Home » Yakın Türkiye Tarihi » Hazin Sonun Başlangıcı

Hazin Sonun Başlangıcı

D) Tutuklamalar:

38 kişiden oluşan bir Milli Birlik Komitesi kurulmuş ve Komitenin başkanlığına da yeni emekliye ayrılmış olan Orgeneral Cemal Gürsel[1] getirilmiştir. Darbe yapıldığına ve başarılı da olduğuna göre her darbe sonrası olduğu gibi sıra ilga edilmiş hükümetin mensuplarını, Cumhurbaşkanını hatta dönemin Genel Kurmay Başkanı Rüştü Erdelhun başta olmak üzere pek çok kişiyi tevkif etmeye gelmiştir.

Tutuklamaların ölçüsü yoktu. Belirlenmiş isimler yoktu. Kime nasıl davranılacağı belli değildi. İhtilalci olan herkes elindeki güce, kalbindeki kine göre ihtilale kendi ölçüsünü katıyordu. Madanoğlu’nun ifadesine göre onların kararı yalnız Hükümet üyeleri ile Meclis Soruşturma Komisyonu teklifine imza atan dört milletvekilini tutuklamak, başka tutuklama yapmamaktı. Fakat “penceresini açan, eline telefon rehberini alan, şu evde falanca var, onu da götürün, şu adam da onlardandır” diye hemen bütün milletvekillerini ve yakınlarını toplatmışlardı.[2]

Menderes ihtilal sabahı Eskişehir’den Kütahya’ya gelmiş, yanındaki Maliye bakanı Hasan Polatkan’la birlikte Kütahya’daki Hava Er Eğitim Tugayı tarafından tutuklanmıştır. Başbakan Menderes de diğer tutuklular gibi Harp Okulu’na getirilmiştir.[3]

Tutuklama listeleri durmadan kabardı. Bunların gösterdiği gerçek, bu gözaltına almalar yahut tevkifler, tutuklamalar bahsinde, önceden verilmiş açık kararlar olmadığıdır. Ve gelişigüzel denebilecek şartlar altında, listelerin durmadan kabardığıdır. Nihayet yüzleri aşan insanın veya gurupların Harp Okulu’na toplattırıldığıdır. Bu suretledir ki başta Celal Bayar ve Menderes’le Meclis Reis ve Reis vekilleri olmak üzere bütün DP milletvekilleri, çeşitli idare, emniyet ve ordu mensupları tevkif edilmiş oldular.[4]

E) Yargılamalar:

Harp Okulu’nda tutuklu bulunan bütün DP’liler yargılanmak üzere Yassıada’ya nakledildiler. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Bakanlar, Kuvvet Komutanları, Milletvekilleri…[5]

27 Mayıs hareketini müteakip Yassıada’da kurulan fevkalade mahkeme 14 Ekim 1960 Cuma günü çalışmalarına başlamış ve 1961 yılının 14 Ağustos Pazartesi günü duruşmalar sona erip, otuz iki günlük bir fasıla ile 15 Eylül Cuma günü sanıklar hakkındaki karar tebliğ edilmiştir.[6]

Yassıada sanıklarının hangi cezalara çarptırılacağı daha baştan belli gibidir. Yapılan kanuni düzenleme ile Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesine bir fıkra eklenmiş, anayasayı ihlal suçuna iştirak eden feri şerikler (ayrıca katılanlar) hakkında 5-15 yıl arası ağır hapis cezası konulmuştur. Ayrıca TCK’nın 56. maddesi kaldırılmıştır. Yani yaş, idama engel olmayacaktır. Bu, Celal Bayar için özel maddedir. Kanun yürürlük tarihinden önce işlenmiş vatana ihanet suçları hakkında da uygulanacaktır.[7]

Yassıada’da yargılanan toplam sanık sayısı 592 kişi idi. 15 kişi ölüm cezasına çarptırıldı. 31 kişinin ölüm cezası müebbet hapse çevrildi. 92 kişiye 6-20 yıl arası, 94 kişiye 5 yıl hapis cezası verildi. 43 DP milletvekili beraat etti. Kalanlar da 5 yılın altında çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Milli Birlik Komitesi ölüm cezasına çarptırılan 15 kişiden 12’sinin cezasını müebbet hapse çevirdi. Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın cezaları onaylandı. Dış basında çıkan yazılara bu üç ismin sahipsiz olduğu yazıldı.[8]

DP iktidarının önde gelen öteki yöneticileri Medeni Berk, İzzet Akçal, Celal Yardımcı, Tevfik İleri, Vacit Asena, Kemal Biberoğlu, Hilmi Dura, Himmet Ölçmen, Kemal Özer, Necmettin Önder, Selami Dinçer, Ekrem Ant, Hüseyin Ortakçıoğlu, Reşat Akşemsettinoğlu, Necati Çelim, Sadık Erdem, Nuri Togay, Mazlum Kayalar, Selahattin İnan, Murat Ali Ülgen, Selim Yatağan, Muhlis Erdener, Enver Kaya, Rauf Onursal, Kemal Serdaroğlu, Hadi Tan, Cemal Tüzün, Samet Ağaoğlu, Sezai Akdağ, Ethem Yetkiner, Kemal Aygün ömür boyu hapse mahkum olurken 123 kişi beraat etmiş, 5 kişi hakkında da düşme kararı verilmiştir.[9]

Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol, başsavcılığına ise Altay Ömer Egesel getirildi. Mahkeme Başkanı Salim Başol’un Samet Ağaoğluna bir duruşma esnasında verdiği cevap tarihe geçecek cinstendir: “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor”

Mahkeme duruşmalarında görülen ilk dava Celal Bayar’ı ve tarım eski bakanı Nedim Ökten’i ilgilendiren “köpek davası” idi. Afgan Kralı, Celal Bayar’a bir Afgan tazısı hediye etmiş, Bayar da tazıyı Atatürk Orman Çiftliği’nin hayvanat bahçesine yirmi bin lira karşılığında satmıştı. İddia bundan ibaretti. Sanıklar elde ettikleri bu parayla İzmir’in bir köyünde çeşme yaptırdıklarını söylemişlerdir. DP’lilerin yargılandığı diğer davalardan bazıları şunlardır: Bebek davası, zimmet davası, arsa davası, gemi davası, vinylex davası, Barbara davası, 6/7 eylül olayları davası, örtülü ödenek davası, radyo davası, Topkapı olayları davası, Çanakkale ve Geyikli davası, Kayseri olayları davası, Ankara ve İstanbul olayları davası, istimlak yolsuzluğu davası…

Menderes, sanatçı Ayhan Aydan’dan olan gayrimeşru çocuğunu saklamamış ama mahkemenin iddia ettiği gibi bebeği kendilerinin kasıtlı olarak öldürmediklerini, bebeğin eceliyle öldüğünü söylemiştir.

Zorlu ve Polatkan 16 Eylül 1961 şafağında idam edildiler. Ölüme metanetle gitmişlerdi. 16 Eylül 1961 günü saat 04.40’ta Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. Saat 05.12’de Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu sehpaya çıkarıldı. [10]

Hasan Polatkan’ın son sözleri şöyle oldu: “Karıma ve çocuklarıma söylensin. Suçsuzum. Allah’a ve vicdanıma güveniyorum. Bu sözler anneme ve kardeşlerime de söylensin.”[11]

Bir gün sonra yani 17 Eylül 1961’de üstelik genel teamüllere aykırı olarak şafak vaktinde değil de öğle vakti İmralı adasına götürülen ve hasta olmasına rağmen asılan Menderes’in son sözleri zabıt kayıtlarına şöyle geçmiştir:

“Hayata veda ettiğim şu anda devlete ve millete saadetler diler, karımı ve çocuklarımı şefkatle andığımı bildiririm.” Beyaz önlük giydirildiğinde son arzusu soruldu. “Şerefle yaşadığımın ve suçsuz olduğumun bilinmesidir” dedi[12]

Menderes’in idam olunmadan kısa süre önce kendi el yazısıyla ve Osmanlıca olarak yazdığı mektup şöyledir:

“Sizlere dargın değilim. Sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyeti uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Şunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950’de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen duam (bu kelimenin üzeri çizilip merhametim yapılmıştır) sizlerle beraberdir.”[13]

Mustafa KÖSE
Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Bölümü

[1] Gürsel, daha sonra Cumhurbaşkanlığına seçilmiş, görev süresinin bitimine 1 yıl kala 1966 senesinde vefat etmiştir.

[2] APUHAN, a.g.e., s. 170-171

[3] A.g.e., s.171

[4] AYDEMİR, a.g.e., s. 389

[5] APUHAN, a.g.e., s.186

[6] Mustafa MÜFTÜOĞLU, Cumhuriyet Döneminde Önemli Olaylar, Başak yayınları,İstanbul 2005, c.2, s. 151

[7] APUHAN, a.g.e., s.186

[8] A.g.e., s.222, 223

[9] KOÇAK ve diğ. A.g.e., s. 234

[10] APUHAN, a.g.e., s.223

[11] a.g.e., s.224

[12] a.g.e., s. 224

[13] Mustafa ARMAĞAN, Yakın Tarihin Kara Delikleri, Timaş Yayınları, İstanbul 2007, s.134-135

comment closed