Geçtiğimiz hafta Çarşamba günü İsrail’de koalisyon hükümetinin en büyük ortağı Kadima partisinde başkanlık seçimi yapıldı. Şaron’un 2006 Ocak ayında geçirdiği rahatsızlıktan sonra yerine Kudüs’ün eski belediye başkanlarından Ehud Olmert geçmişti. Rüşvet ve yolsuzluk iddialarından dolayı istifa etmek zorunda kalan Olmert’in yerine ise Şaron’un prensesi olarak adlandırılan Tzipi Livni geldi.
Olmert’in istifası ve parti içi seçimlerin yapılması, yüzeysel olarak bakıldığında sadece İsrail’in iç işlerini ilgilendiren bir durummuş gibi algılanabilir. Ancak Henry Kissenger’ın da dediği gibi aslında İsrail’in tam anlamıyla bir dış politikası olduğunu söylemek zor. İsrail’de dış politika, iç siyasal gelişmelerin bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla Suriye ve Filistin ile barış görüşmeleri sürerken Olmert’in istifa etmek durumunda kalması, bölgesel dengeleri etkileyebilecek ve farklı doğrultularda yeni politikaların uygulanmasına neden olabilecek sonuçlar doğurabilir. Bu noktada, -Olmert’in yerine Livni’nin gelmesi izlenen politikaları nasıl değiştirir, ya da Livni 40 gün içersinde hükümeti kurabilir mi, yoksa üç ay içinde erken seçimlere mi gidilir-, gibi sorulara verilecek cevapları daha net anlayabilmek için genel hatlarıyla da olsa İsrail siyaseti hakkında bilgi sahibi olunması gerekir. İsrail’in kendine has iç dinamiklerini anlamadan, koalisyon hükümetlerini kurmanın neden çok meşakkatli olduğunu kavramadan, bundan sonraki süreçte neler olabileceğini anlayamayabiliriz. Bu yüzden bu yazımda İsrail toplumu ve siyaseti hakkında öncelikli olarak bilinmesi gereken konulara kısaca değinerek basit ama anlaşılır bir İsrail haritası çizmek istiyorum. Bu yazıyı takip edecek diğer yazılarda, İsrail toplumunun bu yazıda değinilmeyen diğer özelliklerini, 60 yıllık siyasi eğilimlerini, seçim sistemlerini, kadının siyasetteki yerini ve ordu–devlet-din ilişkisini ele alacağım. Bu tarz bir çalışmayla, yapılan son seçimler sonrası yaşanacak süreci daha net anlamlandırabileceğimizi düşünüyorum.
İsrail hakkında çalışmaya başladığımda aklıma yıllar önce Kudüs’de tanıştığım Haham Jeremy Milgrom’ın bana İsrail siyaseti ve toplumu hakkında anlattıkları gelmişti. İsrailli bir profesörün “İsrail Siyaseti” adlı dersini alırken de Jeremy’in anlattıkları ve Kudüs’de gördüklerim aynı şekilde gözümde canlanmıştı. İsrail, genel kanaatin aksine gerek toplumsal gerekse siyasi yapısı itibariyle çok karmaşık ve girift meselelerle uğraşan bir ülke. Dışarıdan göründüğü gibi homojen ve uyum içinde çalışan bir yapı mevcut değil.
İsrail sadece 60 yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen dünya siyaset sahnesinde kendi boyutlarının çok ötesinde bir rol oynamakta. Bu da, az da olsa İsrail siyasetini anlamak için kısaca İsrail tarihi hakkında bilgilenmeyi gerekli kılmakta. Bir ülkenin mevcut siyasi atmosferini anlayabilmek için ilgili tarih hakkında bilgi sahibi olmak önemli. Hele bir de incelediğiniz ülke meşruiyeti halen bazı kesimler tarafından sorgulanan İsrail ise bu önem daha da artmakta.
Tarihi Sürecin Önemi
Günümüz İsrail siyasetinin durumu, Filistin-İsrail meselesinin tarihi seyri ele alınmadan anlaşılamaz. Filistin topraklarında İsrail kurulmadan önceki siyasal gelişmeler, Siyonizm, II. Dünya Savaşının etkileri ve Holokost olayı hesaba katılmadan 1945’den 1948’e kadar olan devlet inşa süreci ve sonrasındaki gelişmeler tam olarak algılanamaz.
Bu bağlamda David Fromkin’in A Peace to end all Peace adlı kitabında da dile getirdiği gibi özellikle 1914–1922 yılları arası gelişmeler mutlaka dikkate alınmalı. Bu süreçte sadece Orta Doğu’da değil bütün dünyada önemli gelişmeler yaşandı. O dönemde, etkin olan dünyanın süper güçleri 20. Yüzyıl vizyon ve hedeflerini belirlediler ve bu noktada Orta Doğu’nun kaderi gelecek planlarının merkezinde ele alındı. Hatırlanacağı üzere bu zaman zarfında Orta Doğu’nun mevcut siyasetini derinlemesine etkileyecek anlaşmalar yapılmıştı.
Osmanlı’nın ömrünü tamamlamasıyla birlikte uzun yıllar hâkimiyeti altında bulunan Orta Doğu toplumları kaotik bir sürecin içine girdiler. Bu dönemde Türk ve Arap siyasetçiler basiretsizlikleri yüzünden, Batılı siyasiler de bölge gerçeklerini hesaba katmadan planlar yaptıkları için birçok hata yaptılar. Batılı güçler Filistin meselesi özelinde hem Yahudi toplumunu hem de Filistin tarafını kendi çıkarları doğrultusunda kullandılar. Özellikle Siyonist hareketleri destekleyen kesimler ve ayrılıkçı Arap gruplar İngiltere tarafından kendi menfaatleri doğrultusunda ikili oynanarak kandırıldı. Kısacası bu dönemde ve hemen ertesinde İsrail devletinin kurulmasına giden süreçte yaşananlar genel anlamda bugünkü problemlerin temelini oluşturdu.
Siyonizm ve Holokost
Siyonizm’in, İsrail siyasi tarihi incelenirken özellikle üzerinde durulması gereken en önemli kavramlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Devlet öncesi İsrail’de Siyonizm’in siyasi bir hareket olarak doğuşu, tarihi, dini ve siyasi bir takım değişkenlerin sonucu olarak toplum algılamalarını şekillendiren bir olgu olarak karşımıza çıktı. Siyonizm temelde iki hedefi esas alarak hareket etti. İlk olarak Yahudilerin anavatan olarak kabullendikleri Filistin’e dönmelerini destekleme amacı güderken, ikinci olarak da Yahudi toplumunun, kültürünün, dilinin ve kurumlarının yenilenmesini ve geliştirilmesini hedefledi. Aliya adı verilen göç dalgaları ve uygulanan politikalar neticesinde Yishuv olarak adlandırılan Filistin’deki Yahudi toplumu ekonomik, siyasi ve dini faktörlerin de etkisiyle onlarca yılı kapsayan bir süreç içinde gelişti ve büyüdü. Bu noktada Filistin’deki Yahudi varlığı, bir yandan bu topraklara dışarıdan Yahudi göçünü cesaretlendirirken, bir yandan da yeni gelen göçmenlerle bölgenin yerli halkı arasındaki çatışmaların boyutlarını da değiştirdi.
Öte yandan Holokost olayı da İsrail devletinin kurulmasında önemli motivasyonlardan biri olarak tarih sahnesindeki yerini aldı. Aslında II. Dünya savaşı öncesi Filistin dışındaki Yahudiler ya da Yahudi olmayan gruplar genel olarak, Siyonizm’in öngördüğü politikalara pek sıcak bakmıyordu. Ancak Holokost olayının boyutlarının ortaya çıkması ve yaygın bir propaganda ile geniş çevrelerce bilinir hale getirilmesi birçok kesimin fikrini Yahudilerin anavatanlarına yerleşmeleri ve burada bir devlet kurabilme amaçlarının desteklemesi yönünde değiştirdi.
Bu noktada İsrail’in gelecek planlarını ve diaspora Yahudilerinin durumunu etkilemesi noktasında dikkat edilmesi gereken ilginç argümanlardan birisi de Yahudilerin Holokost olayından çıkardıkları derstir. Yahudiler Holokost’un, Avrupalı Yahudilerin kendilerini korumaları hususunda başkalarına bağımlı olmalarından kaynaklandığı sonucuna vardılar. Kendi kendilerini korumaya her zaman hazırlıklı olmaları gerektiği, bir diğer ifade ile kuracakları devletin bağımsız ve korunaklı olması gerektiği görüşünde birleştiler. Bu mantık aslında İsrail’in mevcut siyasi, bilimsel ve ekonomik gücünün nedenleri hakkında bize bir fikir verebilir.
Kısacası unutulmaması gereken hayati gerçek; mevcut gelişmeleri ve politikaları anlamak için sadece günümüze bakmanın yeterli olamayacağıdır. Kültürler, toplumsal hassasiyetler ve algılamalar tarihi bir süreç içerisinde oluştuğu ve geliştiği için, toplumların siyasi yapılarının anlaşılmasında tarihi seyir içerisindeki önemli detaylara vakıfiyet önem arz etmekte.
Bir ülkenin ulusal politikalarının ülkenin sahip olduğu koşullar ve şartlardan etkilendiği yadsınamaz bir gerçek, ancak İsrail özelinde bu durum yegâne özellikler barındırması hasebiyle daha da önemli bir hal alıyor.
Dini Algılamadaki Farklılıklar
Yukarıda da değinildiği üzere Siyonizm faktörü İsrail’e has bir durum. Öte yandan devlet ile din arasındaki ilişkiler de İsrail özelinde ayrı bir öneme sahip. İsrail toplumundaki devlet-din ilişkilerinin tartışmalı bir şekilde algılanıyor olması ve aynı dine mensup insanların sadece siyasi anlamda değil dinin yorumlanması konusunda da çok farklı görüşlere sahip olması, İsrail’e ilk gittiğimde bana çok enteresan gelmişti.
İlk başta da dediğim gibi İsrail’e dışarıdan yüzeysel olarak bakıldığında her anlamda ortak bir anlayışın olduğu zannedilebilir. Fakat dini anlamda bile çok farklı anlayışların olması gerçekten dikkat çekici bir durum. Kudüs sokaklarındaki insanlar arasında bile bunu bizzat tecrübe etme imkânı bulabiliyorsunuz. Konuştuğunuz birçok Yahudi, temel bazı konularda dahi birbirlerinden farklı şeyler söylüyor.
Bu hususta verilebilecek en temel örneklerden birisi aslında Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerindeki insanların ciddi farklılıklar arz eden profilleridir. Dışarıdan, Yahudi yerleşimcilerinin hepsi Siyonist, aşırı dinci radikal görüşlere sahip Yahudi gruplarından oluşuyormuş gibi algılanabilir. Fakat sanılanın aksine Yahudi yerleşimcileri, esas olarak iki gruba ayırabiliriz. Birincisi, ideolojik yerleşimciler de diyebileceğimiz, yerleşimlere tamamen dini motivasyonlarla yerleşen, kendilerini Judai ve Samaria olarak adlandırdıkları kutsal toprakların koruyucusu ve sahipleri olarak addeden grup. Bu gruba mensup insanlar İsrail’in bu topraklarda tarihi ve dini gerekçelerle meşru ve yasal hakkı olduğuna aynı zamanda İsrail’in demografik ve güvenlik ihtiyaçları noktasında bu tür yerleşimlerin gerekli olduğuna inanıyorlar. İkinci grup ise, ki ilk gruba göre çoğunluğu oluşturur, devletin teşvik ve sübvansiyonlarından yararlanabilme amacıyla tamamen pragmatik kaygılarla buralara yerleşen insanlardan oluşur.
Ortodoks Yahudiler ile Muhafazakârlar ve Muhafazakârlar ile de Reform yanlısı Yahudiler arasındaki farklar da siyasal anlamda ayrılıklara yol açmakta. Kimin gerçek anlamda Yahudi olup olmadığı gibi meseleler, özellikle dini grupların etkisiyle, hararetle tartışılan konulardan. Bir insanın İsrail vatandaşı olup olamayacağına kimin karar vereceği de net olmayan noktalardan biri. Hangi konunun hükümetin, hangi konunun dini otoritenin sorumluluğunda olduğu netliğe kavuşturulamamış, gerginlik yaratan bir husus. Kısacası toplumdaki gerilimi dindirmek adına çözülmesi gereken sorunlardan biri de net olmayan din-devlet ilişkilerinden kaynaklanan anlaşmazlıklar.
Farklı bir açıdan olaya yaklaşmak gerekirse şöyle bir kıyaslama da yapılabilir. Filistinlilere baktığımızda çok farklı politik parçalanmaların olduğunu ve bu durumun Filistinlilerin ortak bir akıl oluşturup aynı hedef doğrultusunda bir şeyler yapabilmelerini engellediğini görürüz. Sadece farklı gruplar içinde değil aynı parti ya da hareket içinde dahi ortak bir anlayışın oluşamadığı bilinen bir gerçek. Tabii ki İsrail’deki farklılıklar Filistin’le birebir karşılaştırılamaz ancak İsrail içindeki karmaşık yapı da İsrail siyasetini şekillendiren, kurulan hükümetlerin içerde ve dışarıda gücünü ve itibarını zedeleyen bir özellik arz etmesi bakımından Filistin ile benzeşiyor denilebilir.
Diaspora’nın Gücü
Diğer taraftan İsrail siyaseti incelenirken, Amerikalı diaspora Yahudileri de İsrail’in politik gündemini etkileyen faktörlerden biri olarak ele alınmalı. Amerikalı Yahudiler ya da diğer diasporalarda yaşayanlar bulundukları ülkeleri terk ederek İsrail’e yerleşmiyorlar. Ancak mevcut İsrail politikalarının en büyük destekçileri olduklarını görüyoruz. İsrail hükümetlerinin bu tür gruplardan ciddi meblağlarda maddi destek alıyor olması, hükümetlerin bu güçlü inisiyatiflerin görüş ve isteklerine ters hareket etmeme noktasında, uluslararası desteği kaybetmemeleri korkusuyla çok duyarlı davranmalarına yol açıyor. İsrailli liderler bu tür grupların sahip oldukları prestij ve sermayenin desteğini kaybetmek istemezler. Dolayısıyla da İsrail’de yaşamadıkları halde İsrail siyasetine yön verebilme potansiyeline sahip olmalarından dolayı İsrail’in önemli ‘siyasal’ unsurlarından birini bu gruplar oluşturur.
Bu yazıyla İsrail’de devamlı bir çatışma ortamı varmış gibi bir tablo çizmek istemiyorum ancak yukarıda değindiğim hassas konuların özellikle siyasal hayatta ayrılıkların ve anlaşmazlıkların temelini oluşturduğu da yadsınamaz bir gerçek. İleriki yazılarda daha detaylı olarak değinmeyi planladığım Sephardim ve Aşkenazi Yahudilerinin arasındaki farklar ve ülkeye göçler neticesinde gelen farklı ülke kültürleri ile yetişmiş farklı dünya görüşlerine sahip insanların durumu da siyasal süreçleri etkileyen faktörlerden birkaçıdır.
Sonuç olarak aynı dine mensup fakat farklı algılamalara sahip, farklı dini ve etnik özellikler gösteren ülkelerin kültürleri ile yetişmiş insanların bir arada, bir devlet içerisinde bulunuyor olmaları zaten başlı başına bir problem kaynağı. Bu durum İsrail örneğinde olduğu gibi sadece iç siyasette değil dış politikada da problemlerin oluşmasına neden olabilmekte.
Not: daha detaylı bilgiler için bkz;
Mahler, Gregory, Politics and Government in Israel: The Maturation of a Modern State, (London: Rowman and Littlefield Publishers, 2004)
Fromkin, David, A Peace to end All Peace: The Fall of the Otoman Empire and the Creation of the Modern Middle East, (New York; Holt Paperbacks, 2001)
Yazının 2. bölümünü okumak için tıklayınız
İsrail Siyasetine Genel Bakış -2
Osman Bahadır Dinçer
25 Eylül 2008
USAK Orta Doğu Araştırmaları Merkezi
Şu an okuduğunuz bu



comment closed