Ortodoks Kilisesi

Ağustos 21st, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan İnançlar Tarihi »

Türkiye, bugünkü sınırları içinde dahi Dünya’da pek az ülkede, rastlanacak dini bir çeşitlilik gösterir. Bu Hıristiyanlık açısından özellikle böyledir. Ülkemizde var olan bütün kiliseleri (yani cemaatleri) saymaya kalkarsam, iki elin parmakları yetmez. Bu bir mübalağa değil, isterseniz sayalım; Rum Ortodoks Kilisesi, Ermeni Gregoryen, Ermeni-Katolik, Ermeni-Protestan, Süryani Kadim dediğimiz Süryani Ortodoks, Süryani Katolik, Kaldani eski kilisesi ve Kaldani Katolik, Nasturi Kilisesi (bizde şu sıra hemen hemen hiç üyesi kalmadı ve Nasturiiik de bir ara üç patrikliğe ayrılmıştı). Gördüğünüz gibi iki el Bitti, kiliseler bitmedi. Bu saydıklarım, üstelik bu topraklarda doğan ve gelişen veya önemli merkezleri burada olan kiliselerdi. Roma-Katolik, Anglikan, Protestan gibi Avrupa kökenli kiliselerin Türkiye’de küçük de olsa bulunan cemaatlerini saymaya kalksak, iki elin parmakları da yetmez.

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Hz. İsa Döneminde Bir Münzevi Cemaat: Esseniler

Ağustos 14th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan İnançlar Tarihi »

Esseniler, M.Ö. 2. ve M.S. 1. yüzyıllar arasında yaşamış, münzevi bir hayat tarzını benimseyen Yahudi mezhebidir.1 Filistin topraklarının çeşitli yerlerine dağılmış olmakla beraber, özellikle Kudüs’ün 30 km doğusunda, Ölü Deniz’in (Lut Gölü) kuzey batı yakasında kümeler halinde yaşadıkları kabul edilmektedir. ‘Esseni’ kelimesinin etimolojik anlamı her ne kadar aydınlatılamamış ise de; kendilerine dair ilk bilgileri edindiğimiz Yahudi filozof Philo‘ya (M.Ö. 20-M.S. 50) göre bu kelime ‘Azizler’ (Essaioi) anlamına gelmektedir.2 Bazılarına göre ise, ‘dindarlığı’ ve ‘zahidliği’ ifade etmektedir. Günümüze kadar ulaşan kaynaklar ve verilen bilgiler değerlendirildiğinde, bu dini cemaatin IV. Antiyokus’un (M.Ö. 175-164) Yahudilere karşı giriştiği zulümden kaçanlar tarafından Makkabiler İsyanı’ndan önce kurulduğu sonucu çıkmaktadır.3

Romalıların M.S. 70′te Kudüs’ü işgal ettikleri yıla kadar Yahudi tarihine ilişkin kaynakların yetersizliği, Esseniler’in yaşadığı ve Hıristiyanlık tarihinde ‘Erken Hıristiyanlık Dönemi’ diye bilinen dönemin yeteri kadar anlaşılmasının önünde büyük bir engel teşkil etmiştir.4 Esseniler mezhebine dair bilgi veren ilk kaynaklar; Philo’nun (M.Ö. 20-M.S. 50) Quod Omnis Probus Liber Sit’i, Kadîm Pline’nin (M.S. 30-79) Tabiî Tarih’i (Histoire Naturelle), Flavius Josephus’un (M.S. 37-100) Yahudilerin Savaşı ve Roma’lı Hippolyte’in (M.S. 170-235) Philosophoumena adlı eserlerinden ibarettir.5

Ölü Deniz Yazmaları

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Engizisyon

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Uygarlıklar Tarihi, İnançlar Tarihi »

Tarihin karanlık sayfaları

Engizisyon mahkemeleri, insanlık tarihinin en kara sayfalarından birini oluşturmuştu. Ne var ki, son yıllarda bazı tarihçilerin yaptığı belgesel araştırmalar, bu kurumun düşünüldüğü kadar ” acımasız” olmadığı konusunda önemli ipuçları veriyor.

Kızgın kerpetenler, çivili sandalyeler, büyük huniler, parmakları sıkıştıran mengeneler, ölüm askıları… Tüm bunlar, 20. yüzyılda siyasi muhaliflerini susturmak ve sindirmek için, totaliter rejimlerin kullandığı zindan aksesuarları değil. Bu işkence aletleri, bir dönem, Katolik Kilisesi’nin vazgeçilmez yardımcılarıydı ve engizisyon mahkemelerinin utanç dolu sayfasını oluşturuyordu.

engizisyon


1633 yılının 22 Haziran günü, Roma, tarihinin en önemli günlerinden birine tanık oluyordu. Engizisyon mahkemesinde yargılanan Galileo Galilei’nin son sözleri merakla bekleniyordu. Ünlü bilgin acaba düşüncelerinde direnecek miydi, yoksa “itiraf” mı edecekti? Yüzlerce izleyici ve jüri sıralarını dolduran onlarca din adamının ortasında, kendisini tarihle hesaplaşmak üzere bir av gibi hisseden Galilei’nin ağzından şu sözler döküldü: “Ben, ‘Güneş evrenin merkezindedir’ dediğim için yargılanıyorum ve bu tür aykırı görüşleri nefretle kınıyorum, lanetliyorum. Aynı zamanda Kutsal Katolik Kilisesi’ne yapılan tüm yanlışları da…”

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

İran Mitolojisi

Ağustos 7th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Uygarlıklar Tarihi, İnançlar Tarihi »

Bir ulusa, bir dine ve uygarlığa ait mitleri konu alan, eski çağlarda yaşamış insanların doğa olayları, sosyal ilişkileri ve dinî inanışlarına bakış açılarının yorumlanması olarak nitelenen mitoloji, sözcük anlamı olarak “efsane bilimi”dir. Mitoloji, hayalî bir anlatım içine, hayallerde yer etmiş yarı tanrılar ve kahramanların hikayelerini de katan ve ilk çağlar, daha doğrusu arkaik bir zaman türüne, tarihsel zaman ötesindeki başlangıç zamanına dayanan bir hikaye anlatım biçimidir. Eski İran’da yaygın efsanelerin ve Fars mitolojisinin en önemli ve en büyük kaynağı, her şeyden önce Avestâ’dır. Dînkert, İran gelenek ve adetlerini, tarihî, mitolojik, dinî, millî ve ilmî rivayetlerini ve değerlerini Sâsânîler döneminde olduğu gibi koruyarak daha sonraki çağlara aktarması dolayısıyla çok önemli belgeler ve kaynak eserler arasında yer almaktadır. Bir Zerdüşt bilgi hazinesi niteliğindeki Bundehişn, İran mitolojisinde yer alan birçok efsaneyi yok olmaktan kurtarmıştır. Hudâynâme, İran hanedanlarının, padişahlarının adlarını, çeşitli dönemlerin tarihî gelişmeleri efsanelerle karışık olarak kaydetmektedir. Şâhnâmeler, İran millî tarihi ve mitolojisi açısından son derece önemli kaynaklardır.

I. Giriş

 Mitleri, doğuşlarını ve anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim dalı olan mitoloji; bir ulusa, bir dine ve uygarlığa ait mitleri konu alır. Bir bakıma eski çağlarda yaşamış insanların doğa olayları, sosyal ilişkileri ve dinî inanışlarına bakış açılarının yorumlanması olarak nitelenen mitoloji, sözcük anlamı olarak “efsane bilimi” yani ilkel insanlar ve insan üstü varlıkların başından geçen masalsı olayların incelenip anlatılmasıdır. Her ulusun mitolojisi; o ulusun tarihi, çeşitli efsaneleri, destanları, kahramanlık öyküleri, inanç sistemleri, tanrıları, insanları, masalları ve söylencelerini barındırır. Mitoloji, hayalî bir anlatım içine, hayallerde yer etmiş yarı tanrılar ve kahramanların hikayelerini de katan ve ilk çağlar, daha doğrusu arkaik bir zaman türüne, tarihsel zaman ötesindeki başlangıç zamanına dayanan bir hikaye anlatım biçimidir.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Protestanlar soluğu Osmanlı’da almıştı

Mayıs 31st, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Osmanlı Tarihi, İnançlar Tarihi »

Avrupa’da Katolik baskısı altındaki Protestanlar, Osmanlı topraklarına sığındı. Ancak Protestanlığın kurucusu Luther “Türk tehlikesi”ni büyüterek dikkatlerin bir anda Katolik baskısından sıyrılıp, Osmanlılar’a çevrilmesi siyasetini güttü

Osmanlı İmparatorluğu, 16. yüzyılın ilk yarısında Hıristiyan dünyasındaki yeni dini gelişmeleri yakından takip etti. Osmanlılar, Avrupa’yı böldüğü için Lutheran ve Kalvinistler’i her fırsatta destekledi. Kanuni, 1552′de Protestan Alman prenslerine gönderdiği mektupta, o tarafa bir sefere çıkacağını ancak onların Osmanlı askeri harekatından bir zarar görmeyeceğini söylüyor ve Protestanlar’ı Papa ile Şarlken’e karşı kışkırtıyordu.
Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Eski Çağ Uygarlıklarında Kurban Edilen Hayvanlar Üzerine Bir İnceleme

Mayıs 25th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Uygarlıklar Tarihi, İnançlar Tarihi »

Kurban kavramı, insanlık tarihinin en eski ve karmaşık konularından birisidir. Animizm ve totemizm ile de yakından ilişkili olan bu kavram, tarih öncesi dönemlerden başlayıp gücünü ve etkisini günümüzde de sürdürmektedir. Bu çalışmada, tek tanrıcı ilahi dinler aşamasına değin, eskiçağ dönemine ait çok sayıdaki uygarlıkta, kurban kavramı ile kurban olarak kullanılan hayvanların özellikleri ele alınmıştır. Sonuçta, veteriner hekimliği tarihi ve dinler tarihi yönünden son derece önemli olan böylesi bir konunun kökenleri ortaya konulmaya çalışılmış ve insan-hayvan ilişkileri tarihsel boyutta yeniden değerlendirilmiştir.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Moğol Şamanizminin Ana Hatları

Mayıs 19th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Uygarlıklar Tarihi, İnançlar Tarihi »


Bu yazı özellikle Moğolların açısından Sibirya Şaman dünyasının ana hatlarını kısaca tanıtmak amacındadır. Bazı dil farklara rağmen Sibirya’da Şamanizm’in bütün türlerinde ortak temalar ve imajlar bulunmaktadır. Şamanizm ile ilgili klasik etütler Buryat, Moğol ve Tungus gibi Altaik halklara özel ilgi gösterip “klasik” Şamanizm imajını yaratırlar.

Bazılarınız Moğol Şamanizm konusunda açıklayacağım özelliklerin tüm ayrıntılarının bütün Moğol veya Sibirya toplulukları için geçerli olmayacağını bulabilir. Bu yer aldıkları geniş coğrafi bölge, farklı çevreler ve kabile tarihinin neden olduğu uygulama ve inanç farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bazılarınız Amerikan yerlilerinin inançlarına ve yeryüzüyle yakın ilişkileri inançlarını ve davranışlarını nasıl şekillendirdiğine aşinadır. Bu aynı zamanda Moğol ve Sibirya halkları için de genelde geçerlidir. Toprak anası ve yukarıdaki Gök Babasını ululamaları, bütün hayvan ve doğa ruhlarına saygı göstermeleri onları doğa güçlerine saygı göstermelerini ve mümkün olduğunca zarar vermekten kaçınmalarını sağlıyor.
Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Şamanizm

Mayıs 19th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan İnançlar Tarihi »

Şamanizm ilkel kavimlerde görülen, ruhlarla insanlar arasında aracılık yaptığı ve hastaları iyileştirme gücüne sahip olduğu kabul edilen Şamanlar çevresinde yoğunlaşan inanç sistemidir. Ata ruhlarına ve doğa varlıklarına tapınmaya dayanan eski bir Asya dinidir.

On üçüncü yüzyılda Avrupalı gezginlerin Mançu-Tunguz halklarından duydukları Şaman kelimesi daha sonra Sibirya sihirbazlarına verilen bir isim olarak yaygınlaşmıştır. Şamanizm ise genellikle Sibirya kavimlerinin din inançlarını ve bu inançlara bağlı olarak dini merasimlerini ifade eden bir terim olup, Kuzey Asya halkları arasında yaygın olan Şaman kelimesi etrafında kurulan, çoğunlukla dini karaktere sahip inançları ve bir takım
faaliyetleri ifade için kullanılır. Çok geniş bir alana yayılan Şamanlık, Türk Moğol eski kültür tarihinde önemli yer tutar.
Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Şamanist Türk Halklarinda Kurban Sungusu ve Kendisine Kurban Sunulan Varlik

Mayıs 19th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Osmanlı Tarihi, İnançlar Tarihi »

Bu makalede Şamanist Türk halklarının inançlarında oldukça önemli bir yeri olan kurban törenleri ile kendisine kurban sunulan varlıklar meselesi incelenmiş; Rus ve Sovyet kaynaklarından yapılan araştırmalar doğrultusunda şamanların, ayinleri için seçtiği vakit konusunda değerlendirmeler yapılmıştır.


Şamanizm’in önemli bir öğesi olan kurban törenleriyle ilgili bilgilendirmeye geçmeden önce kelimenin Türkçe etimolojisi üzerinde kısaca durmanın faydalı olacağı kanaatindeyim; kurban sözünün bugünkü manasıyla nasıl kullanıldığı bilinmemekle beraber, kurban merasimlerine Türkçe (tapıg) veya (yagışlık tapıg) (Esin, 1978: 100) denmekteydi.

Yine kurban sözüyle alakalı olarak; Türkçe kutsalı karşılayan kelime Kaşgari’de: “ıduk”1 (Kaşgarlı, 1991-1992: 65/13) olarak geçmekte olup bu durum Orhun Kitabeleriyle de desteklenmektedir. Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Türklerde Ölüm ve Ölü İle İlgili Rit ve Ritüeller

Mayıs 17th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Osmanlı Tarihi, İnançlar Tarihi »

Ölüm olgusu Türk kültüründe geniş bir yer işgal eder. Hem İslam öncesi hem de günümüzde, günlük hayatta ölüm, çok önemli bir konudur. Bu makalede, ölümün Türkiye’deki dini ve kültürel yönü incelenecektir. Bu konular şunlardır: ölümü haber veren ve ölümü engelleyen inanç ve uygulamalar, ölüm anında gözlemlenen inanç ve uygulamalar, ölünün defne hazırlanması, defin sonrası inanç ve uygulamalar.


Ölüm; doğum ve evlenme gibi kişinin hayatında karşılaştığı en önemli olaylardan bir tanesidir. Bu olgu, kişisel olmakla birlikte, toplumu ilgilendiren bir olay olmasından dolayı da, değişik bilim dallarında değişik yöntemlere göre konu edilip incelenmektedir. Örneğin, tıp, din, arkeoloji, etnoloji, antropoloji, folklor, edebiyat vs.

Bu olgunun etrafındaki inanç ve uygulamaları olgunun bağlamındaki milletin gelenek ve görenekleri etkilemiştir (Nirun ve Özönder, 1990:251-264). Biz bu çalışmada, günümüz Anadolu’sunda geleneğin şekillendirmiş olduğu ölüm ve ölü etrafında oluşan inanç ve uygulamaları önce tasvir edecek, daha sonra da

Halk Bilimi yöntemlerine göre analizini yapıp mümkün olduğunca, her bir olgunun anlamını bulmaya çalışacağız.

Bu anlama işine, ilk önce Türk Kültür tarihi boyunca Türklerin sahip olduğu ölüm anlayışı ile başlayacağız. Ardından da günümüzde, Anadolu’da gözlemlenen inanç ve uygulamaları tasvir, tasnif ve bunların analizi ile devam edeceğiz.
Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button