Ortaçağ’ın Çelişkili Salınımları: Sosyo-Kültürel Bir Perspektif

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Uygarlıklar Tarihi »

Tüm Ortaçağ’ın çelişkilerini dopdolu eden gelişimin arka-planına (adeta bir mercek ile) bakıldığında; Potlaç Oyunu’nu görmek olasıdır. Batı; Batılı-olma yolunda oldukça çelişkili ortam ve düşünsel alandan sentezlemeler yaparak ‘Doğudan kopma’ şeklinde bir uslûp kullanmıştır. Doğu; kendince-hayatını uslup değiştirmeksizin yaşarken… Bu çelişkiyi, Ortaçağ’ın sonlarında çözülebilirliğe eriştirmiştir. Yani; kendi sosyo-ekonomisi’ni/ sosyo-politik’ini/ sosyo-kültüreli’ni yeniden inşa etmiştir.

GİRİŞ

Tarihin karşısında duran Batılı insan; törenimsi bir ruhsal hal ile kendi dönemini ve özellikle kusur ve hatalarının başlangıç-nedenini bulmak ve bulduğu/ karşılaştığı cevapsız-olumsuzlukları bir daha görmemek üzere bir menfa (sürgün yeri) arama telaşlarına kapılarak, yüzünü uzak-geçmişe çevirmiştir. İşte bu-çeviriş; Ortaçağ’ı ‘karanlık’ bir geçmiş-dünya biçiminde bulmasına neden olmuştur. Böylece de, Ortaçağ; günümüz perspektifinden Batı’nın ve Batılı’nın (kültür ve uygarlık anlamında) en büyük ‘arınma platformu’ olarak algılanmaya başlanmıştır. Böylesi bir sürgün mekanı aramasının arka-planı’nda; geçmişin, çelişkiler ile doluluğu bulunmaktadır. Bu şekilde bir genelleme yapılırken o-dönemin ‘bazı ana özellikleri’ yol gösterici oldu:

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

İran Mitolojisi

Ağustos 7th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Uygarlıklar Tarihi, İnançlar Tarihi »

Bir ulusa, bir dine ve uygarlığa ait mitleri konu alan, eski çağlarda yaşamış insanların doğa olayları, sosyal ilişkileri ve dinî inanışlarına bakış açılarının yorumlanması olarak nitelenen mitoloji, sözcük anlamı olarak “efsane bilimi”dir. Mitoloji, hayalî bir anlatım içine, hayallerde yer etmiş yarı tanrılar ve kahramanların hikayelerini de katan ve ilk çağlar, daha doğrusu arkaik bir zaman türüne, tarihsel zaman ötesindeki başlangıç zamanına dayanan bir hikaye anlatım biçimidir. Eski İran’da yaygın efsanelerin ve Fars mitolojisinin en önemli ve en büyük kaynağı, her şeyden önce Avestâ’dır. Dînkert, İran gelenek ve adetlerini, tarihî, mitolojik, dinî, millî ve ilmî rivayetlerini ve değerlerini Sâsânîler döneminde olduğu gibi koruyarak daha sonraki çağlara aktarması dolayısıyla çok önemli belgeler ve kaynak eserler arasında yer almaktadır. Bir Zerdüşt bilgi hazinesi niteliğindeki Bundehişn, İran mitolojisinde yer alan birçok efsaneyi yok olmaktan kurtarmıştır. Hudâynâme, İran hanedanlarının, padişahlarının adlarını, çeşitli dönemlerin tarihî gelişmeleri efsanelerle karışık olarak kaydetmektedir. Şâhnâmeler, İran millî tarihi ve mitolojisi açısından son derece önemli kaynaklardır.

I. Giriş

 Mitleri, doğuşlarını ve anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim dalı olan mitoloji; bir ulusa, bir dine ve uygarlığa ait mitleri konu alır. Bir bakıma eski çağlarda yaşamış insanların doğa olayları, sosyal ilişkileri ve dinî inanışlarına bakış açılarının yorumlanması olarak nitelenen mitoloji, sözcük anlamı olarak “efsane bilimi” yani ilkel insanlar ve insan üstü varlıkların başından geçen masalsı olayların incelenip anlatılmasıdır. Her ulusun mitolojisi; o ulusun tarihi, çeşitli efsaneleri, destanları, kahramanlık öyküleri, inanç sistemleri, tanrıları, insanları, masalları ve söylencelerini barındırır. Mitoloji, hayalî bir anlatım içine, hayallerde yer etmiş yarı tanrılar ve kahramanların hikayelerini de katan ve ilk çağlar, daha doğrusu arkaik bir zaman türüne, tarihsel zaman ötesindeki başlangıç zamanına dayanan bir hikaye anlatım biçimidir.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Küreselleşme Süreci ve Ulus-Devlet,Ekonomi,Siyaset Tartışmaları

Temmuz 24th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler »

20. Yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan tartışmaların çoğu adeta belleğimize kazınan kürselleşme kavramı çerçevesinde gelişti dersek sanırım yanlış olmaz. Ancak bu çok tartışılan kavram ve olgu konusunda birçok farklı yorum ve değerlendirme olduğu da kesin. Yeni fırsatlardan olduğu kadar artan eşitsizliklerden söz edenler de var, dünyanın küresel bir köye benzediğini söyleyenler de, farklılık taleplerinin arttığını vurgulayanlar da. Ve galiba tüm bu yorumlar baktığınız açıya göre doğruluk taşıyor. Kuşkusuz her tür sosyal olayda olduğu gibi hem yorumlar çeşitli, hem de açıklamalar kaçınılmaz olarak az ya da çok belirli bir ideolojik arka plana sahip.

Ben de bu bildiride öncelikle küreselleşme ve ulus-devlet ilişkileri, ekonomi ve siyasetin etkileşimi gibi konularda ortaya atılan görüşlere değinirken, hem bu görüşlerin gerisinde yatan temel ideolojik yaklaşımları, hem de bu görüşlerin ışığında kendi açımdan önemli gördüğüm bazı tartışma noktalarını dile getirmek istiyorum. Konuyu ve bu tartışmaları üç temel eksende ele almayı düşünüyorum. İlk olarak küreselleşmenin yorumu konusundaki tartışmalara değineceğim; ikinci olarak küreselleşme süreci ve ulus-devlete ilişkin tartışmalara değinmek istiyorum; üçüncü olarak da bugünkü küreselleşmenin yoğunlaştırdığı yeni siyaset ve demokrasi arayışlarına değinerek bir bakıma küreselleşen dünyada ekonomi-siyaset ilişkilerini tartışma alanına getirmek istiyorum. Buradaki temel soru küreselleşmenin bizatihi kendisinin siyasal ve demokratik bir nitelik taşıyıp taşımayacağı ile ilgili olacaktır.

Küreselleşme Ne?

Küreselleşme ile ilgili olarak ortaya atılan tartışmaların başında kürselleşmenin ne anlam taşıdığı, neyi temsil ettiği konusunun geldiğini görüyoruz. Gerçekten küreselleşme ne? Kuşkusuz onu, ortaya çıkan verilerle açıklamak bir yol, ancak asıl olan bu verilerin arkasındaki güçler meselesini çözebilmek gibi görünüyor. Tartışma ve farklılıkların ilk boyutu da bu noktada ortaya çıkıyor.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Cumhuriyet Döneminin Türk Kültürüne Bakışı ve Kültür Politikaları

Temmuz 23rd, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler »

Millî mücadele yıllarından itibaren ele alacak olursak yetmiş-altı yıllık, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren ele alacak olursak ise yetmişiki yıllık bir dönemin kültür politikasını bir konuşmada veya makalede ortaya koymanın güçlüğü herkesçe bilinmektedir. Bu bakımdan yapacağımız değerlendirme, sadece, bu, yüzyıla yakın dönemin genel esaslarını ortaya koymaya çalışmak, onlardan örnekler sunmak, bazı yerlerini “sondaj metodu”yla gözden geçirmek ve bugünle karşılaştırarak faydacı sonuçlar çıkarmaya çalışmaktan ibaret olacaktır.

Bu çerçevede, “kültür”ün ve “Türk kültürü”nün kabul görmüş birkaç tarifi üzerinde durduktan sonra, Cumhuriyet döneminin kültür anlayışı ve bunun temel kaynakları, Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıtları ve hükümet programlarındaki kültür politikaları incelenecek, bütün bunlarda Atatürk’ün ve dönemin devlet ve fikir adamlarının görüşleri gözden geçirilmeye çalışılacaktır.

KÜLTÜR, TÜRK KÜLTÜRÜ KAVRAMLARI

Kültür kelimesinin Latince’de, Batı dillerinde ve Türkçe’de iki yüze yakın tanımı yapılmıştır. Bunlar arasında “toprağı işlemek” (culture-cultiver) anlamının yanısıra, “yüksek, genel bilgi” anlamı, “bir toplumun inanç ve düşünce sistemleri, zanaatı, san’atı, yaşama şekilleri, gelenekleri, toplumca belirlenen davranış biçimleri” (Hiller), “fertlerin içgüdüsel ve fizyolojik olmayan, öğrenme ve şartlanma yoluyla bir kuşaktan diğerine geçen faaliyetlerinin tamamı” (Kroeber Kluckhohn), “insan topluluğunun yüzyıllarca devam eden ortak yaşayışından doğan maddî ve manevî değerlerinin ve davranışlarının bütünü” (Zeynep Korkmaz), “bir toplumun içindeki bütün sosyal grup veya sınıfların paylaştığı bir yaşama şekli” (Kluckhohn), gibi tanımlar vardır.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Atatürk’ten Günümüze Türk Dış Politikası Hakkında Genel Bir Değerlendirme

Temmuz 18th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Yakın Türkiye Tarihi »

Bu makalede, Atatürk’ten günümüze 1923-1999 arası, Türk dış politikası irdelenmektedir. Bu geniş çalışma aşağıdaki kronolojik düzen içinde çalışılmıştır. Atatürk dönemi dış politika; Türkiye ve II. Dünya Savaşı; Soğuk Savaş Döneminde Türk Dış Politikası ve Soğuk Savaş Sonrası Türk Dış Politikası. Konu yukarıda belirtilen dönemler çerçevesinde incelenmiş olsa da Türkiye’nin dış politikası bir bütün olarak düşünülmüştür. Bu dönemlerdeki, Türk dış politikasına şekil veren faktörler değişen dünya olayları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Türk dış politikasında meydana gelen konjonktürel değişimler yanında, politikanın ana görüş noktaları da bu çalışmanın odak noktası olmuştur.

Bilindiği gibi Türkiye; siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve güvenlik kriterleri çerçevesinde kendisini bir Avrupa devleti olarak görmekte ve bu görüşünü Avrupa’ya da kabul ettirerek Avrupa yapılaşmasında eşit ve önemli bir devlet olarak yer almayı hedeflemektedir. Ancak Aralık 1997’de Avrupa Birliği’nin (AB) Lüksemburg kararları ile 200 yıldır her alanda kendini Batılılaştırmak isteyen Türkiye’yi dışlaması, Türk kamuoyunda, Samuel Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezini doğrulayan bir yaklaşım olarak görülmüş ve sırf dini ve kültürel farklılıklar nedeni ile Türkiye’nin AB’ne kabul edilmediği görüşü yaygınlık kazanmıştır. 1990’larda soğuk savaşın sona ermesine paralel olarak Batı’nın gözünde stratejik önemi azalan Türkiye’nin Avrupa’dan da dışlanma eğilimi ile karşı karşıya kalması, Türk dış politikasının kamuoyunda sorgulanmasına yol açmış ve Türkiye’de AB’ne karşı olumsuz eğilimler artırmıştır. Ancak Aralık 1999’da yapılan Helsinki zirvesinde Türkiye’nin AB’ne aday üye olarak kabul edilmesi Türk kamuoyundaki bu olumsuz havayı büyük oranda ortadan kaldırmıştır. Diğer taraftan coğrafi konumu ve kültürel yapısı sebebiyle zaman zaman Türkiye’nin kendisini Doğu ile Batı arasında bir köprü olarak tanımladığı, öz benliğini bu köprü olma fonksiyonunda bulmaya çalıştığı da görülmektedir.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Millet Mekteplerinin Yapısı ve Çalışmaları

Haziran 24th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Yakın Türkiye Tarihi »

Osmanlı İmparatorluğu döneminde göz ardı edilen konulardan biri de eğitim olmuş, özellikle imparatorluğun son dönemlerine doğru, öteki işlerde olduğu gibi, bu konuda önemli bir çalışma yapılmamıştır. Bu ihmalin bir sonucu olarak bu olumsuzluklardan önemli bir bölümü Cumhuriyet’e de yansımıştır. Kendisi savaştan sonra çok daha büyük sorunların beklediğini bilen Mustafa Kemal (Atatürk), Sakarya Savaşı öncesinde, 16 Temmuz 1921 tarihinde toplanan Eğitim Kongresi’nde yaptığı konuşmada, bu noktaya değinerek, “Silahıyla olduğu gibi dimağıyla de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur” diyerek, bu noktaya işaret etmek istemişti. Savaşın kazanılmasından sonra, kendisine “şimdi ne yapmak isterdiniz?” diye sorulduğu zaman, “Maarif Vekili olarak milli irfanı yükseltmek en büyük emelimdir.” diye yanıt vermişti. Atatürk “mektep”le ilgili görüşlerini açıklarken de şunları söylemişti;

“İlim ve fen teşebbüsatının merkezi faaliyeti ise mekteptir. Binaenaleyh mektep lazımdır. Mektep namını hep beraber hürmetle, tazimle zikredelim. Mektep genç dimağlara, insanlığa hürmeti, millet ve memlekete muhabbeti, şerefi istiklali öğretir… İstiklal tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için, takibi muvafık olan en samimi yolu belirtir… Bunu temin eden mekteptir.”

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Tarihin Oluşumu ve Gelişimi

Haziran 24th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler »

Günümüz dünyasında büyük değişmeler ve yeni oluşumlara şâhit olmaktayız. Bu gelişmelerin en çok alâkadar ettiği milletlerden birisi de hiç şüphesiz Türk milletidir. Türkiye’de uzun zamandır yaşanan çağdaşlaşma sancılarının yanısıra Sovyet İmparatorluğu’nun çöküşüyle ortaya çıkan Türk Cumhuriyetlerinde ve diğer Türk bölgelerinde yaşayan Türk topluluklarında da açık veya gizli yeni bir oluşumun sancıları yaşanmaktadır. Hiç şüphesiz bu tür değişme ve oluşumlar uzun bir tarihî derinliğe ve geniş bir coğrafyaya sâhip bulunan Türk kültürünün ilk defa karşılaştığı yeni bir olgu değildir. Türk milletinin muhtelif uzuvlarının mahallî ortamlarda yaşadıkları kültürel dönüşümleri bir tarafa bırakacak olursak, milletimizin, büyük ekseriyeti itibariyle, bir kaç bin yıllık tarihinde, iki defa kendi havzası dışında oluşan, çağlarının güçlü medeniyetleriyle karşılaşması sonucunda, biri geçmişte tamamlanmış olan diğeri ise hâlâ süren iki büyük dönüşüm olgusu tecrübesine sahip bulunduğunu söyleyebiliriz.

Bu dönüşümlerden birisi, Türklerin İslâm Medeniyeti dâiresine girmeleri olgusudur. Bu birden bire biten bir hâdise değildir. Hatta bugün bile devam ettiği söylenebilecek olan bu oluşumun uzun sürmesinin sebeplerinden birisi, İslâmiyetin hergün yeniden doğmayı gerektiren bir anlayışa sahip olmasının sağlamış olduğu imkan ve kazandırdığı davranış ise, diğer bir sebep de bu anlayışla hareket eden Türk toplumunun, başkalarını taklitten çok kendi terkibini yaparak tekamül etme yolunu benimsemiş olmasıdır. İslam medeniyetine giriş böyle bir terkiple gerçekleştirilmiştir. Bu terkip, Büyük Okyanus’tan Batı Avrupa sınırlarına kadar uzanan geniş bir coğrafya üzerinde bin yıl Türk sosyal sistemini aynı değerlerle bütünleştiren bir terkiptir.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Türk Demokrasi Tarihi Ya da Darbeler Tarihi

Haziran 17th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Yakın Türkiye Tarihi »

Türkiye’de demokrasi tartışmalari özellikle darbe dönemlerinde yoğunlaşir. Zaten darbeler de demokrasi için yapilir, demokrasiye demokrasi için ara verilir. Darbeler arasinda sıkışan demokrasinin de ne kadar demokrasi oldugu tartışılır/tartışacağız. 28 şubat süreci ve 18 Nisan seçimleri nedeniyle demokrasi tartişmalari yine gündemde.

Türk demokrasisini, Türk siyaset geleneginden bagimsiz düşünemeyiz. Türk siyaset geleneginin en belirgin özelligi ise militarist, seçkinci bir karakter tasimasi ve sivilleşememiş olmasıdir. Kadim Türk devletlerin (Orta Asya’da kurulanlar) ordu devletleridir. Anadolu’da kurulan Selçuklu Devleti’nde ikta, Osmanli Devletinde de tımar sistemleriyle siyasal, ekonomik ve sosyal yapi orduya göre düzenlenmiştir. Devletin başı olan hükümdarlar da ayni zamanda ordunun komutanıdırlar. Osmanlı’da tımar sisteminin bozulmasiyla birlikte ordu, ekonomik, siyasal ve sosyal yapı da bozulmuştur. Yeniliklere, ıslahatlara ordudan baslanılmıştır. Bununla birlikte Yeniçeri isyanlarini görmekteyiz. Ordunun siyasete bu açık müdahalelerinde önce devlet adamlari degiştirilir, idam edilirken, sonralari hükümdar degişiklikleri hatta idamlari (II. Osman) da olmuştur.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Türkiye’ de İktisat Politikaların Gelişimi

Haziran 12th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Yakın Türkiye Tarihi »

Ekonomik yapının geri kaldığı Osmanlı Devleti’nin son dönemi ile Cumhuriyet yönetimine geçişte sekiz yıl ve bu sürenin son dört yılındaki Anadolu’daki ölüm-kalım savaşı, Cumhuriyet dönemindeki iktisat politikası arayışlarını ve kurumsal yapıyı derinden etkilemiştir. Bununla birlikte elde edilen başarılar veya başarısızlıklar tümüyle geçmişe bağlı değildir. Her dönemin kendi içerisindeki oluşumlar da bu gelişmeleri etkilemiştir.


Bu yüzden iktisat politikası uygulamaları ve dönüşümlerinin başarı ve başarısızlıklarının yargılanması yerine saptamalar üzerinde durmaktayız. Bu açıdan bakıldığında, çalışma; Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadarki seksen yıllık dönemi kapsayan geniş bir süreci resmetmekle birlikte analiz açısından bir durum saptaması niteliği taşımaktadır.

Bu saptamalar, günümüze kadarki gelişme sürecini belirli dönemlere ayırarak yapılmaktadır. Dönemleme önemli bir sorundur ve incelenen ve öne çıkarılan konular açısından çok farklı şekillerde yapılabilir.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Selçuklular Döneminde Bilimsel Ortam ve Ahiliğin Doğuşuna Etkisi

Haziran 12th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler »

Ünlü Osmanlı Tarihçisi Aşıkpaşazade, Tarih-i al-i Osman adlı eserinde Türkiye Selçukluları zamanında Anadolu’da Türkmen çevrelerde kurulan sosyal, kültürel ve siyası kuruluşlardan biri olarak Ahi teşkilâtını (ahiyan-ı Rum) anmaktadır. Bu yazar Ba­cıyan-ı Rum (Anadolu Bacılar) diye Türkmen kadınlara mahsus bir örgütten de bahseder.[2] Bu örgütün Ahi teşkilatının kadınlar kolu olduğu anlaşılmış bulunmaktadır. Esasen bu iki teşkilat Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ikinci saltanatı yıllarında Selçuklu Devleri’ni yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak devlerin destek ve himayesinde kurulduğu görülmektedir. Bu Sultan’ın Ahi ve Bacılar için Kayseri’de bir sanayi sitesi inşaa ettiğini de biliyoruz. Araştırmalar, Türkiye Selçukları Dönemi’nde Ahi teşkilâtının ilk olarak Orta Anadolu’da (Kayseri) XIII. yüzyılın başlarında ortaya çıkrığını ve bu asır içinde bürün Anadolu’ya ya­yıldığını göstermektedir. Özellikle Türkmenlerin Uluğ Sultan diye andıkları I. Alaeddin Keykubad zamanında bütün Anadolu’ya yayılmış ve devlerin yapısı içinde yer almıştır. O dönemde belediye ve emniyet hizmetleri bu iki kuruluşa gördürülmüştür.

Anadolu’da Ahi Teşkilatı’nın zuhurundan önce Azerbaycan’ın muhtelif şehir ve kasabalarında Türkmenler arasında Ahilik mesleğine mensup, kendilerine Ahi denilen esnaf ve sanatkar insanlar vardı. Fakat bunların bir örgüt hiyerarşisi içinde bulunmadıkları, münferit meslekî faaliyetleri icra edenler oldukları görülmektedir. Bilhassa Ahlatşahlar (Sökmenoğulları) Devleri dönemi’nde Ahilerin Sökmenler ülkesinde yaygın olduklarını biliyoruz. Vakıa Anadolu’daki ilk ahilerin hemen hepsi Azerbaycan’dan ve bahusus Sökmen ilinden gelmiş kişiler oldukları görülmektedir. Anadolu Ahi Teşkilatı ‘nın baş mimarı sayılan debbağların (derici esnafının) piri olup, Ahi Evren diye ünlenen Hace Nasırüddin Mahmud, Hoyludur. Ahi Türk ve kardeşi Ahi Başara Urmiyelidir. Hoy ve Urmiye o dönemde Sökmen iline dahil idi. Tacir Mevdud’un oğulları Ahi Şihabeddin Çoban ve Ahi Bed­reddin Yaman Ahlatlıdırlar. Ahi Ahmer Nahcevanlıdır. Ahi Yusuf Sürmarlıdır. Velhasıl Merendli, Tebrizli, Zencanlı, Merağalı Ahiler bulunmakradır.


Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button