Işınla beni Scotty
Düne kadar ancak bilim-kurgu fimlerde olur diye düşündüğümüz pek çok olağanüstü senaryoyu araştırmacılar gerçeğe dönüştürüyorlar
Kaç boyutlu bir dünyada yaşıyoruz, diye sorsam pek çoğunuz; 3 diyecek ve; yukarı-aşağı, öne-arkaya, sağa-sola hareket edebildiğimizi söyleyeceksiniz. Einstein bilime dördüncü boyutun, zaman boyutunun varlığını tanıttı. Evrenbilimciler, dört temel kuvveti içeren bir arena ararken kendilerini birdenbire onuncu boyutta buldular. Onbirinci boyut bile artık çok uzakta değil. Yani bilim şu anda “Tanrının zihnini okuyacak” kadar büyük bir arenada olduğu iddiasında. Berkeley, “Esse est percipi – varolmak algılanmaktır”“tüm madde titreşen bir sicim üzerindeki notalardan başka bir şey değilse” yani String (titreşen tel/sicim) Teorisi doğruysa ve biz bu evrensel müziği duyabilirsek 10. boyutu farkedebileceğiz. Titreşen teller 10. boyuttan bahsediyor, Süper yerçekimi teorisi, Paralel Evrenler’den yani 11. boyuttan. kurgunun neredeyse modern bilimin ideallerine dönüştüğü, paralel evrenler teorisini anlatan (Yönetmen Tony Scott, 2006 yapımı) “Deja Vu” paralel evrenler konusunu herkesin anlayabileceği hale getirmiş önemli bir film. demiş olsa da bizler henüz bu boyutları algılıyamıyoruz. Algılayamamız onların var olmadığını değil, bizim henüz yetersiz olduğumuzu gösteriyor. Işık hızını da algılayamıyoruz, beyaz ses denilen bazı frekanslardaki sesleri de, boşluğu da. Eğer,
Columbia Üniversitesi fizik profesörü aynı zamanda String Teorisi uzmanı Dr. Brian Greene ‘in danışmanlığında çekilen filmde “zaman penceresi laboratuvarı”ndan izlenen olaylara, yaşanmış olana müdahale edilebiliyor. Paralel evren teorisine göre, biz burada yaşantımızı sürdürürken diğer evrenlerde başka ihtimaller dahilinde varolabiliriz. Paralel evrenlerle aramızda sadece saydam bir zar var. Zaman yolculuğu yapabilmek içinde geçmiş ve gelecek arasındaki boşlukta kendimize “solucan delikleri-uzay tünelleri-tavşan delikleri” bulabilmemiz gerekiyor. Deja Vu’da da geriye dönerek olayların akışına müdahale edilip, geçmiş ve gelecek değiştirilebiliyor. Kuantum fiziğine göre “Deja Vu” (Daha önce aynı olayı yaşamışlık duygusu) hissetmemize paralel evrenlerde, uzay-zaman ilişkisinde yaşanan bir kaçak neden olduğuna inanıyor. Söz konusu olan yeni olanı bulmaksa bilim bazen filmi geçiyor. Düne kadar ancak bilim-kurgu fimlerde olur diye düşündüğümüz pek çok olağanüstü senaryoyu araştırmacılar gerçeğe dönüştürüyorlar.
Hiperuzaya doğru
“İnsanlık tarihindeki en büyük bilimsel devrimlerin birinin eşiğinde duruyoruz. Bilim, çok derin bir dönüşümden geçiyor: Dönüşümü keşif çağından ustalık çağına yapıyoruz. Bu bazılarının ileri sürüp savunduğu gibi ‘’bilimin sonu’’ değil, fakat doğanın dansının pasif gözlemcileri olmaktan onun aktif koreografları olmaya olan tarihsel dönüşümümüzdür” diyor nükleer fizik profesörü Michio Kaku. Televizyon için hazırladığı Geleceğin Geniş Görüşü isimli belgeselde, üç anahtar kavramı inceliyor: Zeka, hayat ve madde…
Bilgisayar devrimi ve elektroniğin yaygınlaşmasıyla, zekanın yapay formlarını, DNA ve İnsan Genom Projesi’nin çözülmesiyle de, genleri kontrol altına alıp, ustalıkla idare edebildiklerini söyleyen Kaku; yakında taktığımız gözlüklere bilgisayardaki tüm bilgilerimizi yükleyebileceğimizden emin. Bilim devriminin ikinci aşaması olarak adlandırılan Biyotek programı ile insanların kanları analiz edilip, gen bilgilerinin CD-rom’a konularak, gelecekte insanların ellerinde zarar görmüş genlerini listeleyen genetik bir “kullanıcı el kitabı” olacak. Devrimin üçüncü aşaması Kuantum. Bu bütün bilimi yeniden şekillendiriyor. Öyle ki, görünmezlik artık olanaksız değil.”Meta Maddeler” diye tanımlanan yeni madde tipleri mikrodalga radyasyonu için görünmez olabiliyorlar. Amerika’daki Ames Laboratuarı, Almanya’daki Karlsruhe ve California Teknoloji Enstitüsü’ndeki fizikçiler görünmezlik olasılığı ile ilgili deneyleri tamamlamak üzereler.
Bilim kurgu saçmalıklarından biri diye kabul edilem “Işınlanma” da artık mümkün. Kuantum mekaniği bugün geldiği aşamada araştırmacılara fotonları ve hatta atomları bir laboratuardan düzenli olarak ışınlama imkânı veriyor.. Uzmanlar, gelecekte virüslerin hatta yaşayan dokuların ışınlanabileceğini söylüyorlar. Mümkün olmayanın mümkün olduğu bir bilim devriminin ayak sesleri bunlar. Nano teknoloji ile gökyüzüne çıkabileceğimiz “uzay asansörü” kurgulayan bilim, insanlık tarihindeki en büyük patlamanın eşiğinde hazır bekliyor. Burada asıl sorun, insanlığın buna hazır olup olmadığı. İnsan henüz yeterince “bilge”görünmüyor.
Nalan Yıldız
06.04.2008 Akşam
KAYNAKÇA
1- Dr. Brian Greene, The Fabric of the Cosmos and The Elegant Universe – Kozmosun Yapısı ve Seçkin Evren, isimli kitabında kuantum mekaniği hakkında kolay anlaşılır açıklamalar yapan bir fizikçi
2- Michio Kaku , “Bakış Açıları; Tanrılar Haline mi Geliyoruz”, New Scientist Dergisi, 2628 no.lu sayı, 3 Kasım 2007, s.58-59, 3 Kasım 2007
Şu an okuduğunuz bu

comment closed