İsrail Siyasal Sistemi ve Siyasi Partiler
İsrail’in 60 yıllık kısa geçmişine baktığımızda demokratik anlamda, “demokrasi özürlüsü” diğer Orta Doğu ülkeleri ile kıyaslandığında başarılı bir konumda olduğu net bir şekilde söylenebilir. Zaten Orta Doğu ülkeleri değerlendirildiğinde İsrail ve Türkiye, demokratik devletler kategorisine girebilen yegâne iki ülkedir.
İsrail’in parti sistemi, batılı demokrasilerle karşılaştırıldığında belki de en bölünmüş çok partili sistemlerden biri olarak karşımıza çıkar. Bu bölünmüş yapı, demokrasi adına iyi olabilir belki ama siyasi istikrar adına olumsuz bir durum oluşturur. Öte yandan İsrail’de seçim sistemi, devamlı kendini yenileme ve değiştirme eğiliminde olsa da parti sistemi, ciddi bir istikrar arz eder. Örneğin, 1930’lu yılların temel siyasi rakipleri 70 yıl sonra bile hala siyaset sahnesinde boy göstermektedir. Bu noktada İsrail’in kuruluşunda siyasal partilerin ya da siyasi hareketlerin rolü yadsınamaz. Hâlihazırdaki bazı partilerin köklerine bakıldığında devlet öncesi siyasal oluşumlarla organik bağları kolaylıkla görülebilir. İsrail’deki bu çok partili yapı aslında devlet öncesi farklı ideolojilerden ve Siyonist hareketin içindeki değişik menfaat gruplarından evrimleşen yapının bir mirasıdır.
David Ben-Gurion Menachem Begin
1950’li ve 60’lı yıllarda siyasi partiler, aslında tek bir kişi tarafından yönetilen daha çok “siyasal hareket” tanımlamasına uyan partilerdi. Devlet öncesi İsrail’de mücadelenin önemli simalarından Menachem Begin, mesela, Herut partisinin tartışmasız tek adamıydı. Ya da aynı şekilde David Ben-Gurion da Labor’ın saygın lideriydi. Bu parti liderleri ideolojik ve entelektüel anlamda halkları için rehber konumundaydılar. Ancak yeni nesiller daha demokratik bir yapının oluşması gerekliliğini hissettiklerinden İsrail siyaseti zamanla daha hareketli bir yapıya dönüştü. 1977’ye kadar Mapai (sonradan Labor) siyasal sisteme damgasını vurmuştu ancak 1977’den itibaren rekabet, sol ve sağ olmak üzere iki ana blok arasında ortaya çıkmaya başladı.
İsrail’deki siyasi partiler klasik anlamda siyasi parti özelliklerinin ötesinde halk için çok daha fazla şeyler ifade etmekte. Bu noktada aslında bu gruplara yukarıda da dediğim gibi siyasal hareket demek bir anlamda daha mantıklı olabilir. İsrail’deki siyasi partiler, bir iki “tek parti rejimi” hariç birçok ülkedeki partiden, devlet politikalarına olan etkileri ve halk desteğini alma adına yapılan çok farklı uygulamaları açısından farklılık arz eder. Bu hususta örneğin siyasal partiler tarafından yayınlanan günlük gazetelere abone olanların partinin destekleyicisi olduğu kliniklerde tedavi edilmesi, akşamlarını parti lokallerinde geçirmesi, son dönemde olmasa da bundan 20 yıl öncesine kadar halk desteğini alma adına yapılan uygulamalar arasındaydı.
11 adet temel kanunla yönetilen İsrail’in bir anayasası olmadığı gibi, resmi olarak çizilmiş sınırları da mevcut değil. Hükümetlerin görevlerinin neler olduğunun yanı sıra toplumsal anlamda birçok düzenleme de bu temel kanunlara göre yapılmakta. Anayasa oluşturma çalışmaları ise genelde dini partilerce, din-devlet işlerinin bir birinden ayrılmasının formalize edilmemesi amacıyla yıllardır engellenmekte.
Cumhurbaşkanı, bizde olduğu gibi meclis tarafından seçilmekte ancak bu konum sadece sembolik bir anlam taşımaktadır. Yani, mevcut duruma baktığımız da, ömrünü İsrail siyasetine adamış ve genelde hep kaybeden olarak anılan mevcut cumhurbaşkanı Şimon Peres’in cumhurbaşkanı olması, aslında bunca yıllık hizmetlerine bir nevi bir teşekkür, hezimetlerine de bir teselli mahiyetindedir. Zaten cumhurbaşkanlığı kurumu, kurucu başbakan Ben Gurion tarafından İsrail’in kurulmasında çok emeği geçen Chaim Weizman’ın onure edilmesi amacıyla oluşturulmuştu.
İsrail, parlamenter demokrasiye sahip bir ülke. Knesset’in (İsrail parlamentosuna verilen ad) 120 üyesi yurt genelinde yapılan seçimler neticesinde merkezi parti listelerinden seçilir. İl ya da bölge bazlı bir seçim söz konusu değildir ve meclis seçimleri dört yılda bir yapılır. İsrail’de bugüne kadar hiçbir parti tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğu elde edemediği için İsrail hep koalisyon hükümetleri ile yönetilmiştir. Aslında bu, İsrail’in doğası gereği normal bir durum. Zira dünyanın farklı bölgelerinden gelen, farklı dünya görüşlerine sahip göçmenlerden oluşan bir devlette, içinde barındırdığı bu farklılığın siyasi arenaya, siyasetteki farklılıkların da hükümetlerin oluşturulmasına etki etmemesi düşünülemez. İsrail’de 18 yaşın üstündeki her vatandaş cinsiyet, din ve etnik ayrıma tabi tutulmaksızın seçme ve seçilme hakkına sahip. Yalnızca Yahudiler değil Müslüman ve Hıristiyanlar Araplar da Knesset’te parlamenter olarak bulunabilmekte.
Teoride İsrail’deki siyasal sistem, toplumdaki her grubun, her dünya görüşünün mecliste temsil edilmesini amaçlamaktadır. Fakat bu yöntem, doğal olarak güçlü bir hükümet yönetiminin olmasını engellemektedir. Koalisyon hükümetleri kurma ihtiyacı, koalisyonun kurulmasına yetebilecek kadar az bir sandalyeye de sahip olsa, küçük partilerin gücüne güç katabilmektedir. Bu ufak partiler, az olan oylarını özel menfaatler elde etmede bir araç olarak kullanabilmektedir. Bakanlık talebi, bu durumun en bariz örneklerinden sadece birisi. Hükümetleri yıkılmasın, ya da bir an önce koalisyon hükümetini kurabileyim diye çoğunluğa sahip siyasi parti liderleri, özellikle dini mevzularda, bu ufak dini partilerin aslında halk tarafından tasvip edilmeyen taleplerine göz yummak durumunda kalabilmektedirler. Bu da etnik ve dini faklılıklar üzerinden siyaset yapan küçük grupların etkinliğini arttırırken aynı zamanda bir istikrarsızlık unsuruna dönüşebilmektedir. Kısacası küçük partiler koalisyon hükümetlerinde esas gövdeyi oluşturan partiyi ya da partileri istedikleri istikamete sokabilme potansiyeline sahip.
Bu anlamda koalisyon hükümetlerinin kurulması süreci de, üzerinde ayrıca durulması gereken ayrı bir konudur. İsrail siyasetinde boy gösteren partileri genel anlamda dört ayrı kategoride inceleyebiliriz: sol, merkez, sağ ve dini partiler.
[TABLE=4]
Bu partilerin yanı sıra 2006 seçimlerine katılan ancak %2’lik seçim barajını aşamadığı için meclise giremeyen yaklaşık 20 kadar daha siyasi parti bulunmaktadır. İsrail’de partilerin seçimler öncesi ittifaklar kurması sıradan bir durum. Ya da bir parti içinden ayrılıklar neticesinde farklı partilerin ortaya çıkması, bazıların tamamen diğer bir partinin yapısal unsuru haline gelmesi, İsraillilerin yadırgamadığı bir gerçek. Kuruluşundan bugüne kadar İsrail, nereden baksanız 100 civarında farklı isimde partiye şahit olmuştur. Bunların bir kısmı yukarıda da değindiğim gibi ya farklı partilerin çatısı altında birleşmiş, ya da zamanla kaybolup gitmiştir. Bazısı da halen siyasete aynı ya da farklı isimlerle devam etmektedir.
Örneğin Kadima partisi, 2005 yılında Ariel Şaron’un beraberindeki bir grup arkadaşı ile Likud’dan ayrılarak kurduğu bir partidir. Aslında Kadima’nın kurulması daha önce denenen ama bir türlü başarılamayan ‘merkez’ parti oluşturma çabasının başarılı bir sonucudur. Kadima hem sağcı Likud’dan hem de solcu Labor’dan katılımlarla kurulmuştu. Ancak partinin asıl başarısı, her ne kadar Labor’dan katılımların olmasından dolayı çalışan sınıfın desteğini almış olsa da Likud’un ve özellikle Şaron’un şahsi karizmasına bağlıdır.
Diğer taraftan Mapai (sonradan Labor) 1948’den beri ülkenin en etkili siyasi partilerinden birisidir. Daha önce de söylediğim gibi Mapai (Labor) 1949’dan 1977’ye kadar olan dönemde İsrail siyasetinin hem ideolojik hem de yönetim açısından en önemli unsuru olmuştur. Aslında Mapai’nin etkisi 1935 yılına kadar geri götürülebilir. 1977 seçimlerinde Labor’un tekel gücü kırılmış ve özellikle 1981 seçimlerinden itibaren İsrail siyaseti tek parti kontrolünden ana blokların devamlı bir rekabet içine girecekleri yeni bir döneme geçmiştir. Tabi ki Mapai’nin başarısının ve en nihayetinde 1977 hezimetinin birçok nedeni vardır. Ancak bunlara başka bir vesile ile değinmekte fayda var.
Son yapılan seçimlerde Sharon’un da ayrılmasıyla kan kaybeden sağcı Likud partisi ise 120 kişilik mecliste sadece 12 sandalyeyle temsil edilebiliyor. Daha çok güvenlik konularına odaklanan Likud’un mevcut lideri şahinliği ile bilinen eski Başbakanlardan Benjamin Netanyahu. Netanyahu denildiğinde aklıma ilk gelen özelliklerinden birisi; Hamas’ın başarısını, İsrail’in Gazze Şeridi’nden tek taraflı olarak çekilmesine bağlamasıdır. Zaten bunu gerekçe göstererek Batı Şeria’dan çekilmeye karşı olan tavrı ile bilinen bir siyasidir.
Diğer önemli bir parti de dini söylemleri ile öne çıkan Shas partisidir. 1984 yılında Sephardik Yahudilerin Baş Haham’ı Ovadia Yusuf tarafından ultra-Orthodox seçmenlerin çıkarlarını gözetmek amacıyla kurulan bu parti, kurulduğu günden beri birçok koalisyon hükümetinde görev almış, pazarlıkların en önemli aktörlerinde birisi olmuştur. Şu anda da zaten Labor ile işbirliğini garantileyen Livni, Shas için görüşmeler yapmaktadır.
İsrail şartlarında belki de en radikal partilerden birisi Meretz’dir. Radikal solun İsrail’deki temsilcisi diyebileceğimiz Meretz, sadece İsrail’de değil ABD’de de ciddi anlamda etkili Peace Now örgütünün siyasi kanadı olarak da algılanır. Bu partinin temsilcileri 1967 sınırlarına geri dönülmesi gerektiğini ısrarla dile getirirler. Bu noktada eski Meretz liderlerinden ve İzhak Rabin hükümetinin (1992) Milli Eğitim Bakanlarından olan Shulamit Aloni’ye değinmeden geçmek istemiyorum. Aloni, Rabin hükümetindeki görevinden din-devlet işlerinin ayrılması gerektiği görüşünü savunduğu için istifa etmek durumunda bırakılan, yeri geldiğinde şahin liderleri çok ağır bir şekilde eleştirebilen bir yapıya sahipti. 1996’da siyasetten ayrılıncaya kadar barışın tesisi için çok uğraştı ancak İsrail siyasi şartlarında marjinal bir figür olmanın ötesine geçemedi. Sharon ve uyguladığı politikalar için söylediği şu sözler onun siyasi görüşünü net bir şekilde özetliyor olsa gerek; Aloni, 29 Temmuz 2005 tarihinde Kul El Arap gazetesine verdiği demeçte, İsrail’in savaş suçları işlediğini, Ariel Şaron’un adalet önüne çıkarılması gerektiğini dile getirmişti. İsrail’in insanlığa karşı suçlar işlediğini de belirten eski bakan, İsrail’in terörist faaliyetler noktasında Filistin’den daha kötü bir duruma geldiğini söylemişti. Orta Doğu’nun en güçlü ordularından birine sahip olmasına rağmen İsrail’in halen ‘kurban rolü’ oynamasına ve bunun da ABD tarafından onaylanıyor olmasına şaşırdığını dile getiren eski bakana göre İsrail, Mussoli’nin yolunu takip etmektedir.[1]
İsrail içinde yaşayan ve İsrail nüfusunun yaklaşık %20’sini oluşturan Arap nüfusunun siyasal sistem içindeki konumu ve rolü nedir diye baktığımızda da karşımıza yine irili ufaklı birçok Arap partisi çıkar. Aynı zamanda İsrail vatandaşı olan bu insanlar, Arap partilerinin yanı sıra orta yol politikası izlemeye çalışan Labor ve Likud gibi esas partileri ve Meretz gibi barış yanlısı ya da anti-Siyonist sol partileri desteklerler.
Bütün bunların ötesinde, tabi ki İsrail siyasetinden bahsederken politikaları etkileyen menfaat gruplarından bahsetmemek olmaz. Rus göçmenlerin oluşturduğu menfaat grubunu, geniş çaplı yapılanmalara örnek olarak verebiliriz. Bu tür etnik, sosyal tabanlı ya da iş çevreleri tarafından oluşturulan menfaat grupları her ülkede görülür. İsrail’i farklı kılan ise değişik ülkelerden gelen göçmen grupların farklı algılamalara sahip olması ve de uluslararası Yahudi gruplarının her şeyden öte çok daha güçlü bir etkisinin olmasıdır.
Kısacası siyasi partiler ve menfaat gruplarını incelemek İsrail Siyasetini anlamak adına önemlidir ancak bunları anlayabilmek oyunun kurallarını bilmeden olmuyor. Yukarı da anlatmaya çalıştığım gibi İsrail’in orantılı temsil sistemi beraberinde birçok problemi de getirerek zaten karmaşık olan İsrail sistemini daha karmaşık bir hale sokuyor.
Sonuç olarak geçen yazımızda temel olarak İsrail siyasetini etkileyen, daha doğrusu oluşmasını sağlayan tarihi ve sosyal gelişmelerden bahsetmiştik. Bu yazımızda da bütün bu gelişmelerin ne kadar farklı bir şekilde siyasi yelpazeye yansıdığını anlatmaya çalıştık. İsrail parti sisteminin de bu farklılıkların en doğal şekliyle yansıtılabilmesine kolaylık sağladığını, bunun da siyasi bir istikrarsızlığa neden olduğunu göstermeye çalıştık. Hal böyle olunca Tzipi Livni’nin şimdilerde koalisyon kurmak için ne kadar zorlandığını en azından kapalı kapılar ardında nasıl pazarlıklar yapıldığını az çok tahmin edebiliriz. Bilindiği üzere iki gün önce koalisyon hükümetini kurabilmesi için kendisine iki hafta daha ek süre verildi. Şu anda hükümet kurabilme adına Labor’ın desteğini almış durumda ancak Shas ile olan pazarlıklar devam ediyor. Shas’ın desteğini almayı başaramazsa alternatif olarak küçük partilerin koalisyon ortağı olmaları seçeneğinin değerlendirilebileceği de konuşulan konular arasında. Böyle olduğu takdirde pazarlıkların nasıl kızışacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.
Daha detaylı bilgiler için bakınız;
Mahler, Gregory, Politics and Government in Israel: The Maturation of a Modern State, (London: Rowman and Littlefield Publishers, 2004)
Elazar, Daniel, Israel at the Polls 1996 (Israeli History, Politics and Society ), (Routledge, 1998)
Osman Bahadır Dinçer
USAK Orta Doğu Araştırmaları Merkezi
23 Ekim 2008
[1] Roee Nahmias, ‘Israeli terror is worse’, Yedioth Ahronoth, 29 Temmuz 2005,
http://www.ynetnews.com/articles/0,7340,L-3119885,00.html
Şu an okuduğunuz bu



comment closed