefi milli hedef, harp yönetiminin hedefi ise milli hedefe ulaşma yolunda önemli bir engel veya aşama olan harbin hedefidir.

2-B- Harp Yönetimi ve Askeri Harekat Yönetimi

Harp yönetimi, harp hedefinin ele geçirilmesi için mili güçlerin kullanılmasıdır. Askeri harekat yönetimi ise askeri gücün (eğitim, moral, silah, teşkilat, disiplin) geliştirilmesi ile askeri strateji ve taktik seçimi ve uygulamasıdır.

2-C- Jeopolitik-Politika

Politika, harp yönetimi ve askeri harekat yönetimi, kendi düzeylerinde hareket tarzı üretirler. Bunlardan üst hareket tarzını üreten ve diğerlerine yön verecek olan politikanın dayanacağı bilgi ve yeteneğin temeli jeopolitiktir. Jeopolitik emrivakiler ve jeopolitik veriler dikkate alınmadan alınacak politik kararlar, harp yönetimini de, askeri harekat yönetimini de çıkmazlara sürükler. Politik kararlarda dikkate alınması gereken hususlar, jeopolitiğin değişmeyen unsurları olan coğrafi konum, fiziki coğrafi konum, fiziki coğrafya karakteri, coğrafi bütünlük, geniş alan ve jeopolitiğin değişen unsurları olan sosyo-kültürel, ekonomik, politik ve askeri değerlerdir.

Jeopolitiğin kara, hava, deniz kenar, kuşak olarak adlandırılan teorileri, dünya hakimiyeti ve dünya politikası üzerindeki global görüşlerden oluşur. Bu teoriler ülkeleri coğrafyalarına göre derece
derece etkiler ve her ülke bu teorilere göre oluşan global politikalardan etkilenir.

Sosyal, ekonomik, politik ve askeri unsurlara bağlı olarak, dünyada zamanla yer ve el değiştiren güç merkezleri meydana gelmiştir. Global politikayı yönlendiren, etkileyen dünya güç merkezlerinin
çizdiği yön ve bunun ülke çıkarları ile bağdaştırılması; üretilecek politikanın ana çizgilerini belirler.

3- ATATÜRK’ÜN HARP YÖNETİMİ


Atatürk’ün harp yönetimi ile ilgili düşünce ve uygulamalarının en önemli yönleri milli güç, hedefler ve bunları bağlayan hareket tarzlarıdır.

3-A- TÜRK KURTULUŞ HAREKETİNİN SAFHALARI

Türk Kurtuluş Hareketi olarak adlandırılan olaylar bir bütün teşkil eder. Bu mücadele üç değişik ve büyük olayın bütünüdür. Bunlar:

3-A-1- Egemenliğin Millete Devri (İktidar Tabanının Genişletilmesi)

Egemenliğin millete devri olayı, yönetimi altındaki insanların düşüncelerine ve görüşlerine sinmiş, kültürlerini, davranışlarını şekillendirmiş altı yüz yıllık bir imparatorluğa, ona adını veren bir aileye, aynı zamanda bütün imparatorluk kurumlarına yönelik bir harekettir. Egemenliğin millete devri, iktidar kaynağının değiştirilmesi, iktidar tabanının genişletilmesi suretiyle gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Bu özelliği Türk Kurtuluş Hareketi’nin meşruiyetini güçlendirir.

3-A-2- İstiklal Harbi

İstiklal Harbi, iktidar değişikliği ve inkılapların vazgeçilmez ilk adımı olmuştur. Milli Devletin coğrafyası, milletin bağımsızlığı İstiklal Harbi ile gerçekleştirilmiştir. İstiklal Harbi yeni Türk Devleti’ni dünyaya getiren temel olaydır.

3-A-3- İnkılaplar

İnkılaplar Dönemi’nin Amasya Kararları ile başladığı kabul edilebilir. Çağdaşlaşmanın ana unsurunu inkılaplarımız ve Atatürk İlkeleri oluşturur. Atatürk akılcılığı, tam bağımsızlığı, yurtta ve dünyada barışı, özgürlüğü, insan sevgisini ilke ve inkılaplarının harcı gibi kullanmıştır. Benimsenen ilke ve inkılaplarımızla gerçekleştirilen yenilenme yerleşmiş, gelenekleşmiş birçok alışkanlığın değiştirilmesi ile birlikte, çağın ihtiyacına cevap verecek zihniyet değişikliği ve yeni bir dünya görüşü oluşmuştur.

3-B- TÜRK KURTULUŞ HAREKETİNDE GÜÇLER


3-B1- Askeri Güç

Yunanlıların İzmir’e çıkmasından önceki Türk Kuvvetleri 20 piyade tümeni ve 4 süvari alayıdır. Mondros Mütarekesi’nde kadro olarak, Türk tümenlerine 2020 mevcut verildiği yıllarda, normal bir tümenin mevcudunun 7-10 bin arasında olması askeri bir görüş olarak kabul edilmiş ve uygulanmıştır. Nitekim Yunan tümenlerinin mevcutları 8-10 bindir.

Sosyal, ekonomik ve askeri güçsüzlüğüne rağmen Birinci Dünya Harbi’ne her şeyini vermiş olan Türk toplumunun karşılaştığı kötü sonuç; olumsuz psikolojik durum yaratmış, orduya güven azalmış ve firarlara sebep olmuştur. Firarlar asayişi büyük ölçüde sarsarak ikinci bir olumsuz durum yaratmıştır.

Deniz Kuvvetleri’ne ait bütün gemilere el konulmuş, gemiler, silahlarının atış tertibatları sökülmüş olarak kontrol altında tutulmuştur.

1919 yılında Kuva-yi Havaiye Müfettişliği, Harbiye Nezareti’ne bağlı olarak kurulmuştur. Müfettişliğin emrinde İstanbul, İzmir, Konya ve Erzincan’da tayyare istasyonları kurulması kararlaştırılmıştır. 1918’de Türk uçak personeli olarak 40 pilot, 52 gözetleyici ve toplam 92 uçak vardır. Bu uçakların çoğu düşman eline geçmemesi için yakılmıştır. Anadolu’da uçabilecek tek uçak yoktur. Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Yunanlıların 50, Türklerin 2 uçağı mevcuttur.

3-B2- Kuva-yi Milliye

Kuva-yi Milliye Türk Halkı’nın oluşturduğu milis kuvvetleridir. Bir diğer anlamı ile de milliyetçi nitelikteki siyasi ve askeri faaliyetlerin tümüdür. Batı Anadolu’da muntazam ordu teşekkül edinceye kadar Kuva-yi Milliye savunma gücünün esasını oluşturmuştur.

3-B3- Askeri Güçlerin Geliştirilmesi

Batı Anadolu’nun bir komuta altında birleştirilmesi ancak Temmuz 1920’de Bakanlar Kurulu Kararı ile Ali Fuat Paşa’nın Batı Cephesi Komutanlığı’na görevlendirilmesi ile mümkün olmuştur.

Sivas Kongresi’nden sonra milli müfrezelerin kuruluş ve çalışmaları ile ilgili olarak Müdafaai Hukuk Cemiyeti Teşkilat Nizamnamesi’ne lahika bir talimat yayımlanmış, savunma ile ilgili ilk plan 9 Ocak 1920’de kolordulara gönderilmiştir. Planda bütün kolordu ve tümenlere görevler verilmekte ve planın uygulanmasının emirle olacağı bildirilmektedir.

27.07.1920’de bir bildiri ile Kuva-yi Milliye’ye yeni bir şekil verilmiş, jandarma kuvvetlerine ve bölgedeki askeri kuvvetlere bağlanmıştır. Ordunun eğitimine harp içinde de devam edilmiş, yeni talimgahlar açılarak devamlı geliştirilmiştir.

3-B4- Silah ve Cephane Temini

İstiklal Harbi süresince silah, cephane ve malzeme ihtiyacı, Güney Cephesi’nden ve Doğu Cephesi’nden sevk edilenler, İstanbul ve dolaylarından kaçırılanlar, Sovyetler Birliği’nden gönderilenler, Fransa ve Almanya’dan satın alınanlar ile karşılanmıştır.

3-B5- Sosyal Güç

Birinci Dünya Harbi’ne 1.710.000 km2 arazi ve 22 milyon nüfus ile giren Osmanlı İmparatorluğu’ndan geriye Doğu Trakya ve Anadolu’da yaşayan 8-9 milyon Türk kalmıştır.

Halkın üzerinde etkili olabilen güçler; saray, din adamları ve ordu olmuştur. Halk, Balkan Harbi felaketine ve Birinci Dünya Harbi sonucuna rağmen, dininin ve devletinin koruyucusu olarak orduyu görmüştür.

Toplumda birtakım çıkar grupları mevcut olduğu halde kesin bir sınıf ayrılığı olmamıştır. Rusya’daki enternasyonal hareket, milliyetçi aydının milli duygularına, dinine bağlı halkın inançlarına ters düşmüş, Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki jeopolitik emrivakilerin yarattığı mücadelenin tarihi ve hatıralar, halkın ve aydının sağduyusunda komünizme karşı kuvvetli bir mukavemet yaratmıştır.

Sosyal gücün en önemli dayanaklarından birisi olan homojen bir yapıya sahip olma gereği İstiklal Harbi’nin başından itibaren benimsenmiş, harbin sonunda büyük ölçüde gerçekleşmiştir.

Sosyal gücün geliştirilmesi için harp şartlarının uygun olmamasına rağmen Ankara’da Maarif Kongresi toplanmış ve Atatürk açılışını yapmıştır. Zonguldak ve havalisindeki kömür işçilerinin sosyal durumunu düzelten, bu işçilere sosyal haklar ve sosyal güvenceler sağlayan kanun (Havza-i Fahime),

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çıkardığı ilk kanunlardan birisidir. Harpten sonraki inkılapların çoğunluğu da sosyal karakterdedir.

3-B6- Ekonomik Güç

Ülkenin ekonomik açıdan az da olsa, bir potansiyel değeri olduğu halde, yararlanılabilir ekonomik güç çok yetersizdi.

Mevcut demiryolları ile iskele ve limanlar İtilaf Devletleri’nin işgal ve kontrolünde olup, hiçbir ulaştırma birliği bulunmamaktaydı. Milli mücadeleye başlayanların dayandıkları hiçbir mali güç yoktu.

Osmanlı İmparatorluğu sanayii, İstanbul, Ege ve Marmara bölgelerinde toplanmış ve sanayinin %55’i İstanbul’da bulunuyordu. İşgal edilmeyen yerlerde un ve deri fabrikası ile Adana’da 4 pamuk ipliği fabrikası vardı.

Ekonomi tarıma dayalı olup, toprakların %90’ı nadaslı olarak tahıla tahsis edilmekteydi. Tarımda yararlanılan hayvan gücü büyük ölçüde kayba uğramıştı.

3-B7- Politik Güç


3-B7-1- İç Politik Güç

1908 Anayasası ümitleri gerçekleştirmemiş, yalnız mevzuat değişikliğinin özlenen hürriyeti ve kalkınmayı gerçekleştirmeye yetmeyeceği anlaşılmaya başlanmıştır.

Kurtuluş Hareketi’nin başlamasına kadar Türk siyasi hayatında iki parti hizmet almıştır. İttihat ve Terakki Fırkası ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası. Atatürk milli birliği sağlayabilmek, eski ayrılıklardan yeni hareketinin zarar görmemesi için her iki partiyi de reddettiğini ısrarla belirtmiştir.

3-B7-2- Kurtuluş Hareketinin Siyasi Kuruluşları

Bir federasyon niteliğinde olan Milli Kongre 29 Kasım 1918 günü merkezleri İstanbul’da bulunan 50’ye yakın çeşitli amaçlarla kurulmuş olan birçok cemiyetin biraraya gelmesi ile oluşmuştur.

İlk Müdafaai Hukuk Cemiyeti, Hariciye Nezareti’nde yapılan gizli bir toplantı sonucu kurulmuş, mukabil propaganda ve davanın dünya kamuoyuna duyurulması istenmiştir. Atatürk mevcut kuruluşlardan Müdafaai Hukuk’u benimseyerek ve geliştirerek diğer bütün siyasi kuruluşları buna dahil etme ve temsil ettirme başarısını göstermiştir. Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti, Sivas ve Erzurum Kongreleri’nde seçilen Heyeti Temsiliye’yi geliştirerek yenilemiş ve Heyeti Temsiliye bir icra organı haline gelmiştir.

3-B7-3- Dış Politik Güç

Dış politik gücün iki dayanağı vardır : Diğer güçler (askeri, sosyal, ekonomik) ve çıkar paralelliği.

İstiklal Harbi’nin başlangıcında diğer güçlerin yok denecek durumda bulunuşu, dış ülkelerle görüşmeler, anlaşmalar yapılmasına imkan vermemiştir. Dış politik güç, askeri güçle birlikte artmış, askeri başarılar politik güce destek olmuştur.

3-B8- Güç Birliği Çalışmaları

Milli mücadelenin başında bütün güçlere hakim bir siyasi otorite mevcut değildir. Başlangıçta varolan olan halk ve askeri otorite gücüne, sonradan Atatürk’ün kurduğu siyasi örgüt de katılmış ve önemli bir güç oluşmuştur. Atatürk, her hareketin ancak gelişmiş ve benimsenmiş bir düşünce temelinden doğacağını çok iyi teşhis etmiştir. Başarılardan yararlanarak bütün milletin düşünce yapısını güçlendirmiş ve yönlendirmiştir.

28 Mayıs 1919’da valiliklere, müstakil mutasarrıflıklara, kolordu komutanlıklarına gönderilen bir genelge ile İzmir ve Aydın’ın işgallerinin daha canlı ve sürekli olarak protesto edilmesi istenmiştir. Böylece kamu yetkilileri üzerinde etki sağlanmış, dava halka mal edilmiş, birlik sağlanmış ve İstanbul’a karşı vaziyet alınmıştır.

3-B9- Milli Gücün Oluşması

Milli gücün unsurları; askeri güç, ekonomik güç, sosyal güç, politik güç ve coğrafi güçtür. Milli güç, bütün bu güçlerin toplamını değil, karmasını ifade eder.

Politika ve strateji, kaynak ve imkanlarla, yani güçlerle kendi hedeflerini bağlayan hareket tarzlarıdır.

Güçlerin hedeflere uygun bir ahenk içinde geliştirilmesi gerekir. Aynı seviyede olmaları şart değildir. Çünkü güçlerin seviyelerini, milli hedefler ve bunların değerleri ile öncelikleri belirler.

Güçlerin halihazır değerleri, potansiyel değerleri ve yararlanılabilir miktarları dikkate alınarak hedefler seçilmelidir. Hedefler güçlere göre seçilmeli, güçler de hedeflere göre geliştirilmeli ve hazırlanmalıdır.

4- TÜRK KURTULUŞ HAREKETİNDEN HEDEFLER


Atatürk, milli egemenliğin sağlanması, harbin kazanılması ve inkılapların yapılmasının bir bütün teşkil ettiğini, ayrılmazlığını görmüş ve başlangıçtan itibaren bütün çalışmalarını bu bütüne yöneltmiştir.

4-A- Kurtuluş Hareketlerinin Ortak ve Özel Sebepleri

Kurtuluş hareketlerinin özel sebepleri; tarihi, ekonomik, politik ve ideolojiktir.

Ortak sebep; mevcut sosyal, ekonomik ve politik düzen ile hareketi yapanların düşündükleri düzen arasındaki büyük farklılaşmadır.

Uluslararası farklılaşma Türk Kurtuluş Hareketi’nin ikinci sebebini teşkil eder. Her kurtuluş hareketinin ideolojik yapısı; hareketi gerçekleştiren toplumun genel karakterini yansıtır.

İktidar değişikliğinin hedefleri, harbin hedefleri, milli hedefler bir bütündür. Milli hedefler iktidar değişikliğinin, harbin ve inkılabın hedeflerinin ahenkli bütünüdür. Milli hedeflere ulaşmak için milli egemenliğin sağlanması, harp ve inkılap kaçınılmaz adımlardır, vazgeçilmez sonuçlardır.

4-B- Egemenliğin Millete Devri Hedefleri


4-B1- Egemenliğin Millete Devri (iktidar değişikliği) İle İlgili Uygulamalar

Amasya Genelgesi bütünü ile mevcut siyasi otoriteye bir karşı çıkıştır. Amasya Toplantısı’nda alınan Müdafaai Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetleri ile ilgili karar ve Erzurum’da, Sivas’ta kongre akdedilmesi bu karşı çıkışın önemli adımlarıdır.

4-B2- Egemenliğin Millete Devrinin (iktidar değişikliğinin) Anlamı ve Sonucu

İktidar değişikliği, iktidarın bir aileden alınıp millete mal edilmesi, Türk Kurtuluş Hareketi’nin fikri hazırlık döneminden sonraki ilk aşamadır. Amacı yeni bir politik düzen, yeni bir devlet düzeni kurmaktır.

Egemenliğin millete devri görüşü Amasya Genelgesi ile belirtilmiş, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde açıklanmış ve teyit edilmiştir.

Yeni politik düzen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ile meşrulaşmıştır. Fakat Türk Toplumu üzerinde hukuken ve fiilen tek hakim iktidar olma özelliğini kazanamamıştır. İktidarın millete devri işlemini sonuçlandırmak İstiklal Harbi’nin hedeflerinden birisi olmuştur.

4-C- Harbin Hedefleri

Harbin hedefi ilk defa Erzurum Kongresi’nde belirtilmiştir. Harbin tespit edilen politik hedefi “Devletin, milletin dahili ve harici istiklalidir.”

İstiklal Harbi’nde ise harbin hedefi, milli hedefimizin ayrılmaz bir kısmını teşkil eder. Milli hedef, milli devletin kurulması, bağımsızlığın sağlanması ve çağdaş uygarlığa ulaşmak olmuştur. İstiklal Harbi bunun gerçekleştirileceği coğrafi ve politik ortamı hedef edinmiştir. Her milli hedefin bir coğrafi ve politik yönü olması zorunludur. Türk milli hedefinin bu yönü İstiklal Harbi ile elde edilmiştir.

4-D- Hedeflerin Niteliği

Hedefler açıkça belirtilmelidir; kesin sonuçlu, erişilebilir olmalı, elde edilmesi için güçlerin çoğunun kullanılmasına imkan vermelidir. Bir hedefin erişilebilirliğini belirlendiren üç önemli unsur vardır: Kuvvet, zaman ve mekan.

Unsurlardan en önemlisi kuvvettir. Zamanı yarara çalıştırmak önemli bir politika ve strateji kuralıdır. Askeri stratejide zaman çoğunlukla, potansiyel gücü olan, henüz değerlendirilmemiş, fakat değerlendirilmeye hazır gücü olan tarafın lehine çalışır. Bu nedenle mevcut güç sonuç almaya yetersiz ise bu durumda olan taraf başlangıçta stratejik savunmayı seçmelidir. Mevcut gücü karşı tarafın gücüne nazaran yeterli duruma yükseldikten sonra stratejik taarruz uygulanabilir.

Mekan olarak Türkiye coğrafyası savunmaya ve zaman kazanmaya elverişlidir. Bu durumu ile, kuvvet unsurunu ve zaman unsurunu destekleyici bir niteliktedir.

4-E- Askeri Harekatın Hedefleri

Milli hedeflere ulaşmak için, harbi bir vasıta olarak seçen veya seçmek zorunda kalan politika, harbin hedeflerini de belirler.

Harp hedefinin ele geçirilmesine en büyük engel, karşı tarafın direnmesidir. Direnmenin dayandığı asıl güç ve temsilcisi ise askeri güçtür. Bütün güçlerden (politik, ekonomik, sosyal, askeri) caydırmak için yararlanılır. Başlamış olan askeri harekatın hedefi, karşı taraf askeri gücünün savaş azmini kırarak bertaraf edilmesidir.

4-F- Milli Hedefler

Milli hedef, Misak-ı Milli hudutları içinde kuvvetli, çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılmış Türkiye’dir.

5- UYGULANAN ASKERİ STRATEJİ VE HARP YÖNETİMİ İÇİN TEŞKİLATLANMA


5-A- Uygulanan Askeri Strateji

Askeri strateji, politikanın gösterdiği hedeflerin ele geçirilmesi için askeri gücün geliştirilmesi ve kullanılması sanatıdır. Askeri hareket tarzının bir ifadesi olan askeri strateji, harp yönetimini doğrudan doğruya ilgilendirir ve diğer güçlerin kullanılmasına yön verir.

5-B- İstiklal Harbi’nin Stratejik Manevraları


a) Doğu Cephesi

Doğu Cephesi’ndeki harekat, doğu sınırını çizmiş ve Batı Cephesi’ne doğunun kuvvet ve kaynaklarının tahsisine imkan vermiştir. Doğu Cephesi’nde stratejik taarruz uygulanmıştır.

b) Güney Cephesi

Güney Cephesi’ndeki harbi çoğunlukla halk yapmıştır ve harekat işgal bölgesinin içerisinde, gerilla harbi karakterinde olmuştur.

c) Batı Cephesi

Batı Cephesi’nde Sakarya Muharebesi’nin sonuna kadar stratejik savunma, bundan sonra stratejik taarruz uygulanmıştır.

5-C- Askeri Harekatın Toplu Değerlendirilmesi

Birinci Dünya Harbi’nden önceki dönemde komutanlık bilgi, zeka, fikir ve karaktere dayalı bir sanat olarak işlenmiştir. Hareket harbi ve imhaya dayanan bu yaygın değer hükmüne ve düşünce ortamına rağmen, Birinci Dünya Harbi mevzi harbine dönüşmekten kurtulamamıştır.

Askeri harekatın temel özelliği harekettir. Birinci Dünya Harbi’nde teknik gelişme ile birlikte artan ateş gücü mevzi harbini, siper harbini kaçınılmaz kılmış, hareket yok olma noktasına gelmiştir. Ateşli silahlar taktik alanda durgunluk yaratınca stratejinin yapacağı fazla bir şey kalmamıştır. Strateji, taktiğin etkisinden kurtularak hareket gücü gösterecek imkanlara sahip değildir.Taktik alanda başarısızlık söz konusu ise stratejik başarı beklenmemelidir. Önemli olan politika, strateji ve taktiğin birbirlerini zor durumda bırakmayarak karşılıklı ve ahenkli bir destek sağlamaları ve politik, stratejik ve taktik uygulamalar arasında denge olmasıdır.

Türk İstiklal Harbi Birinci Dünya Harbi’nin askeri bilgi ve deney birikiminden sonra gerçekleştirildiği halde, hareket harbi şartları yaratılmış ve uygulanmıştır. Yıllardır rastlanmayan ve harbin sonunu getiren Büyük Meydan Muharebesi dahil her tür askeri harekatı içeren ender bir örnek verilmiştir. İstiklal Harbi klasik askeri harekat yönetiminin bütün unsurlarını taşıyan bir askeri eğitim laboratuarıdır.

Uygulaması en zor askeri hareketlerden biri geri çekilmedir. Geri hareketlerde kuvvet kaptırma ve paniğe kapılma tehlikesi her zaman vardır. Geri çekilme hareketinin başarısı için, çok iyi eğitim, ayrıntılı planlama, doğru zamanlama, yetişkin komutanlar ve sağlam yürekler gerekir.

Atatürk hareket harbini kesin sonuca ulaştıran imha muharebeleri ile birlikte, İkinci Dünya Harbi’nde ve sonrasında teorisi ve uygulaması gerçekleştirilen “topyekün harp” kavramını da açıklamış ve uygulamıştır. Topyekün harbin gereği olarak iç cephenin birliğinin sağlanmasına büyük önem ve öncelik vermiştir.

Sakarya Meydan Muharebesi askeri hareketin ve harbin dönüm noktasıdır. Sakarya’dan sonra stratejik savunmadan stratejik taarruza geçilmiştir.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile askeri stratejinin uç noktasına ulaşılmış ve imha gerçekleştirilmiştir. Böylece batılı askeri yazarların ve tanınmış komutanların özleyip gerçekleştiremedikleri mevzi harbi çemberi kırılmış, hareket harbi ortamı yaratılmış oluyordu. 30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Muharebesi askeri stratejilerin önerdiği fakat gerçekleştiremedikleri, dünya tarihinde de sayısı çok olmayan bir askeri sanat örneğidir.

5-D- Harp Yönetiminin Üst Kuruluşları

Harp yönetimi, milli güçlerin (ekonomik, politik, sosyal, askeri) hazırlanmasını ve kullanılmasını kapsadığı için bütün güçlere etkili olabilecek bir kuruluşa ihtiyaç vardır. Harbin yönetiminde diğer güçlerin yer almaya başlamasından itibaren, harbin yönetim sorumluluğu yürütme organlarına geçmiştir.

Bütün milli güçleri kapsayacak şekilde harp yönetimini barıştan itibaren yürüten ilk kuruluş, İngiltere’de 1904 yılında İmparatorluk Savunma Komitesi adı altında oluşturulmuştur. İngiltere’de 1927 yılında sivil ve askerlerin ortak eğitim gördükleri İmparatorluk Savunma Akademisi, Amerika’da 1920 yılında Milli Güvenlik Konseyi kurulmuştur.

Bütün bu kuruluşların çalışmaları, harp yönetimi ihtiyaçlarını karşılayacak plan ve hazırlıkların barıştan itibaren yapılmasını kapsamaktadır.

5-E- İstiklal Harbi’nde Harp Yönetimi Üst Kuruluşları

İstiklal Harbi harp yönetimi; yetki, sorumluluk ve kuruluşları açısından üç devreye ayrılmaktadır. Bunlar: Heyeti Temsiliye Dönemi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi, Başkomutanlık Dönemi.

Heyeti Temsiliye özellikle Sivas Kongresi’nden sonra yayımladığı yönetmelikle bütün milli kuvvetleri ve düzenli kuvvetleri kendisine bağlamış ve tespit edilmiş olan stratejinin uygulanması için görevler vermiş, emirler yayımlamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi’nde yasama, yürütme hakkı Meclis’te toplanmaktadır. Meclisin ve yürütme organının başkanı aynı kişidir. Harp, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yakın kontrol ve denetiminde yürütme organı tarafından yönetilmektedir. Askeri harekat ise bu organa bağlı, fakat kararlarında serbest askeri otoritenin sorumluluğunda yapılmaktadır.

Atatürk, Başkumandanlık görevi ile birlikte Meclis’ten aldığı yetkilerle, hem askeri harekat, hem de harbin yönetilmesi sorumluluğunu üstlenmiştir.

6- HAREKET TARZLARI

Harp yönetimi; askeri, ekonomik, sosyal ve politik güçlerin geliştirilmesini ve harp amacının
gerçekleştirilmesi için hareket tarzları tespitini kapsar. Harp yönetimi, bütün güçlere dayanarak harp amacını sağlayan politikadır.

6-A- Harpte Tarafların Oluşması

Harpte ortak çıkarların meydana getirdiği iki taraf vardır. Politika, diğer ülkelerle çıkar paralelliği sağlamak suretiyle kendi yararına ağırlığı olan taraf teşkiline çalışır.

Ülkelerin uzun vadeli çıkarlarını jeopolitik emrivakiler tayin eder. Bunun gibi, tarafların teşekkülünde de jeopolitik gerçeklerin etkinliği kesindir.

6-B- Birinci Dünya Harbi Sonu Jeopolitik Durum

Sonuçlandırılan siyasi coğrafya ne ölçüde dengeli ve gerçeklere dayandırılmış olursa, barış süresi o kadar fazla olabilir. Buradaki gerçeği güçler belirler.

Birinci Dünya Harbi sonu mücadeleleri, mevcut jeopolitik teoriler dışında bir özellik taşır. Çünkü mücadele merkezi Asya üzerinde değil, Avrupa üzerinde olmuştur. Güç merkezleri arası mücadele niteliğindedir.

6-C- İstiklal Harbi Sırasında Diğer Devletlerin Bölgedeki Emelleri ve Karşı Tedbirler


6-C1- Yunanistan

Yunanistan, büyümek ve kuvvetlenmek, Balkan komşuları arasında güvenle yaşayabilmek, Akdeniz politikasında önemli rol oynayacak güce ulaşmak üzere ve gördüğü destekle işgale başlamıştır.

6-C2- Amerika Birleşik Devletleri

Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgede bir kısım kültür ve ticari çıkarlarının dışında bir sorunları ve istekleri olmamıştır.
Amerika Birleşik Devletleri’ni kazanmak, bu mümkün olmazsa Yunanlıları ve Ermenileri desteklemelerini önlemek, Türk tarafının Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı tutumunun esasını teşkil etmiştir.

6-C3- Fransa

İngiltere’nin Orta Doğu’da daha fazla gelişmesi ve yerleşmesinin istenmemesi, İngiliz çıkarlarının savunucusu kuvvetli bir Yunanistan’ın Fransız görüşüne aykırı olması, sömürgelerindeki müslüman halkın Türkiye aleyhindeki tutuma karşı gösterdiği tepkiyi dikkate almak zorunluluğu duyulması ve Orta Doğu’daki Fransız çıkarlarının güvenlik altına alınması gerekliliği Fransa’nın tutumunu teşkil eder.

Fransızlara karşı izlenen politika ve bölge halkına dayandırılan savaşlar anlaşmayı kolaylaştırmış, İtilaf Devletleri arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanma imkanı doğmuştur.

6-C4- İngiltere

Birinci Dünya Harbi’ndeki Türk Ordusu’nun başarılarının, dünya müslümanları üzerinde bıraktığı izleri silmek, Rusya’nın ve komünizmin yayılmasını önlemek için Boğazlara hakim olmak, Orta Doğu ulaştırmasında ve petrolleri üzerindeki İngiliz çıkarlarına daima yardımcı olacak büyük bir Yunanistan meydana getirmek İngiltere’nin hedefleri olmuştur.

6-C5- Sovyetler Birliği (Rusya)

Rusya’nın Avrasya’da bir kuvvet merkezi oluşturmasından itibaren, batı kuvvet merkezi, yeni oluşan ve geniş kaynaklara sahip olan bu gücü, mümkün olduğu kadar kuzeyde hapsetmeye çalışmıştır.

Rusya her dönemde, denizlerin sosyal ve ekonomik açıdan birleştirici ve askeri açıdan yararlı etkisini kullanmak için denizlerin kilit noktalarına hakim olmayı amaç edinmiştir. Bu amacın ilk aşaması Boğazlar olduğu için jeopolitik emrivaki, Rusya ile Türkiye’yi daima karşı karşıya getirmiştir. İstiklal Harbi döneminde Rusya ile ilişkilere, çıkar paralelliğinin dışında Rusya’daki komünist ihtilalinin meydana getirdiği durum gibi yeni etkenler de dahil olmuştur.

6-C6- İtalya

İtalya, On İki Adalar ve Anadolu üzerindeki vaatler üzerine, Akdeniz kıyılarında genişlemek emeli ile I. Dünya Harbi’ne girmiştir.
İç buhranlar, İtilaf Devletleri’ne duyulan küskünlük, Yunanistan’la düşülen rekabet ve Anadolu’daki milli kuvvetlerin iyi değerlendirilmesi sonucu İkinci İnönü Muharebeleri’nden sonra Anadolu’yu terketmeye başlamıştır.

6-C7- Dünya Müslümanları

Dünya Müslümanları din bağı ve ezilen, sömürülen ülkeler olarak Batılılara karşı yapılan kurtuluş hareketine duyulan yakınlık sebebi ile Anadolu’yu desteklemişlerdir.

7- OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Taraflar genel olarak harp başlamadan önce oluşur. İstiklal Harbi’nin başında taraflar kesin olarak belirmediği, taraflar içinde henüz çıkar anlaşmazlıkları olduğu için taraflar yeni olaylara göre değişmiştir.

7-A- İstanbul’un İşgalinden Yararlanılarak Gerçekleştirilen Başarılar

İstiklal Harbi’nin en iyi değerlendirilen olaylarından birisi İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgalidir. İstanbul’un işgali Ankara’da meclis toplanmasını zorunlu ve haklı kılmıştır. Ankara’da toplanan meclis ise Anadolu hareketine haklılık, iç ve dış dünyada meşruiyet kazındırmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, Anadolu Hareketi’nin en önemli aşamalarından birisidir.

7-B- Birinci İnönü Muharebesi Başarısından Yararlanılarak Elde Edilen Sonuçlar

Birinci İnönü Muharebesi, muntazam kuvvetlerin ilk başarısıdır. Başarıdan tarafların oluşması milli gücün arttırılması yönünden yararlanılmıştır.

Birinci İnönü Muharebelerine kadar potansiyel milli güç harekete geçirilerek bir askeri güç meydana getirilmiş, askeri güç, sağladığı başarı ile politik güce uygun bir ortam hazırlamıştır.

7-C- İkinci İnönü Muharebesi Başarısından Yararlanılarak Elde Edilen Sonuçlar

İkinci İnönü Muharebesi, Birinci İnönü Muherebesi’nden sonra elde edilen politik sonuçları takviye etmiş ve tarafların daha kesin durum almalarına yardım etmiştir.

7-D- Sakarya Meydan Muharebesi Başarısından Yararlanılarak Elde Edilen Sonuçlar

Misakı Milli hudutları içerisinde, kayıtsız şartsız müstakil, milli iradeye dayanan bir Türkiye hedefini tespit eden İstiklal Harbi yöneticileri, bu hedefe ulaşmak için engel durumundaki diğer güçleri yeni olaylardan, ara başarılardan yararlanarak bölmüş, ortak hareketlerini engellemiş ve kendi askeri gücümüzü savaş azmi kırılması gerekli en az güçle karşı karşıya getirmişlerdir.

8- TÜRK KURTULUŞ HAREKETİNİN DAHA SONRAKİ KURTULUŞ HAREKETLERİNE ETKİSİ

Türk Kurtuluş Hareketi’nde askeri güçlerin kullanılması Mudanya Mütarekesi ile biter. Ulaşılmış olan sınırlar için askeri mücadele yerini; sosyal, ekonomik ve politik bir mücadeleye bırakmıştır.

Mücadeleyi yapacak olan bu güçler Lozan Anlaşması ile bağımsızlığa, hareket serbestliğine kavuşmuştur. Lozan’dan sonra elde edilen bağımsızlığı koruma çalışmaları başlar.

İstiklal Harbi ile siyasi, sosyal ve ekonomik bağımsızlığa ulaşılmış, çağdaşlaşmanın gereklerine kendi irademiz ve kendi ölçülerimiz içerisinde yönelmenin ortamı yaratılmıştır.

İstiklal Harbi ile Türk Milleti mazlum milletlere karşı tarihi bir sorumluluğunu da yerine getirmiştir. Batı gücü Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesi ölçüsünde doğu ülkeleri üzerinde hakimiyet kurmaya başlayabilmiştir. Akdeniz hakimiyetini Türklerden almaları, Hint Okyanusu’nda Portekizlilerin Türklere karşı deniz muharebelerini kazanmaları doğu ülkelerinin kaderini batı
emperyalizmine ve zulmüne açmıştır. Kazanılan İstiklal Harbi üç asır sonra aynı ülkelere kurtuluşları için örnek olmuş ve gerekli ortamı sağlamıştır.

Viyana’dan dönüşün durdurulduğu yer Sakarya’dır. Türk tarihinin değil dünya tarihinin de büyük bir dönüş, büyük bir doruk noktasıdır. Birinci Dünya Harbi’nin gururlu galipleri bu galibiyetlerinden dört yıl sonra asırlardır görmedikleri yenilgiyi tatmışlardır.

Türk İstiklal Harbi’nin en büyük özelliği hiçbir dış gücün etki ve katkısı olmadan yapılmış olması ve tam bağımsızlığa yönelik bulunmasıdır.

Türk Kurtuluş Hareketi’nin en önemli atılımlarından birisi de inkılaplarımızdır. Atatürk ilke ve inkılapları, çağdaşlaşma olarak bir bütün, ilke ve inkılapların her biri ise bütünün taşıyıcı sütunlarıdır.

Atatürk, çağdaşlaşmayı kendisinden sonra da devam edecek şekilde temellendirmiştir. Atatürkçülük, her çağda çağdaş olmanın yol ve yöntemidir. Türk Milleti’ne gösterilen hedef ise çağın üstünde olmaktır.

Emkl. Korg. Suat İLHAN


Şu an okuduğunuz bu yazı , tam olarak 318 defa görüntülenmiş.

comment closed