Montrö Defterini Açmanın Riskleri

Ağustos 24th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Yakın Türkiye Tarihi | »

Ege Denizi ile Karadeniz’i birbirine bağlayan İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’ni kapsayan suyolunun rejimi 9 Kasım 1936 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle belirlenmiştir. Montrö’nün esas amacı uluslararası deniz ticaretinin ve ulaşımının gereklerini ve yararlarını kıyıdaş devlet olan Türkiye’nin egemenlik haklarla bağdaştırmaktı. Gürcistan’ın kendisine bağlı özerk bir bölge olan Güney Osetya’ya saldırısını bahane eden Rusya Federasyonu’nun Gürcistan’a askerî müdahalesiyle kızışan ortamda, ABD’nin her biri 69 bin ton ağırlığındaki Mercy ve Comfort isimli iki hastane gemisini ‘insani amaçlarla’ Karadeniz’e göndermek istediği, Türkiye’nin ise bu talebe Montrö’ye atıfta bulunarak karşı çıktığı haberleri, yıllardır bilinçli biçimde üzerinde durulmayan bir sorunu gündeme taşıdı.

Montrö’deki Türk Delegasyonu

Montrö’deki Türk Delegasyonu

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Ortodoks Kilisesi

Ağustos 21st, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan İnançlar Tarihi | »

Türkiye, bugünkü sınırları içinde dahi Dünya’da pek az ülkede, rastlanacak dini bir çeşitlilik gösterir. Bu Hıristiyanlık açısından özellikle böyledir. Ülkemizde var olan bütün kiliseleri (yani cemaatleri) saymaya kalkarsam, iki elin parmakları yetmez. Bu bir mübalağa değil, isterseniz sayalım; Rum Ortodoks Kilisesi, Ermeni Gregoryen, Ermeni-Katolik, Ermeni-Protestan, Süryani Kadim dediğimiz Süryani Ortodoks, Süryani Katolik, Kaldani eski kilisesi ve Kaldani Katolik, Nasturi Kilisesi (bizde şu sıra hemen hemen hiç üyesi kalmadı ve Nasturiiik de bir ara üç patrikliğe ayrılmıştı). Gördüğünüz gibi iki el Bitti, kiliseler bitmedi. Bu saydıklarım, üstelik bu topraklarda doğan ve gelişen veya önemli merkezleri burada olan kiliselerdi. Roma-Katolik, Anglikan, Protestan gibi Avrupa kökenli kiliselerin Türkiye’de küçük de olsa bulunan cemaatlerini saymaya kalksak, iki elin parmakları da yetmez.

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos

Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Urumlarda Aile, Gelenekleri ve Kurumsal Yapısı

Ağustos 21st, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Uygarlıklar Tarihi | »

Urumlar Ukrayna’nın Donetsk Eyaletinde yaşayan Ortodoks Türklerdir. Aile yapısı,
gelenekleri ve geleneksel uygulamaları Anadolu ve çevresinde yaşayan diğer Türk
halklarıyla benzerlik gösterir. Örf ve adetlerine sıkı sıkıya bağlı olan bu toplumda her insan
bir diğerinden sorumludur. Kadınlar geleneğin en sıkı koruyucularıdır ve dışa kapalı olarak
yaşarlar. Dışardan aileye katılan birisi ailenin kurallarını öğrenmek ve benimsemek
zorundadır. Çocuklar çok sıkı bir eğitimden geçirilirler. Düğünlerinde özellikle oğlan
tarafını zorlayıcı çeşitli oyunlar ve cezalar uygulanır. Düğünlerdeki oyunlar Kırım Tatar
Türkleriyle benzerlikler gösterir. Bunlar Kaytarma, Yarım Ava, Ağır Ava, Sirtaki ve
Bogdanka gibi oyunlardır. Ağır Ava oyununu genellikle yaşlılar oynarlar. Kına gecesi ve
kına türküleri Anadolu ile ortaktır. Çocuk ve doğum hadisesi özel bir sevinçle karşılanır.
Kirvelik hadisesine benzer bir şekilde vaftiz ana ve baba çocuk için saygı duyulması gereken kişilerdir. Doğan çocuğu tuzlama geleneği Anadolu’daki gibidir. Ölüm törenlerinde ‘ağıt’ yakıcıları vardır. Cenazelerde ölü aşı verme törenleri yapılır. Ölen kişilerin belirli günlerde anmaları yapılır ve tütsüler hazırlatılır.

Urumlar

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Kuantum Hesaplama Teorisi: Bilgisayar Bilimcilerinin Kuantum Mekaniği Keşfi

Ağustos 17th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Popüler Bilim | »

“If computers that you build are quantum, Then spies of all factions will want ‘em. Our codes will all fail, And they’ll read our email, Till we’ve crypto that’s quantum, and daunt ‘em.”

“Eğer inşa ettiğiniz bilgisayarlar kuantum bilgisayarları olurlarsa, bütün casuslar bunlardan edinmek isteyecekler. Bütün kodlarımız çözülecek ve e-mail’lerimizi okuyabilecekler. Ta ki biz kuantum şifreleri yazana ve onların gözlerini korkutana kadar”

Jennifer & Peter Shor

Klasik ve Kuantum Programcı

Şekil 1: Klasik ve Kuantum Programcı (Neil Gershenfeld, Scientific America)

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Hz. İsa Döneminde Bir Münzevi Cemaat: Esseniler

Ağustos 14th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan İnançlar Tarihi | »

Esseniler, M.Ö. 2. ve M.S. 1. yüzyıllar arasında yaşamış, münzevi bir hayat tarzını benimseyen Yahudi mezhebidir.1 Filistin topraklarının çeşitli yerlerine dağılmış olmakla beraber, özellikle Kudüs’ün 30 km doğusunda, Ölü Deniz’in (Lut Gölü) kuzey batı yakasında kümeler halinde yaşadıkları kabul edilmektedir. ‘Esseni’ kelimesinin etimolojik anlamı her ne kadar aydınlatılamamış ise de; kendilerine dair ilk bilgileri edindiğimiz Yahudi filozof Philo‘ya (M.Ö. 20-M.S. 50) göre bu kelime ‘Azizler’ (Essaioi) anlamına gelmektedir.2 Bazılarına göre ise, ‘dindarlığı’ ve ‘zahidliği’ ifade etmektedir. Günümüze kadar ulaşan kaynaklar ve verilen bilgiler değerlendirildiğinde, bu dini cemaatin IV. Antiyokus’un (M.Ö. 175-164) Yahudilere karşı giriştiği zulümden kaçanlar tarafından Makkabiler İsyanı’ndan önce kurulduğu sonucu çıkmaktadır.3

Romalıların M.S. 70′te Kudüs’ü işgal ettikleri yıla kadar Yahudi tarihine ilişkin kaynakların yetersizliği, Esseniler’in yaşadığı ve Hıristiyanlık tarihinde ‘Erken Hıristiyanlık Dönemi’ diye bilinen dönemin yeteri kadar anlaşılmasının önünde büyük bir engel teşkil etmiştir.4 Esseniler mezhebine dair bilgi veren ilk kaynaklar; Philo’nun (M.Ö. 20-M.S. 50) Quod Omnis Probus Liber Sit’i, Kadîm Pline’nin (M.S. 30-79) Tabiî Tarih’i (Histoire Naturelle), Flavius Josephus’un (M.S. 37-100) Yahudilerin Savaşı ve Roma’lı Hippolyte’in (M.S. 170-235) Philosophoumena adlı eserlerinden ibarettir.5

Ölü Deniz Yazmaları

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

2008 Yılı TÜBİTAK Ödüllerini Kazananlar Açıklandı

Ağustos 13th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Popüler Bilim | »

2008 Yılı TÜBİTAK Bilim, Hizmet, Teşvik Ödülleri ve TÜBİTAK Özel Ödülü ile TÜBİTAK-TWAS Teşvik Ödülüne ilişkin değerlendirme çalışmaları sonuçlandı. TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından 2008 yılında 3 Bilim Ödülü, 18 Teşvik Ödülü ve 1 TÜBİTAK Özel Ödülü verilmesine karar verildi. 2008 yılında Hizmet Ödülü ve TÜBİTAK-TWAS Teşvik Ödülü verilmedi.

Tübitak ödülü


2007 yılından başlayarak TÜBİTAK Ödülleri kapsamına alınan sosyal ve beşeri bilimlerde ilk ödüller 2008 yılında verilmiş oldu. 2008 yılının 3 Bilim Ödülünün 1’i, 18 Teşvik Ödülünün 2’si sosyal ve beşeri bilimler mensuplarına verildi.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Engizisyon

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Uygarlıklar Tarihi, İnançlar Tarihi | »

Tarihin karanlık sayfaları

Engizisyon mahkemeleri, insanlık tarihinin en kara sayfalarından birini oluşturmuştu. Ne var ki, son yıllarda bazı tarihçilerin yaptığı belgesel araştırmalar, bu kurumun düşünüldüğü kadar ” acımasız” olmadığı konusunda önemli ipuçları veriyor.

Kızgın kerpetenler, çivili sandalyeler, büyük huniler, parmakları sıkıştıran mengeneler, ölüm askıları… Tüm bunlar, 20. yüzyılda siyasi muhaliflerini susturmak ve sindirmek için, totaliter rejimlerin kullandığı zindan aksesuarları değil. Bu işkence aletleri, bir dönem, Katolik Kilisesi’nin vazgeçilmez yardımcılarıydı ve engizisyon mahkemelerinin utanç dolu sayfasını oluşturuyordu.

engizisyon


1633 yılının 22 Haziran günü, Roma, tarihinin en önemli günlerinden birine tanık oluyordu. Engizisyon mahkemesinde yargılanan Galileo Galilei’nin son sözleri merakla bekleniyordu. Ünlü bilgin acaba düşüncelerinde direnecek miydi, yoksa “itiraf” mı edecekti? Yüzlerce izleyici ve jüri sıralarını dolduran onlarca din adamının ortasında, kendisini tarihle hesaplaşmak üzere bir av gibi hisseden Galilei’nin ağzından şu sözler döküldü: “Ben, ‘Güneş evrenin merkezindedir’ dediğim için yargılanıyorum ve bu tür aykırı görüşleri nefretle kınıyorum, lanetliyorum. Aynı zamanda Kutsal Katolik Kilisesi’ne yapılan tüm yanlışları da…”

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

VI. Uluslararası Türk Dili Kurultayı

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Seminer & Sempozyum | »

VI. Uluslararası Türk Dili Kurultayı 20-25 Ekim 2008 tarihleri arasında Ankara’da toplanacaktır. Kurultay’a başvuru süresi sona ermiştir.

VI. Uluslararası Türk Dili Kurultayı


  1. Bildiri özeti kabul edilenlere ikinci duyurum 16 Mayıs 2008 günü gönderilecektir. Bildirinin tam metninin çıktısı ve yoğun diske (YD=CD) kayıtlı kopyası en geç 31 Temmuz 2008 tarihinde Kurumumuzda olacak şekilde gönderilmelidir. Metinlerde kullanılan özel yazı karakterleri de yoğun diskte yer almalıdır.
  2. Bildirilerin tam metinleri Kurultay Danışma Kurulu tarafından değerlendirilecektir. Kurul değerlendirmesine girmeyen bildiriler daha sonra kesinlikle programda yer almayacaktır.
  3. Kurultay Danışma Kurulu tarafından bildirisi kabul edilenlere üçüncü duyurum 1 Eylül 2008 tarihinden itibaren gönderilmeye başlanacaktır.
  4. Kurultay’a yurt içinden ve yurt dışından katılacak bilim adamlarının sadece konaklama ve yiyecek giderleri Türk Dil Kurumu tarafından karşılanacaktır.
  5. Bütün yazışmalar: VI. ULUSLARARASI TÜRK DİLİ KURULTAYI, TÜRK DİL KURUMU, Atatürk Bulvarı 217, Kavaklıdere / ANKARA adresiyle yapılacaktır.

Bilgilerinize sunar, dilimize ve Kurumumuza gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederiz.

Haberin kaynağı:

Türk Dil Kurumu

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Ortaçağ’ın Çelişkili Salınımları: Sosyo-Kültürel Bir Perspektif

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Uygarlıklar Tarihi | »

Tüm Ortaçağ’ın çelişkilerini dopdolu eden gelişimin arka-planına (adeta bir mercek ile) bakıldığında; Potlaç Oyunu’nu görmek olasıdır. Batı; Batılı-olma yolunda oldukça çelişkili ortam ve düşünsel alandan sentezlemeler yaparak ‘Doğudan kopma’ şeklinde bir uslûp kullanmıştır. Doğu; kendince-hayatını uslup değiştirmeksizin yaşarken… Bu çelişkiyi, Ortaçağ’ın sonlarında çözülebilirliğe eriştirmiştir. Yani; kendi sosyo-ekonomisi’ni/ sosyo-politik’ini/ sosyo-kültüreli’ni yeniden inşa etmiştir.

GİRİŞ

Tarihin karşısında duran Batılı insan; törenimsi bir ruhsal hal ile kendi dönemini ve özellikle kusur ve hatalarının başlangıç-nedenini bulmak ve bulduğu/ karşılaştığı cevapsız-olumsuzlukları bir daha görmemek üzere bir menfa (sürgün yeri) arama telaşlarına kapılarak, yüzünü uzak-geçmişe çevirmiştir. İşte bu-çeviriş; Ortaçağ’ı ‘karanlık’ bir geçmiş-dünya biçiminde bulmasına neden olmuştur. Böylece de, Ortaçağ; günümüz perspektifinden Batı’nın ve Batılı’nın (kültür ve uygarlık anlamında) en büyük ‘arınma platformu’ olarak algılanmaya başlanmıştır. Böylesi bir sürgün mekanı aramasının arka-planı’nda; geçmişin, çelişkiler ile doluluğu bulunmaktadır. Bu şekilde bir genelleme yapılırken o-dönemin ‘bazı ana özellikleri’ yol gösterici oldu:

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Ortaçağ, din ve felsefe

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Uygarlıklar Tarihi | »

Ortaçağ, Avrupa tarihinde 1000 yıllık bir karanlık dönemi simgelemesi açısından dogmatizmin özgür düşünceye tercihinin sonuçlarını göstermesi dolayısıyla önemli. Bu dönem Avrupa’da Hıristiyanlığın iktidar ve halk üzerindeki baskın etkisi yüzünden; felsefe ve onun tamamlayıcısı olan bilimsel düşüncenin reddedildiği, aykırı düşünenlerin ise Tanrı adına vahşice cezalandırıldığı bir tarihsel kesite denk düşer.


Felsefe ile din arasındaki sürekli çatışma ve uyuşmazlık kuşkusuz sebepsiz değil. Felsefenin özgür açılımı dini otoritelerin de sorgulanmasını beraberinde getireceği için diğer dinlerde olduğu gibi kilise tarafından da reddedilip dogmatizme dönüştürülmeye çalışılmış. İnançtan kuşkulanmaya götürebilecek bir felsefik düşünce manevi anlamda Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcilerinin sorgulanımına ve itibar yitimlerine; bunun sonucunda da maddi güce sahip olan kilisenin zayıflamasına sebep oldu. Bu anlamda bilimsel düşüncenin temeli olan özgür felsefe kilise tarafından reddedilip, Tanrıtanımazlıkla (ateizm) eşdeğer tutuldu, düşünce üretme çabaları ise bir teoloji şekline büründürüldü.
Ortaçağ’daki her tür düşüncenin kaynağı olarak İncil gösterilmekteydi. Üretilecek düşünceler sadece İncil’in gösterdiği ya da yorumlandığı ölçüde açıklanmalıydı. Bu dönemde aykırı düşünen birçok düşünür acımasızca Tanrı adına kilise tarafından işkencelerle katledilmiş, hapsedilmiş ya da sürgünler de sefalet içerisinde ölümlerine neden olunmuştu.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button