Irak ve/ya İsrail-Filistin sorununa samimiyetle ve hemen eğilinirse, belki de 2010 yılına gelmeden bu sorunları çözmede kritik eşik aşılabilir. Barışçıl ve Amerikan askerlerinden arındırılmış bir Ortadoğu, Türkiye’nin işbirliği olmaksızın inşa edilemez. Eğer Obama ve Biden da bu gerçeği görürse, Türk-Yunan ve Türk-Ermeni ilişkilerine değin bazı anlaşmaz-lıkları aşarak Türkiye’yle, iki taraf için de yararlı bir ortaklık kurabilirler.

Ve hayal gerçek oldu. Barack Hüseyin Obama, 1964’te başkan seçilen Lyndon Johnson’dan bu yana Demokrat Parti’nin en büyük seçim zaferine imza attı. Sonuçların neredeyse kesinleştiği şu sıralarda, rakibi McCain’e karşı delegeler bazında 338’e karşı 149 gibi ezici bir üstünlük sağlamış durumda. Demokratlar Senato’da da azınlık vetosunu aşmalarına yarayacak 60 rakamına oldukça yaklaştılar. Birkaç ılımlı Cumhuriyetçi senatörün desteğiyle bu çoğunluğa ulaşmaları da mümkün. Peki Obama zaferi ne anlama geliyor?
Öncelikle, tüm dünyanın ortak algısı, siyah bir adayın ABD başkanı oluşudur. Bu, dünyanın birçok yerinde (örneğin Avrupa’da) yaşayan azınlıkların siyasi katılımı ve eşitliği yönünde bir baskı oluşturursa ileriye dönük büyük bir adım atılmış olur. Almanya’daki Türklerin, Fransa’daki Cezayirlilerin, İspanya’daki Faslıların, İngiltere’deki Pakistanlıların, vatandaşlıktan ve eşit haklardan uzak daha nice azınlığın, Kenya’lı bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen, Hawaii ve Endonezya’da yetişen bu 47 yaşındaki siyah gencin ABD başkanı olmasıyla cesaretlenmelerinden daha doğal bir şey olamaz. Umudumuz Avrupa’da yaygınlaşan yabancı düşmanlığı ve bilhassa Müslümanlara karşı ayrımcılığın, Obama’nın seçimiyle bir nebze olsun düzelmesidir.
GÖRÜLMEYEN GERÇEK: ABD SOLA KAYIYOR
Belki de Türkiye’den iyi görülemeyen önemli bir nokta var: Obama, ve Demokratların bu tarihî zaferi, ABD’nin iç siyaseti için gerçekten büyük bir sola kayışı temsil ediyor. Obama, Demokratların güçlü adayları arasında en solda olanıydı. McCain gibi, Cumhuriyetçilerin en ılımlı ve güçlü olanlarından birine karşı, ekonomik krizin yardımıyla, büyük bir zafer kazandı. Normal şartlarda, sadece siyah olduğu için değil, fakat ABD ortalaması için ortanın fazlasıyla solundaki duruşu ve McCain gibi ılımlı ve merkezde sayılan güçlü bir adaya karşı yarıştığı için de Obama’nın seçilmesi başlangıçta zor görünüyordu.
BAZI KONULARDA HAYAL KIRIKLIĞI OLABİLİR
Genel sağlık sigortasından küresel ısınmaya karşı Kyoto Protokolü’nün imzalanmasına ve uygulanmasına, Irak işgalinin sona erdirilmesinden çöken eğitim sisteminin ayağa kaldırılmasına, ekonomik ve finansal sisteme devlet müdahalesinden AB’yle ilişkilerin onarılmasına kadar her biri ciddi siyasal gayret gerektiren çok büyük vaatler ve sorunlar Obama’yı bekliyor. Obama’nın tüm bu sorunları çözmesi çok zor ve dolayısıyla seçmenlerini en azından bazı konularda hayal kırıklığına uğratması büyük bir olasılık. Fakat sadece genel sağlık sigortası sistemine geçilmesi bile, ABD’de sağlık sigortası olmayan, birçoğu azınlıklara mensup milyonlarca ailenin ve bireyin belki de en büyük talebinin gerçekleşmesi demek olur. Geçen ay Berkeley’i ziyaret eden AB komisyonu başkan yardımcısı Margot Wallstrom, küresel ısınmanın AB için ne kadar önemli olduğunu vurgulamış, bu sorunun ancak ABD’nin işbirliğiyle aşılabileceğini söylemişti ki seçim gecesi uluslararası panelimize Japonya’dan bağlanan katılımcıların da en çok vurguladığı sorun buydu.
IRAK VE FİLİSTİN AÇMAZLARI
Peki ya Irak? Obama ve Biden gerçekten 18 ayda Irak’tan tamamen çekilecek mi? Geride nasıl bir Irak bırakacaklar? Biden’in bir zamanlar dillendirdiği, daha sonra geri adım attığı, Irak’ı üç parçaya bölme planının şüphesiz bir felaket olacağını ve çok kültürlü, çok dilli, çok dinli bir toplum olma iddiasındaki Amerikan ruhuna da temelden karşı olacağını panelimizde de belirttim ve hem bölge ülkeleri hem de Irak’taki taraflardan bu yönde eleştiriler geldiği sürece ABD’nin Irak’ı bölmeye yanaşmayacağına inanıyorum. Sünni ve Şii Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Süryanilerin ve diğer grupların hep beraber yaşadığı çok kültürlü, çok dilli, çok dinli şehirlerle bezenmiş federal bir Irak halihazırda yaşatılabilir. İsrail-Filistin sorunuyla ilgili de Obama’nın elinde tarihî bir fırsat var. Diğer başkanlara göre bu konuda adım atabilecek entelektüel, kişisel ve siyasal birikime sahip. Chicago gibi Müslüman göçmenlerin ve siyah müslümanların çok yoğun yaşadığı bir bölgeden geliyor olması da bir avantaj. Kamuoyu araştırmalarına göre siyah seçmenlerle beraber Amerikan Müslümanları da yüzde 90’ı aşan oranlarda Obama’yı destekleyir. Önemli ölçüde McCain’e meyleden Türkler ise bu durumun bir istinasını teşkil ediyor.
ALTIN DEĞERİNDE BİR FIRSAT: 2009-2010
2009-2010 yılları Obama’nın radikal reformları gerçekleştirebileceği altın fırsatlar sunan bir pencere. 2010’un kasım ayında Kongre’deki çoğunlukları büyük ölçüde törpülenebilir. Bu sebeple, belki de en önemli soru, Obama’nın hangi öncelik sırasını takip edeceğidir. Eğer Irak ve/ya İsrail-Filistin sorununa samimiyetle ve hemen eğilinirse, belki de 2010 yılına gelmeden bu sorunları çözmede kritik eşik aşılabilir. Barışçıl ve Amerikan askerlerinden arındırılmış bir Ortadoğu, Türkiye’nin işbirliği olmaksızın inşa edilemez. Eğer Obama ve Biden da bu gerçeği görürse, Türk-Yunan ve Türk-Ermeni ilişkilerine değin bazı anlaşmazlıkları aşarak Türkiye’yle, iki taraf için de yararlı bir ortaklık kurabilirler.
1999 yılından beri yaşadığım ABD’de bu kadar büyük bir siyasal heyecana şahit olmamıştım. Berkeley sokakları panayır yerine döndü. İnsanlar trafik ışıklarına, sokak direklerine tırmanmış, gece yarısından sonra kutlamalara devam etti. Sanki 2000 yılında başlayan ve sekiz yıl süren bir iç işgal, baskı rejimi sona ermiş gibi bir hava oluştu. Bu geçici bir zafer sarhoşluğu da olabilir. İçinde bulunduğumuz Alameda ilinin yüzde 80’i, Berkeley kasabasının ise muhtemelen yüzde 90’ından fazlası Obama’yı destekledi. Milyonlarca genç bir eyaletten diğerine kapı kapı dolaşıp Obama için oy istedi. Gençlerin muazzam enerjisi ve desteği olmasaydı Obama şüphesiz bu seçimi kazanamazdı. Chicago Üniversitesi’nde okuduğum lisans ve yüksek lisans yıllarımda, hukuk fakültesinde ders veren Obama’yla tanışma fırsatım olmadı. O yıllarda Obama, Kongre seçimi yarışını, radikal solcu ve zenci milliyetçisi olarak bilinen Boby Rush’a karşı kaybetmiş bir hukuk profesörüydü. Büyük bir sürprizle Illinois senatörü seçilmesi ve yıldızının parlaması daha sonradır.
Elbette birçok bakımdan Obama egemen beyaz toplumuna asimile olmuş, Amerikan milliyetçisi ve konuşmalarını ‘Tanrı Amerikayı kutsasın’ diye tamamlayan, klasik bir başkan adayı profili çizdi. Fakat Güney Chicago gibi zenci kimliğinin çok öne çıktığı, ABD için aşırı sol sayılan grupların güçlü olduğu, Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bir yöreyi kendisine siyasal üs ve ev olarak seçmiş bir kimsenin ABD başkanı seçilmiş olması, hatta başkan adayı bile olabilmesi, ABD’nin kimlik siyaseti, millet ve vatandaşlık tasavvuru açısından, olumlu yönde, bir dönüm noktasıdır.
ŞENER AKTÜRK
Kaliforniya Üniversitesi (Berkeley) Siyaset Bilimi Öğretim Görevlisi /
sakturk@berkeley.edu
Şu an okuduğunuz bu

comment closed