Kut, Eski Türklerde Siyasi iktidar anlamına gelmekte ve bu unvan Tanrı tarafından hakanlara verilmekte idi. Tanrı “kut” bağışı ile Türk hakanına hükümdarlık güç ve yetkisi vermekte idi. Eski Türkler’dekisiyasi iktidarın Tanrı tarafından verilmesi düşüncesi İslamiyet sonrası da devam etmiş; bu defa hakimiyet görevi“Allah” tarafından çeşitli yollarla verilir olmuştu. Nitekim, Osmanlılar’da hakimiyet düşüncesi de Orta-Asya Türk geleneğinin devamıdır.Onlar, hakimiyetin bir soy, hükümdar ailesi veya halk üzerinde kabulünü beşeri kanunların değil “Allah”ın tayin ettiğine inanıyorlardı. Dolayısıyla kendi sultanlıklarını da onlara Allah bağışlamıştı. Peki bu nasıl olacaktı? İslamî anlayışa göre bu ancak Peygambere gönderilen vahiy yolu ileolabilirdi. Bir daha peygamber gelmeyeceğine göre bu, çeşitli rumuzlar ile gerçekleşebilirdi. Bunlar, salih rüya, keramet, keşif ve astroloji gibi gaibden gelecek ili ilgili haberler veren yollardı.
Osman Gazi, Şeyh Edebali Eski Türk Devletleri’nde hükümranlık anlayışı karizmatik olup, yetki ve kudret tanrıdan alınmıştır.Türk hükümdarının idare etme hakkı tanrı tarafından bağışlanmıştır (KAFESOĞLU, 1988: 236-237). Bu telâkkiyi Hun Devleti tanhusunun “Benim hükümdar olmam Tanrı tarafından kararlaştırıldı”, Göktürk Devleti’nin ünlü hanı Bilge Kağan’ın “Tanrı irade ettiği için tahta oturdum, dört yandaki milletleri nizamasoktum”, “Babam kağan ile anam hatunu Tanrı tahta oturttu” ve “Tanrı irade ettiği için kut’um olduğu için kağanoldum” vb. ifadelerinde görmek mümkündür (TURAN, 1979: 147-186) , (KAFESOĞLU, 1988: 237).
Ayrıca, Asya Hun İmparatorluğunun ünvanı “Göktanrının, güneşin, ayın tahta çıkardığı Tanrı Kut’u Tanhu” idi (KAFESOĞLU, 1988: 237). Burada “kut” kavramı ön plana çıkmaktadır. Kut’un kelime manası, uğur, devlet, baht, saadet vs. olmakla birlikte, Türk ve Moğollar’da genellikle gökten inen bir nur, sütunu şeklinde tasavvur olunur ve han soyunun bundan meydana geldiğine inanılırdı. Kut taşıyan hakan mukaddesolup, Hazar hakan ailesinde olduğu gibi yüzünü halka göstermezdi. Hanlar umumiyetle, gökten inen bir ışıktan gebe kalmış bir prensesin evlatlarıdır (İNALCIK, 1959: 74-76).
Nitekim, Oğuzname’ye göre Türkler’in ilkbüyük atası Oğuz Kağan ilâhi bir menşeden gelmiş, daha çocuk iken bir takım kahramanlıklar yapmış ve kendisigibi gökten ışık içinde yeryüzüne inen bir kızla evlenmiştir (TURAN, 1979: 146).Kut eski Türklerde siyasi iktidar anlamına gelmekte, bundan feragat ise siyasi iktidardan vazgeçme idi(KAFESOĞLU, 1988: 236-237). Tanrı kut bağışı ile Türk hakanına hükümdarlık güç ve yetkisi vermekte, diğer bir ifade ile onu siyasi iktidar sahibi kılmakta idi. İşte, Türk Kağanı’da Tanrıdan aldığı güç ile Türkler’inanayurdu Orta Asya’nın hemen her tarafında yaşayan milletleri kendisine tabi kılıyor ve onlara üstünlüğünükabul ettiriyordu (KOCA, 328 ).
Bundan başka, ilâhi menşeden gelen Türk Kağanını kut yani siyasi iktidar ile donatan Tanrı, ona bir taraftan iktisadi güç anlamına gelen “ ülüg veya ülüş”bağışı vermekte ve Türk ülkesindebolluk ve bereketi artırmakta iken, diğer taraftan da yine ona verdiği güç “küç” ile düşmanlarına karşı zaferkazandırmaktaydı (KOCA,328).
Bununla birlikte, Türk Hakanı Tanrı tarafından bazı olağanüstü güçler ile donatılmış olmasına rağmen,o hiçbir zaman olağanüstü bir varlık kabul edilmemiş; hem iktidarını aldığı Tanrıya karşı sorumlu olmuş, hem deyazılı olmayan Türk töresine karşıda yükümlülük taşımıştır. Şayet, kağan bu sorumluluğu taşımaz, diğer bir ifade ile başarısız olursa, Tanrı’nın verdiği kut yine Tanrı tarafından geri alınırdı.
Mesela, II. Göktürk Devleti KağanıKapağan’ın oğlu İnal başarılı olamamış; bu sebeple Bilge ve Kültigin Kardeşler “kut taplamadı” yani “kut ondanmemnun olmadı” diyerek, onu tahttan indirmişlerdir (KOCA, 328). Eski Türkler’deki siyasi iktidarın Tanrı tarafından verilmesi telâkkisi İslamiyet sonrası da devam etmiş; bu kez hakimiyet görevi “Allah” tarafından çeşitli yollar ile verilir olmuştu. Bunun ilk misallerini aşağıda zikredeceğimiz üzere, Büyük Selçuklular’ın atası Dukak’ın rüyalarında göreceğiz. Nitekim, Osmanlılar’daki hakimiyet düşüncesi de Orta Asya Türk geleneğinin devamıdır. Onlar,hakimiyetin bir soy, hükümdar ailesi veya halk üzerinde kabulünü beşeri kanunların değil, “Allah” ın tayin ettiğine inanıyorlardı (İNALCIK, 1959: 81).
Dolayısıyla kendi sultanlıklarını da onlara Allah bağışlamıştı. Osmanlı Tarihçisi Hadidî’nin Osmanlı hanedanını överken söylediği: “Müslüman gâzi, ulu şâhdur bu Zemin üstüne zillu’l –lâhdur bu” (HADİDÎ, 1991: 21).kayıttan açıkça Osmanlı ailesinin yer yüzünde Allah’ın gölgesi, yani onun adına yeryüzündeki insanları yönetengazi sultanlar olduğu anlaşılır.
Yine, Osmanlı tarihçilerinden Oruç Bey’de, Osmanlı Tarihi yazmasının gerekliliğini Osmanlılar’ın “Zillullâhi fi’l-arz” yani Dünya’da Allah’ın temsilcisi olmalarına dayandırır (ORUÇBEY, 1972:17).Bununla birlikte, 1392’de I. Bayezid Mısır Abbasi Halifesi’ne elçi göndererek “Sulatanu’r -Rum” ünvanını talep etmiş ve bu istek, Memluklu Sultanı Berkuk’un onayı ile Halife tarafından kabul edilmiştir(KOPRAMAN, 473, WİTTEK, 1943: 563). Fakat bu o kadar da önemli değildir. Esas olan sultanlığın Allah tarafından tasdikidir. Peki bu nasıl olacaktı?
İslamî anlayışa göre bu ancak Peygambere gönderilen vahiy yolu ileolabilirdi. Bir daha Peygamber gelmeyeceğine göre bu ancak çeşitli rumuzlar ile gerçekleşebilirdi. Bunlar, salih rüya, kerâmet, keşif ve astroloji gibi gaibden gelecek ile ilgili ilâhi haberler veren yollardı. Bu usullerden en önemlisi şüphesiz “rüya”dır. İslâmi anlayışa göre, rüya Nübüvvetin 1/ 46’sıdır (İMAM NABLÛSİ, 1976:39-45, MUHYİDDİN-İ NEBEVİ, 222). Rüyada üç önemli unsur vardır. Bunlar rüyayıgören, rüyada görülen ve rüyayı yorumlayan şahısların vasıflarıdır. Osmanlılar’a saltanatı müjdeleyen rüyalarıtahlil ettiğimizde rüyayı gören ya Ertuğrul Gazi ya da Osman Gazi’dir.
Rüyada görülen ya Resullullah (S.A.V) yada Şeyh Edebali’dir. Rüyayı yorumlayan da yine Şeh Edebali’dir.Osmanlı ailesine saltanatı müjdeleyen rüyaların Ertuğrul Gazi yada Osman Gazi üzerinde olması dikkatçekicidir. Şüphesiz bu durum, Osmanlı Devleti’ne daha kuruluş aşamasında “kutsiyet” kazandırma ile ilgili olup,Selçuklular ve Gazneliler için de geçerlidir. Osmanlı ailesine saltanatı müjdeleyen rüyalar tespitlerimize göre, Kurân’a tazim, göğüsten ağaç çıkma, Osman Gazi’nin doğumu ve Mihail Gazi’nin müslüman olmasıdır. _
Kurân’a Tazim Rüyası: Bu rüya Osmanlılar’dan önce Selçuklular’ın kuruluşunda da mevcuttur.Anonim Selçuknameye göre, Selçuklular’ın ceddi Lokman (Dukak olmalı) evleneceği zaman zifaf odasında Kurân’ı kerim görmüş, bunun üzerine Lokman bu evi terk ederek başka bir evde zifafa girmiş ve o gecerüyasında Hz. Peygamberi görmüş, Hz. Peygamber Kurân’a gösterdiği hürmetten dolayı kendisinin veçocuklarının Dünya ve Ahirette izzet ve devlete nail olmaları için dua etmiştir (KÖPRÜLÜ, 1988:8).
Sadruddin el- Hüseyni’ye göre ise bu rüyayı gören Selçuk Bey’in babası Dukak olup, Hz. Peygamber’in ve ashabının dualarını almıştır (TURAN, 1979: 154). Bu rüyaların benzer bir motifi Osmanlı kroniklerinde de yer alır. Kurân’a tazim rüyasını Osmanlıtarihlerinden Kemalpaşazâde, Müneccimbaşı Gelibolulu Ali, Rûhi ve Karamani Mehmet Paşa (GELİBOLULU ALİ, 1997:38-39, RÛHÎ, 18, MÜNECCİMBAŞI, 1995:55, KARAMANİ MEHMET PAŞA, 1949: 343-344).
Ertuğrul Gazi’ye atfederken, sadece Neşri’de Osman Gazi zikredilir (NEŞRİ, 1997:73-74). Bu tarihlerdenKemalpaşazâde de Ertuğrul Gazi sefer esnasında bir köyde imamın misafiri olur. İmam onu ihtimamlaağırladıktan sonra oturma esnasında arkasında Kurân-ı kerim bulunduğu için onun yana çekilmesin ister. Bu
talebi yerine getiren, Ertuğrul Gazi hane halkı çekildikten sonra abdest alır ve Kurânı hatmeder. Sabaha yakın uyur. Uykuda gaibden ona hitap edilir. Bu hitapta senki benim kelamıma ikram ve ihtimam gösterdin. Ben dahi seni ve evladını mükerrem eyledim. İnsanlık içinde ilini muazzam eyledim. Ertuğrul Bey uykudan uyandı. Bildi ki hanedanında saltanat ışığı yandı, diye yer alır ( İBN-İ KEMAL, 1970: 58-59).
Osmanlı tarihlerinden Karamani Mehmet Paşa’nın “namuslu, ihsanı bol, doğrudan şaşmaz, Allah yolunda cihattan kaçmaz” (KARAMANİ MEHMET PAŞA, 1949: 343). Neşri’nin “gayet dindar ve nâmdar ve şecâ’atiyle ma’ruf kişiydi. Zühd ü takvâda ve salahda ol zamanın meşâhîrindendi” diye tavsif ettiği Ertuğrul Gazi yahut yine Neşri’nin “Ve Osman Gazi gayet salih müslüman ve dindar kişiydi (NEŞRİ, 1997:73) diyevasıfladığı Osman Gazi’nin böyle bir rüya görmesi kuvvetle muhtemeldir.
Bu rüyadan sarih bir biçimde Ertuğrul Gazi veya Osman Gazi ve evlâdları yani Osmanlı hanedanı gaibden yani Allah katından saltanat ilemüjdelenmiş; eski Türk geleneğine göre ise “kut” sanmıştır.Bu rüyayı doğru kabul eder isek, XIII. asrın sonlarında bir taraftan ,Anadolu’da Moğol baskısındanbunalan ve Bizans ucuna yani Söğüt ve civarına akın akın gelen asker (ŞÜKRULLAH,1949:53), ahi, alp, gazi, derviş ve klasik Anadolu halkının Ertuğrul Gazi, özellikle Osman Gazi’yi Allah’ın övgüsüne mazhar bir lider olarak kabul etmesi doğal bir durumdur (İNALCIK, 39-44, KÖPRÜLÜ, 1988:33-37).
Mihail Gazi’nin Müslüman Olması Rüyası: Bu rüya Osmanlı kroniklerinden Oruç Bey, Aşıkpaşazâde ve Hadidî’de mevcuttur (AŞIKPAŞAZÂDE, 1949:107). Mihail Gazi’nin müslüman olmasınıkaydeden diğer Osmanlı Tarihleri ise rüyadan bahsetmeyerek, onun vilayeti Harmankaya’nın civarını fethedenOsman Gazi’nin daveti sonucu İslamiyeti kabul ettiğini beyan ederler (HOCA SADETTİN EFENDİ, 1992:43,MÜNECCİMBAŞI, 1995:82, NEŞRİ, 1997:121, I.DEFTER:75-80).
Diğer taraftan, Mihail Gazi’nin müslüman olduğu rüyada Oruç Bey ve Hadidî’de Resulullah (S.A.V) veOsman Gazi motifleri müşterek (ORUÇ BEY, 1972:17, HADİDÎ, 1991: 34).yer alırken, Aşıkpaşazâde’de sadeceResulullah (S.A.V) ile ilgili kayıt mevcuttur (AŞIKPAŞAZÂDE, 1949:107)..
Oruç Bey ile Hadidî’de ki ifadeler ise hemen hemen aynıdır. Oruç Bey’de bu rüya; Kafir (Bizans) beylerinden namlı biri Osman Gazi ile karşılaşır. Onun Osman olduğunu anlayınca ayağına kapanır ve kelime-i şahadet getirir. Daha sonra o, rüyasında Hz.Peygamberi gördüğünü, onun kendisine İslâm dinini telkin edip, kelime-i şahadeti, fatihayı ve ihlâs süresiniöğrettiğini, akabinde sabahleyin kalk falan yerde bir yiğit vardır. Adı Osman’dır. Hak yoluna gazaya niyet etmiştir. Benim ak sancağım onun yanındadır. Ona git ve tabi ol dediğini belirtir. Devamla, Hz. Peygamberin onun adını Abdullah koyduğunu, Osman ile gazaya gitmesini söylediğini, İslâm sanacağının Tan Üngürüs (Macaristan)’a kadar ulaşacağını müjdelediğini ifade eder, diye kayıtlıdır (ORUÇ BEY, 1972:17).
Bu rüya ile ilgili Colın Imber Oruç Bey’in hayatta olduğu dönemde yaşadığı Edirne ve Rumeli’de etkiliakıncı ailesi Mihailoğulları’na gönderme yaptığını ifade eder (IMBER, 1997:68-69).. Bu görüşe katılmakla birlikte, rüya ile esas vurgunun İslam peygamberi ve Osman Gazi üzerinde yoğunlaştığını ve esas hedef kitlenin de Müslüman Türk halkı, hatta İslam aleminin tamamı olduğunu belirtmeliyiz.
İslâmi anlayışa göre Resulullah (S.A.V.)’in rüyada görülmesi çok mühimdir. Çünkü her rüya sahih değildir, şeytani olabilir, fakat Resulullah (S.A.V.)’nin var olduğu rüyaya şeytan müdahale edemez. Dolayısıyla onun mevcut olduğu rüya doğrudur.Nitekim, Hz. Peygamber “beni rüyada gören kimse, uyanık iken de görecektir veya görmüş gibidir. Zira şeytan benim suretime giremez” der (MUHYİDDİN-İ NEBEVİ, 222). Buna göre, adı geçen rüyada iki yönlüpropaganda mevcuttur. Birincisi,yukarıda zikrettiğimiz üzere, İslâm alemine yöneliktir. Buradan Resulullah(S.A.V.)’ın emri ve Mihail Gazi vasıtasıyla ak sancağın yani gaza bayrağının Osman Gazi’nin elindebulunduğuna işaret edilmekte, dolayısıyla başta Anadolu Türk halkının ve İslâm aleminin ona itaat etmesi veonun emrine girmesi istenmektedir.
Aksi durum Resulullah (S.A.V.)’a isyandan başka bir şey değildir. İkincisiise, Rumeli’deki büyük akıncı ailelerinden Mihailoğulları evlatları dahil Resulullah (S.A.V.) vasıtasıylaövülmekte ve onların eliyle Macaristan’ın fethi müjdelenmektedir. Aynen bir hadis-i şerifte İstanbul fethindebunu gerçekleştirecek komutanın ve askerlerinin “Konstantiniyye (İstanbul) elbet bir gün fetih olunacaktır. Nemutlu o askere ve onun kumandanına” hadisi ile müjdelendiği gibi. Göğüsten Ağaç Çıkma Rüyası: Öncelikle mitolojik dönem Türk düşüncesinde ağaç kutsal kabul edilir ve tanrıya ulaşmanın yolu olarak görülür.
Çünkü kutsal ağaçların başları insan gözüyle görünmeyecek şekilde göğe doğru uzanmakta ve gökte olduğu farz edilen ve bir ışık aleminden ibaret olan cennete ulaşmaktadır. İlerki dönemlerde ise kutsal ağaç Tanrıyı sembolize etmiştir (ERGUN, 2000: 23-24). Eski Türk Mitolojisinde Tanrıya ulaşmada vasıta kılınan Ağaç kültü, aşağıdaki rüyalardan anlaşılacağı üzere, İslâmi dönemde “saltanat”ın karşıtıgörülmüş ve rüyada görülen ağaçlar bu minval üzere yorumlanmıştır.
Bu tür rüyanın benzeri Osmanlılar’dan önce Selçuklular ve Gazneliler’in kuruluşunda da mevcuttur.Selçuklular ile ilgili rüyanın iki versiyonu vardır. Birincisinde “Selçuk’un babası Dukak rüyasında göbeğinden üç ağacın çıktığını, her tarafı saran dallarının göklere yükseldiğini görmüş ve bunun üzerine Korkutata’dakendisine evlatlarının cihan padişahı olacağını müjdelemiştir” (TURAN, 1979: 153-154).
İkincisine göre,“Oğuzların menkıbevi hükümdarları arasında Tuğrul isminde biri ile iki kardeşinden bahsedilir; bu çocukların babası,daha oğulları devlet kurmadan evvel bir rüya görür; Kendi göbeğinden çıkan üç büyük ağaç gövdesibüyür büyür, ve her tarafa gölge salar ve tepeleri göklere erer; bunu kabilenin kâhinine söyleyerek tabir ettirir; bu kabile içinden büyük bir hükümdar çıkacağını zaten evvelden haber vermiş olan kâhin, bu adama – çocuklarının hükümdar olacağını, fakat bu sırrı kimseye açmamasını, tembih eder (KÖPRÜLÜ, 1988:7-8).
Gazneliler ile ilgili rüya ise Cüzcâni’nın Tabakât-ı Nâsıri’sinde bulunur. Buna göre: “Gazneliler’in kurucusu Mahmut Gaznevi’nin babası Sebuktigin oğlu doğmazdan bir saat evvel rüyasında kendi evindeki bir ateşlikten bir ağaç çıkarak bütün Dünya’ya gölge saldığını görmüş ve bir tabirci bunu onun fatih bir oğlu olacağıtarzında tefsir etmişti (KÖPRÜLÜ, 1988:7).
F. Köprülü, yukarıdaki rüyaların Osman Gazi’ye atfedilen rüyanın prototipi olduğunu belirtir vegerçekte bu Oğuz ananelerinin Anadolu Türkleri arasında şifahi olarak mevcut olduğuna değinerek Osmanlıkroniklerine halk ağzından geçtiğine işaret eder (KÖPRÜLÜ, 1988: 8). Osmanlılar’a ait göğüsten ağaç çıkma rüyası ilk dönem Osmanlı kroniklerinin bir çoğunda mevcuttur. Bu kaynaklardan Oruç Bey, Gelibolulu Ali ve Anonim Tarihi bu rüyayı Ertuğrul Gazi’ye atfetmekte ve aşağıdazikredeceğimiz Osman Gazi’nin doğum rüyası ile birleştirmektedir (GELİBOLULU ALİ, 1997:40, ORUÇ BEY,1972:25, ÖZTÜRK , 2000: 11).
Ayrıca, bu kronikler rüyayı yorumlayan kişiyi de farklı şekilde kaydederler Anonim tarihte iki rivayet zikredilir; Önce rüyayı yorumlayanın Abdülaziz olduğu kaydedilir, daha sonra ise bukişinin diğer bir rivayet ile Edebali adlı bir şeyh olabileceği ifade edilir (ÖZTÜRK , 2000: 11). Gelibolulu Ali’deEdebali’den bahsedilmez, sadece Abdülaziz’in ismi yer alır (GELİBOLULU ALİ, 1997:40),
Oruç Bey’de ise Abdülaziz Anadolu Selçuklu Sultanı Alâaddin’in veziridir. Osman Gazi’ye tuğ, sancak, davul v.s. getirenAbdülaziz Ertuğrul Gazi’nin rüyasını Edebali ( Oruç Bey’e göre, Şeyh Edebali bu esnada Konya’dadır),( ORUÇ BEY, 1972:25)’nin yorumladığını belirterek, rüyayı Osman Gazi’ye anlatır (ORUÇ BEY, 1972:24-25). BuradaAbdülaziz isimli bir şahsın yer alması dikkat çekicidir (Abdülaziz, Gelibolulu Ali’de âlim (GELİBOLULU ALİ, 1997:40), Oruç Bey’de vezir, (ORUÇ BEY, 1972:24-25) ve Anonim Tarih’te ise rüyayı yorumlayan kemal sahibi bir kişi olarak kayıtlıdır. (ÖZTÜRK , 2000: 11).
Bir diğer hususta her üç kaynağın rüya vasıtasıylaAnadolu Selçukluları ile rabıta kurmaları olup, bu kaynaklara göre Ertuğrul Gazi Konya’ya gelerek rüyasınıyorumlatmıştır. Özellikle, Oruç Bey’in rüyayı Selçuklu veziri olarak kaydettiği Abdülaziz’e anlattırması, Selçuklu saray çevresinin Osmanlı sultanlığını manen tasdik ettiği anlamı taşır.Diğer kronikler bu rüyayı Osman Gazi’nin gördüğünü belirtirler.
Neşri, Aşıkpaşazâde ve Ruhî mezkûrrüyanın hemen akabine Kumral Abdal’ın keşfi olarak aşağıda zikredeceğimiz hadiseyi ekler iken , Lütfi, Kemalpaşazâde, Hadidî, ve Müneccimbaşı rüyayı sade şekli ile kaydeder (LÜTFÎ, 2001:154-155, I. DEFTER,93, HADİDÎ, 1991: 30, MÜNECCİMBAŞI, 1995:55).
Bu rüya Neşri’ye göre: Osman Gazi’nin halkı arasındakerâmeti zahir Edebali adlı bir şeyh vardır. Her tarafta meşhurdur. İlmi rüyayı bilir. Yaptırdığı zaviyesinde halka hizmet eder. Zaman zaman Osman Gazi’de onun zaviyesine gelir ve misafir olur. Osman Gazi bir gece rüyasında bu şeyhin koynından bir ayın çıkıp kendi koynına girdiğini, göbeğinden bir ağacın bitip Dünya’yı sardığını ve onun gölgesinde dağların olduğunu, o dağların dibinden pınarların çıktığını çeşmelerin aktığını görür. Ertesi günü bu rüyasını şeyhe anlatır. Şeyh Osman’ı müjdeler. Ona ve evladına Allah’ın saltanat verdiğini veevladlarının onun gölgesinde olacağını belirtir ve kızı Mal Hatun’u onunla evlendirir (NEŞRİ, 1997:C.1.82-83). Bu rüyada da Osmanlı hanedanı saltanat ile müjdelenmektedir. Fakat, önceki rüyalarda müjde ya Allahkatından yada Hz. Peygamber tarafından verilmişti. Burada ise klasik bir rüya sözkonusudur. O zaman mezkûrrüyanın hemen hemen Osmanlı kroniklerinin tamamında itibar görmesinin çekiciliği nedir?
Bunu rüyayıyorumlayan Şeyh Edebali’nin kişiliğinde aramak gerekir. Edebali Karaman Vilayeti’nden olup Şam’da tefsir,hadis vs. ilimlerini tahsil etmiş; daha sonra da tasavvufa intisap ederek şeyh olmuştur. Eskişehir ucuna gelipyerleşen Edebali, buradaki zaviyesinde gelip giden yolculara hizmet etmiş; Osman Gazi’ye kızını vererek buhanedan ile sıhriyet kurmuş; ucta fikirlerine danışılır manevi lider olmuştu. Bunun yanı sıra,Edebali’nin akrabasıDursun Fakıh’da Karacaşehir’de Osmangazi adına ilk hutbeyi okuyan İslam bilginidir. Osmanlı kronikleriEdebali’nin kişiliğini ehl-i keşif, kerâmet sahibi, veli, kutb-u zaman, rüya ilmini çok iyi bilen bir şeyh olaraktavsif ederler (NEŞRİ, 1997:82, İBN-İ KEMAL, 1970: 58-59, I. DEFTER, 93, HADİDÎ, 1991: 30,
GELİBOLULU ALİ, 1997:64-65). Diğer taraftan ,Osmanlı tarihçilerinden Aşıkpaşazâde’nin OsmanlıDevleti’nin kuruluşunda etkili olduğunu belirttiği dört önemli unsur, gaziyan-ı rum, ahiyan-ı rum, abdalan-ı rum ve baciyan-ı rumdur (AŞIKPAŞAZÂDE, 1949:237).
İşte, Şeyh Edebali Söğüt ucunda tutunmaya çalışan Osmanlı uç beyliğinde hem abdalların önderi, hemde ahi (OCAK, 1997: 167-168). kimliği ile büyük nüfuzsahibidir. Böyle bir şahısın yorumladığı ve Osmanlı ailesine saltanat müjdesi verdiği bir rüyanın uçta bulunan alp, gazi, derviş vs. tarafından tartışmasız kabul göreceği bir gerçektir.
Osman Gazi’nin Doğum Rüyası: Bu rüya Osmanlı tarihlerinden Müneccimbaşı’da kayıtlıdır (MÜNECCİMBAŞI, 1995:54-55). Anonim Tarih , (ÖZTÜRK , 2000: 11). ve Oruç Bey ise Ertuğrul Gazi’ye ait olarak yazdıkları göğüsten ağaç çıkma rüyasının sonunu Osman Gazi’nin doğumu ile tamamlar (ORUÇ BEY, 1972:25). Müneccimbaşı’da kayıtlı rüyaya göre; Ertuğrul Gazi oğlu Osman doğmadan önce bir gece rüyasında ocağından bir suyun kaynayıp çıktığını deniz haline gelerek yeryüzünü kapladığını görür. Uyanınca gördüğü rüyayı arif bir kimseye anlatır ve tabir etmesini ister. O da Ertuğrul Gazi’nin bir çocuğunun doğacağını onun vesoyunun yeryüzünün büyük bir kısmına hükmedeceğini belirtir. Müneccimbaşı’na göre bu rüyadan birkaç günsonra Osman Gazi Dünya’ya gelir (MÜNECCİMBAŞI, 1995:54-55).
Bu rüya genelde yukarıdaki rüyaya benzer. Ay ve ağacın yerini suyun yeryüzünü kaplaması alır. Rüyayıyorumlayan yine arif bir kişi ve sonuçta yine Osmanlı ailesine rüya ile manevi alemden saltanat müjdesi verilir. Bir de rüyanın hemen akabinde Osman Gazi’nin doğumu dikkat çeker. Diğer taraftan İslam tasavvuf düşüncesine göre gaibden haber alma usullerinden biri de şeyh ve dervişlerin olağanüstü olaylar (keramet) ile insanların ibret almalarına vesile olmalarıdır.
Büyükmutasavvıflardan Abdurrahman Câmî’nin ünlü eseri Nefehâtu’l- Üns’de evliya kerametleri , gizli şeyleri açığa çıkarmak, açıkta olanları gizlemek, varı yok etmek, yoğu var etmek, gıyaben söyleneni işitmek, bir yerden biryere nakilsiz gitmek, havada uçmak, gaibden ve gelecekten haber vermek şeklinde vs. şeklinde tasnif edilir (ABDURRAHMAN CÂMÎ, 1998:144). Tarihi kaynaklarda, Osmanlılar’a saltanatı müjdeleyen bir çok keşif vekerâmet kayıtlıdır. Biz bir kaçını tahlil etmekle yetineceğiz. Bunlardan en eskisi Dede Korkut’un keşfi olup, Osmanlı kroniklerinden Müneccimbaşı (MÜNECCİMBAŞI, 1995:57). ve Ruhî ( RÛHÎ, 370) de yer alır.
Bundanbaşka, bu keşif XVI. asrın ikinci yarısında yazıya geçirilmiş olan (SÜMER, 1992:275). Dede Korkut kitabındada mevcuttur. Bu kitaba göre:“Resul aleyhisselam zamanına yakın Bayat boyından Korkut Ata dirler bir er koptı. Oğuz’un ol kişi tamam biliçisiyidi. Ne dirse olur idi. Gayıbdan dürlü haber söyler idi. Hak Ta’ala onun könline ilham ider idi. Korkut Ata ayıtdı: Ahır zamanda hanlık girü Kayı’ya dege kimsene ellerinden almaya ahır zaman olup kıyamat kopınça. Bu didügi “Osman neslidür, işde sürilüp gide yorır. Ve dahi niçe bunabenzer söz söyledi. Korkut Ata Oğuz Kavmınun müşkilini hal iderdi. Her neki buyursa kabul iderler idi.Sözin tutup tamam iderler idi” ( ERGİN, 73).
XV. yüzyılın ikinci yarısında yazıya geçirilmeden çok önce Türkler’in Anadolu’ya geldikleri Bayburt-Erzurum bölgesinde o zamandan itibaren muhtemelen konar-göçer Türkmen halkın ağzında dolaşan Dede Korkut hikayelerinde, Osmanlılar’a saltanat müjdesi verilmesi dikkat çekicidir. Bu müjdeyi veren kişinin, henüz İslamiyet’i tam olarak hazmedememiş; eski dinleri Gök Tanrı inancından bazı motifleri yeni dinleri ile birlikte yaşatmaya devam eden konar-göçer Türkmenler’in Orta Asya’dakidini önder Şaman’ın yerini alan, gaibden ilham alıp çeşitli haberler veren Korkut Ata’nın olmasıoldukça önemlidir.
Bu hikayenin diğer bir önemi de, Osmanlı hakimiyet sahasının dışında mevcutolmasıdır. Çünkü, XVI. asrın ilk çeyreğine kadar Doğu Anadolu bölgesi hiçbir zaman Osmanlıhakimiyetine girmemiştir. Böylece, XVI. yüzyılın başında kısa bir dönem (1501-1514) Safevi hakimiyetine giren Akkoyunluaşiretlerinin 1514 Çaldıran Savaşı sonrası Osmanlı idaresini gönüllü kabul etmelerinde, Safeviler’in yoğun baskıve zulümlerinin yanısıra (YİNANÇ, 262-263). o dönemde bölge halkı arasında canlı olarak yaşayan DedeKorkut’un Osmanlılar’ı kıyamete kadar hükümran göstermesinin de etkisi olmalıdır. Diğer taraftan, Osmanlılar’a hükümdarlığı müjdeleyen ve onlara kudsiyet kazandıran önemli birkeramet Kumrul Abdal’a aittir. Bu kerâmeti Kemalpaşazâde oldukça mufassal olarak kaydeder (İBN-İ KEMAL,1970: 88-92).
Müneccimbaşı ise İdris-i Bitlisi’nin Heşt Behişt eserinden naklederken Kemalpaşazâde gibi kerâmeti Kumral Abdal’a atfeder (MÜNECCİMBAŞI, 1995:56). Buna mukabil, Neşri, Aşıkpaşazâde ve Ruhî bukerâmeti başka bir versiyon olarak kaydederler. Ancak, hadiseyi karıştırarak göğüsten ağaç çıkma rüyasının sonuna eklerler. Ayrıca, bu kronikler Kumral Abdal’ın yerine Şeyh Edebali’nin müridi “Turud-Turgud” adlı birşahsı koyarlar (NEŞRİ, 1997: 83, AŞIKPAŞAZÂDE, 1949:95, RÛHÎ, 380). Kumral Abdal’ın kerâmeti Müneccimbaşı’na göre; Kumral Abdal uçta Yenişehir civarında oturan, zaman zaman müritleri ile gaza yapan salih bir kimsedir. Bir gün Hz. Hızır veya Allah dostlarından birisi Kumrul Abdal’a rastlar. O kişi KumrulAbdal’a Osman Gazi’nin yanına gitmesini ve Allah’ın ona kıyamet gününe kadar devam edecek büyük bir devlet ihsan ettiğini müjdelemesini emreder. Kumrul Abdal Osman Gazi’yi tanımazdı. O kişi Osman Gazi’yitanıyabileceği bazı işaretler verir. Bu tarifler üzerine o Osman gazi’yi bulur ve müjdeyi verir. Osman Gazi’deona Yenişehir civarında bir zaviye yaptırır (MÜNECCİMBAŞI, 1995:56-57).
Burada iki obje öne çıkar. Birincisi, Osmanlı Devleti’nin kıyamete kadar varlığını devam ettirmesi, yani“Devlet-i ebed müddet” anlayışı; ikincisi ise bu keramet ile karşılaşan ve anlatan Kumral Abdal’ın kimliği vetopluma verilen mesajdır. Gerçi, Kemalpaşazâde’de kıyamet gününe kadar devam etmeden bahsedilmez, sadecedevleti ele geçirme ve gaza zamanının geldiği müjdelenir (Osman nâm ber sahib-i hurucun medâric gazve ve‘urucı hengâmı geldi deyu beşâret iyledi, (İBN-İ KEMAL, 1970: 88-89). ise de devamında gaibden gelen zatKumrul abdal’a nasihat eder, Osman Gazi’yi över ve onun;“ol şah saâdet-penâh müeyyed min indallah’dır”. Allah indinde bahtiyarlığı kabul edilmiş biri olduğu ve o ne tarafa giderse peşinden ayrılmaması gerektiğini söyler (İBN-İ KEMAL, 1970: 89).
Burada kerâmeti değerlendirmeden önce Kemalpaşazâde’nin “devleti ele geçirme ve gaza zamanının geldiği” ifadesini tahlil ettiğimizde, Osmanlı Devleti ideolojisinin oluşmasında çokönemli bir yere sahip bu devlet adamının yukarıdaki sözler ile Moğollar tarafından ortadan kaldırılan Anadolu Selçukluları’nın yerine ilâhi işaret ile Osmanlılar’ın getirildiğini, dolayısıyla onların Allah katında kutsanarak Selçuklular’ın meşru varisi olduğunu kastettiği anlaşılır.Öte yandan, Kumral Abdal, söğüt ucunda zaviyesinde müridleri ile yaşayan cezbeli, serdengeçti, gaziderviştir (OCAK,1999:84).
Kumral Abdal, Şeyh Edebali, Abdal Musa, Abdal Murad, Geyikli Baba vs.kolonizatör Türk dervişleri olarak, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda uç bölgelerinin Türkleşme veİslamlaşmasında önemli rol oynamışlar ve Türk iskânının öncüleri olmuşlardır. Bu kolonizatör dervişler aynıvazifeyi daha yoğun olarak Rumeli’de de gerçekleştirmişlerdir (BARKAN, 1942: 297-387).
İşte bu keramet ile, Osmanlı Devleti’nin sonsuza kadar yaşayacağı mesajı; bu devletin kuruluşunda efsanevi kimliği olan salih, gazi bir derviş eliyle,onları gaza için daha fazla şevklendirmek amacıyla özellikle Rumeli gazilerine verilir.
Diğer taraftan, Osmanlılar’ın zuhuruna ve saltanatlarına dair bundan evvel zikrettiğimiz ilahi işaretlerİslami çevrelere aittir. Yine, Müneccimbaşı’da geçen bir kayıt, Hıristiyan Dünyası’na ait olup, rahip ve keşişlerinilm-i nücum yani astrolojiye dayanarak Osmanlıların geleceği ile ilgili verdiği haberdir.
Buna göre; Sirozyakınlarında yüksek bir dağ üzerinde muteber sayılan bir kilise vardır. Orada bir çok rahip ve keşiş oturur,astronomi ve felsefe gibi eski ilimler ile meşgul olurlardı. Bu keşişler ve rahipler, Osmanlı Devleti’nin ortayaçıkışını ve kendi ülkeleri dahil bir çok memleketi ele geçireceğini ilm-i nücum yoluyla sezmişlerdi. Osman Gazi’nin şöhretini duyan bu rahipler değerli hediyeler ile bir elçi gönderip, kendilerinin, evladlarının, manastırlarının, kiliselerinin ve vakıf köylerinin korunması için ondan bir emannâme istediler.
Bu sırada Söğüt’te bulunan Osman Gazi onların isteklerini yerine getirdi. Bir zaman sonra torunu Sultan Murad o toprakları fethettiğinde bu emannâmeyi ona arz ettiler (MÜNECCİMBAŞI, 1995:57). Bu keşif hadisesini, Osmanlı öncesi Balkanlar’ın siyasi istikrarsızlık içindeki yapısını dikkate alarakdeğerlendirmek gerekir. Özellikle Sırp kralı Stefan Duşan’ın 1355’te ölümünden sonra, Balkanlarda güçlü bir devlet kalmamış, küçük prenslikler birbirleri ile çekişirken, Bizans’da iç gaileler ile uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu sebeple, Balkanlar’da senyörlerin ağır vergi baskısından bunalan halk kendi dinlerine hoşgörü ile bakanOsmanlılar’ı tercih etmiştir (BAŞTAV,1989:45-80,İNALCIK, 61-68 ).
İşte, böyle siyasi ve ekonomik baskıaltında bunalan Balkan toplumu, Osmanlı Devleti’nin”istimâlet” yani hoşgörüsünün etkisi ile onun hakimiyetinikabulde zorlanmamıştır. Bu keşfide yukarıdaki hoşgörüye mukabil Hıristiyanlığın en bağnaz kesimi din adamlarının Osmanlılara bir sempatisi olarak görmek mümkündür. Diğer bir bakış açısı ile ise, İstanbul’unfethinde şehir halkının ruh haletinde (DUKAS, 1956: 178). olduğu gibi çaresiz toplumun başına geleceği kabullenmekten başka bir şey değildir. Her halükarda Hıristiyan din adamları tarafından zikredilen bu keşfin Osmanlılar’ın Balkanlar’daki hakimiyetinde müspet psikolojik etkisi olduğu da bir gerçektir.
Sonuç itibari ile, eserlerini XV. ve XVI. yüzyıllarda yazan Osmanlı Tarihçileri Anadolu’da Osmanlıhakimiyetini meşrulaştırmak için, bir taraftan onların soylarını Oğuz Han’a çıkarma gayreti ve Selçukluların varisi olduklarını ispata çalışırken, diğer taraftan da bu hakimiyetin yukarıda bahsettiğimiz rüya, kerâmet, keşif vs. ilahi işaretler yoluyla Allah tarafından onlara bahşedildiğini vurgulamışlardır. Böylece, Osmanlılar rakipleriAnadolu Beylikleri’ne özellikle Karamanoğulları’na karşı hakimiyet mücadelesinde manevi üstünlüksağlamışlardır.
Doç.Dr. Hasan Basri KARADENİZ
DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ, FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ, TARİH BÖLÜMÜ
Kaynakça
ABDURRAHMAN CÂMÎ, Nefehâtu’l- Üns, Haz. S. Uludağ-M.Kara, İstanbul 1998ANONİM, Osmanlı Kroniği (1299-1512), Haz. H. Öztürk, İstanbul 2000, AŞIKPAŞAZÂDE, Tevârih-i Âl-i Osman, Haz. N. Atsız., Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1949BAŞTAV, Şerif, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Son Devir (1261-1461), Ankara 1989DUKAS, Bizans Tarihi, Çev. V.L. Mirmiroğlu, İstanbul 1956ERGİN, Muharrem, Dede Korkut Kitabı. GELİBOLULU MUSTAFA ALİ EFENDİ, Kitabü’t-Târih-i Künhü’l-Ahbar, Haz. İ. H. Çuhadar ve diğerleri, C. II. Kısım I, Kayseri 1997HOCA SAADEDDİN EFENDİ, Tacü’t-Tevârih, Haz. İ. Parmaksızoğlu, C. I, Ankara 1992 HADİDÎ, Tevârih-iAl-i Osman (1299-1523), Haz. N. Öztürk, İstanbul 1991IMBER, Colın, “Osman Gazi Efsanesi”, Osmanlı Beyliği, İstanbul 1997İBN-İ KEMAL, Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter, Yay. Şerafettin Turan, Ankara 1970 İMAM NABLÛSİ, İslâmi Rüya Tabirleri Ansiklopedisi, Çev. A. Bayram-M.S. Çöğenli, 1976KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milli Kültürü, İstanbul 1988KARAMANİ MEHMET PAŞA, Osmanlı Sultanları Tarihi, Çev. İ. H. Konyalı, Osmanlı Tarihleri-I, İstanbul 1949KÖPRÜLÜ, Fuat, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, Ankara 1988LÜTFÎ, Lütfî Paşa ve Tevârih-i Âl-i Osman, Haz. K. Atik, Ankara 2001MEHMET NEŞRİ, Kitâb-ı Cihannümâ, Yay. F. R. Unat- M. A. Köymen, C. I Ankara 1987MUHYİDDİN-İ NEBEVİ, Riyâzü’s-Salihin, Çev. K.. Burslan-H.H. Erdem, C.II Ankara (Tarih Yok)MÜNECCİMBAŞI, Camiü’d Düvel, Çev. A. Ağırakça, İstanbul 1995TURAN, Osman,Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, İstanbul 1979OCAK, A. Yaşar, “Osmanlı Beyliği Topraklarındaki Sufi Çevreler ve Abdalan-ı Rum Sorunu (1300-1389)”, Osmanlı Beyliği(1300-1389), İstanbul 1997 OCAK, A. Yaşar, Osmanlı imparatorluğunda Marjinal Sufilik: Kalenderiler (XIV-XVII. Yüzyıllar, Ankara1999ORUÇ BEY, Oruç Bey Tarihi, Haz. N. Atsız, İstanbul 1972 ŞÜKRULLAH, Behcetü’t -Tevârih, Çev. N. Atsız., Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1949Makaleler:ERGUN, Metin,, “Türk Ağaç Kültü İnancının Dede Korkut Hikayelerindeki Yansımaları”, Milli Folklor, S. 47.(Güz 2000 Ankara) İNALCIK, Halil, “Osmanlılarda Saltanat Veraseti Usulü ve Türk Hakimiyet Telâkkisiyle İlgisi”, AÜ, SBFD, S.1, (Ankara 1959)İNALCIK, Halil, “Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış” , Osmanlı, C. I, s,39-44 KOCA, Salim, “Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilatı” Türkler, C.II KOPRAMAN, K. Yaşar, , “Osmanlı-Memlûk Münâsebetleri” Türkler, C.IX,WİTTEK, Paul, “Ankara Bozgunundan İstanbul’un Zaptına (1402-1455)”, Çev. H. İnalcık, Belleten, C. VII,S.27 (Ankara 1943),
Kut, for old Turkish culture meant political power and this status was belived to be given to Hakans by God. By “Kut” god gave Turkish Hakan sovereignty, power and authority. The belief that the political powe given byGod continued in and after İslamic period and this time soverignity was given by God in various ways.Likeways, Ottoman consesus about authority was continuation of the Middle-Asia Turkish tradition. They belive it was Godto assign tha authority, rather than ancestor, royal family or law. Consequently, God gave them the power to govern. According to İslamic idea, this coul only occur by means of prophecy. Since there woul be no other prophet, this could only happen by various sybols which foretell the future such as dreams, miracle, discovery and astrology.
Kut, Ottoman, Discovery, Miracle, Dream, Kumral Abdal,
Şu an okuduğunuz bu

Hasan Basri Hocam’a Teşekkür ve Saygılarımla.