İnsan ve Din
Din, insanın tanrı ile diğer insan ve varlıklarla münasebetlerini düzenleyen ve hayatına yön veren, onlarla ilgili davranışlarına esas olacak kurallar bütününe verilen isimdir. İnsana hitap eden ve insan için söz konusu olan ilâhî dinler, insanlık tarihi ile birlikte varolmuş ve tarih boyunca varlığını sürdürmüştür. Din aynı zamanda geçmişten günümüze insanların sosyal hayatını şekillendiren ve düzene sokan önemli faktörlerden birisi olarak kabul edilmektedir. Ancak, insanlığın yaratılışından itibaren her dönemde var olan dini farklı algılama, dini asıl kaynaklarının dışında yorumlama ve dinin siyasallaştırılarak çıkar amaçlı kullanılması, tarihten günümüze kadar din adına yaşanan şiddeti, mezhep savaşlarını, çatışmaları ve terör olaylarını da beraberinde getirmiştir.

Bu çerçevede insanlığın yaratılışından günümüze kadar farklı inanışlara (Hıristiyan, Musevi ve Müslüman kimliğine) sahip kişi, grup ve örgütlerin zaman zaman din adına terör eylemleri gerçekleştirdikleri görülmüştür. Bunun en önemli sebeplerinden birisi kutsal dinler hakkında detaylı bilgiye sahip olmayan insanların kendi çıkarları doğrultusunda dini politize ederek mesaj verme istekleri veya verilen mesajların başkaları tarafından yanlış algılanmasından kaynaklanmaktadır.
Günümüzde yaşanan şiddet olaylarının bir çoğu din konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan insanların kulaktan dolma dini bilgileri şifahi bilgilerle yoğurarak muhakeme etmeden evrensel değerler yerine kendi kalıplaşmış fikirleri çerçevesinde dinin yorumlanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle insanlık tarihi din adına gerçekleştirilen katliamlara ve savaşlara tanıklık etmiş, insanlar sadece Yahudi, Müslüman veya Hıristiyan oldukları için sadece dinsel inanç ve kimliklerinden dolayı katliamlara maruz kalmışlardır.
Burada şiddetin, haksızlığın, toplum düzenini bozmanın, diğer insanlara ve insanlığa zarar vermenin din ile alakasının olamayacağını ortaya koymak gerekir. Dolayısıyla birileri din adına şiddet uygularken, biz şiddetle dini ilişkilendirmeden önce şiddeti uygulayanların dinle olan ilişkilerini incelememiz gerekir. O zaman görülecektir ki bu kişilerin uyguladığı şiddetin zararı sadece topluma karşı değil, kendi dinine karşı da aynı zararı vermektedir. Şiddet uygulayan bu kişiler kendi dinlerini tüm detayları ile bilmediklerinden dinin yorumundan kaynaklanan şiddete meşruluk kazandırmaya çalışmaktadırlar. Bütün dinlerin genel söyleminin sevgi ve barış olmasına karşın, dinlerin ve kutsal değerlerin şiddeti meşrulaştırmak için kullanılması kaygı verici bir gelişmedir.
Dinlerin asli kaynakları ve peygamberlerin getirdiği kutsal metinler incelendiğinde; geliş gayelerinin insanlar arasındaki çatışmaları, savaşları durdurmak kaosu ortadan kaldırmak, barış ortamını yeniden tesis ederek insanlar arasındaki sevgiyi, saygıyı, iyiliği ve insanca yaşamayı sağlamak olduğu görülmektedir. Buna rağmen yüzyıllardan beri dünya genelinde özellikle de Ortadoğu coğrafyasında devam eden şiddetin sebepleri iyi analiz edilmelidir.
Ortadoğu ve Din
Ortadoğu, coğrafi konumu ve zengin enerji kaynakları nedeniyle 19. yüzyıldan itibaren güçlü ülkelerin yayılmacı politikalarına hedef olmuştur. Sömürgeci ülkelerin yayılmacı politikaları 20. yüzyılda neredeyse tüm İslam ülkelerini kapsayacak şekilde genişlemiş, İslam coğrafyasının neredeyse tamamına yakını (Türkiye ve İran hariç) bu ülkelerin ya işgaline uğramış veya sömürgesi olmuştur.
Uzun yıllar sömürge altında kalan bu ülkelerde halk ortaya çıkan sorunlardan ve geri kalmışlıktan batılı ülkeleri sorumlu tutmuştur. Yıllarca sömürge altında yaşayan ve kendi liderlerini (siyasi, dini) yetiştiremeyen Ortadoğu ülkelerinde din-siyasete, siyaset – dine alet edilerek din politize edilmiş ve bazı kesimler tarafından radikalleşmeye gerekçe yapılmıştır. Halbuki dinler, barış ve esenliğin kaynağı, insanoğlunun dünyada mutlu olması için gelen ilahi mesajlardır. Yaşadığımız çağda din çoğu zaman toplumdan ayrıştırılarak ayrı bir konu gibi değerlendirilmektedir. Oysa din, hem politik alanda, hem günlük yaşamda, hem de uluslar arası ilişkilerde belirleyici etkileri olan bir olgudur.
Ancak günümüzde algılama ve yorumlamada yaşanan farklılıklarla birlikte din, istenilen amaca ulaşılabilmek için ideolojik bir unsur olarak kullanılmaktadır. Başlangıçta ülkenin işgaline, sömürgeciliğe, daha sonraları ise katı ve despot idarecilere karşı geliştirilen tepkilerde din olgusu, toplulukları motive etmek için kullanılmıştır. Ayrıca Ortadoğu’da uzun süre devam eden iktidar mücadeleleri, ihtilaller ve bağımsızlık hareketleri bu bölgede yaşayan toplumlarının din algılamasını derinden etkilemiştir. Ayrıca Arap-İsrail savaşları, İsrail Filistin çatışmaları, son dönemde Afganistan, Pakistan ve Irakta yaşanan gelişmeler, bölgede şiddetin artmasına neden olmuştur.
Bu çerçevede Ortadoğu bölgesinde yaşayan insanların artarak devam eden sorunlarına çözüm getirilememesi, ülke yönetiminde bulunanların veya güçlü olanların dini siyasete alet etmeleri ve kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamaları veya yorumlatmaları dinin aslına uymayan radikal düşüncelerin/yaklaşımların gelişmesine zemin hazırlamıştır. Ayrıca Ortadoğu coğrafyasında yer alan ülkelerin büyük bir bölümünde inançlarının tehdit altında olduğuna inanan insanlar için dinsel aidiyet birleştirici bir rol oynamıştır. Yine bazı insanların kimliklerini sadece dinsel aidiyet ile ifade etmeye çalıştıkları görülmüştür. Kimliklerini tek bir aidiyet (Hıristiyan,Yahudi veya Müslüman) ile ifade eden insanların ise diğer insanlara göre daha tutucu ve hoşgörüsüz olabilecekleri yaşanan olaylar sonunda görülmüştür. Bu nedenle dünya genelinde yaşanan terör olaylarında, katliam ve savaşlarda dinsel aidiyet duygusunun belirleyici rol oynadığını söylemek mümkündür.
Bu çerçevede Ortadoğu’da yer alan bir çok Müslüman ülkede de dinsel aidiyet duygusuna vurgu yapılarak ve dinin daha çok savaş ve çatışmaya dönük yönleri teşvik edilmiştir. Bu durum bölgede radikal ve şiddet eğilimi yüksek grupların ortaya çıkmasına neden olmuştur. 20. asrın sonlarına doğru Ortadoğu bölgesinde yaşanan çatışmalar sonucu çekilen sıkıntılar, ideolojik ve çıkar amaçlı savaşlar, şiddet ve terör olayları sonucunda dökülen kan ve akan gözyaşları, bölgenin geri kalmışlığı, eğitim, sağlık, güvenlik, ihtiyaçlarının giderilmemesi, açlık, sefalet, insanlara uygulanan haksızlıklar, tüm dünyanın kabul ettiği ve evrensel normlar haline gelen insan haklarının bölgede hiçe sayılması, aşağılanan ve onurları yok sayılan bu insanların radikalleşmesine neden olmuştur.
Ayrıca son zamanlarda özellikle Afganistan ve Irak’ın işgalleri sırasında yapılan muameleler, orada yaşayan insanların kutsallarına karşı gösterilen saygısızlık, camilerin bombalanması, camilerde insanların öldürülmesi olayları, dünya genelindeki Müslümanların tepkilerinin artmasına neden olmuştur. Diğer taraftan Ortadoğu bölgesinde meydana gelen veya Ortadoğu kökenli insanların karıştığı her türlü şiddet ve terör olayları batılı ülkeler tarafından din eksenli olarak algılanmış ve çatışmalar dini zemine kaydırılmaya çalışılmıştır. Böylece siyasallaştırılarak belli çevrelerin amaçları doğrultusunda kullanılmak istenen İslam dini, ne yazık ki özünde olmayan şiddet olayları ile anılmaya başlanmıştır. Bu nedenle dünyanın neresinde bir olay olursa olsun olayın faili olarak Müslümanlar adres gösterilmiş, gerçekleştirilen her olay sonrası İslam ve Müslümanlar kötü ve şiddet yanlısı gibi gösterilmeye çalışılmıştır.
Bu bağlamda 11 Eylül 2001’ de ABD, 11 Mart 2004 Madrid ve 7-21 Temmuz 2005 tarihlerinde Londra’da meydana gelen terör saldırılarından sonra batılılar tarafından Müslümanlar, terörizmin potansiyel zemini olarak görülmüştür. Dünya’nın çeşitli bölgelerinden Müslüman liderler eylemleri şiddet ve nefretle kınadıklarını açıklamalarına rağmen halen batıda sorunun İslam’dan kaynaklandığına ve İslam’ın nefreti körüklediğine inan geniş bir kesim bulunmaktadır. Burada açıkça ifade etmek gerekirse sorun İslam’dan değil, onun yanlış yorumlanmasından veya bir dizi sosyal, siyasi, kültürel ve tarihi problemden kaynaklanmaktadır.
İslam ve Terörizm
Her türlü kötülüğü ve haksızlığı yasaklayan İslam dininin masum insanların kanını akıtan terör ve şiddet hareketlerini hoş görmesi mümkün olmadığı gibi bu hareketlerin İslam dinine mal edilmesi son derece yanlıştır. Savaş halinde bile masum insanların öldürülmesini yasaklayan bir dinin, nasıl olurda barış ortamında ve insanların günlük işlerini yaparken bir terör olayı sonucu öldürülmesine izin verdiği düşünülebilir?
Günümüzde siyasallaştırılarak belli çevrelerin amaçları doğrultusunda kullanılmak istenen İslam dini, ne yazık ki özünde olmayan şiddet olayları ile anılmaya başlanmıştır. Bu nedenle dünyanın neresinde bir olay olursa olsun olayın faili olarak Müslümanlar adres gösterilmektedir. Oysa terörizm, kimi, nerede ne zaman ve nasıl vuracağı belli olmayan ve toplumda bir kaos ortamının yaşanmasını amaçlayan bir fenomendir. Dolaylısıyla terör Ülkeleri, toplumları, insanları, güçlü-zayıf, zengin-fakir, masum-suçlu, Hıristiyan, Musevi veya Müslüman ayırımına tabi tutmadan ummadıkları bir anda ummadıkları bir zamanda vurmaktadır.
Bunun en çarpıcı örneği 15-20 Kasım 2003 tarihinde İstanbul’da yaşanmıştır. El kaide terör örgütünün finanse ettiği ve din adına yola çıktıklarını söyleyen kişilerce Sinagoglara ve İngiltere Başkonsolosluğuna ve HSBC Banka ait binaya yönelik gerçekleştirilen bombalı intihar saldırıları sonrasında ölenlerin büyük bir bölümü Müslüman ve Türk vatandaşıdır. Yine ölenlerin büyük bölümünü o anda cadde ve sokaklardan geçen veya orada işyerleri olan masum insanlar teşkil etmiştir. Teröristler dışında ölenlerin tamamına yakını tesadüf olarak olay yerinde bulunan, masum sıradan insanlardır.
Görüldüğü gibi İslam adına eylem gerçekleştiren bu insanlar çoğunluğu Müslüman olan masum ve suçsuz insanları öldürmüşler veya sakat bırakmışlardır. Eylemlerde yer alan ve intihar saldırılarını gerçekleştirenler İslâm dinini doğru bir şekilde anlamış olsalardı böyle bir eylemi gerçekleştirmeleri mümkün olamazdı. Savaş halinde bile savaşa katılmayan, yaşlıları, çocukları, kadınları ve din adamlarını öldürmeyi yasaklayan bir dinin terörizmle özdeşleştirilmesi son derece hatalı bir yaklaşım olsa gerektir.
Hangi nedenle yapılırsa yapılsın terörün din ile özellikle de İslam’la özdeşleştirilmesi son derece hatalı bir yaklaşımdır. Terör ve şiddetin olduğu yerde olsa olsa ancak bilgisizlik, cehalet ve insanların dini siyasallaştırarak kendi çıkarları doğrultusunda yorumlaması olabilir. Masum insanları hedef alan bu tür eylemler elbetteki kabul edilemez. Ancak bu insanları bu tür eylemleri gerçekleştirmeye sevk eden, kendi hayatını feda etmeye kadar varan olaylara zemin hazırlayan nedenlerin de iyi analiz edilmesi gerekir.
Sonuç olarak Dünyada yaşanan olayları iyi tahlil etmeyenler ortada dinlerden kaynaklanan bir çatışmanın ve şiddetin olduğunu zannetmektedirler. Hiçbir ilahi din, özünde olmayan şiddet, çatışma ve terörizm olgusu ile birlikte anılmamalıdır. Dinler çatışmayı körüklemek için değil barış, sevgi ve hoşgörü ortamının tesis edilmesi için insanlığa gönderilmiştir. Din adına uygulandığı söylenen şiddetin hiçbir dini, insani, hukuki izahı olamaz.Şiddetin, hırçınlığın, uzlaşmazlığın arkasında çok derin tarihi ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik sebepler olduğu unutulmamalıdır.
Bu nedenle şiddet üreten zeminlerin ortadan kaldırılması için tüm insanlık azami gayret göstermelidir. Sosyal bir olgu olan dini kimliklerin ayrıştırıcı özellikleri değil, bunların tamamlayıcı ve birleştirici özellikleri esas alınarak sorunlarla mücadele edilmeli, varolan sorunların şiddete, baskıya, kalıcı kin ve nefrete dönüşmesi engellenmelidir.
Kasım VAROL
4.sınıf Emniyet Müdürü
KAYNAKÇA
Ali, Bardakoğlu, İslamda Ilımlılık, Türkiye Tecrübesi, www.diyanet.gov.tr
Ali Bulaç, Cihad
Diyanet Aylık Dergi, Ocak 2002,
Graham E.Fuller, Siyasal İslam’ın Geleceği, İstanbul Timaş Yayınları, 2004
Hasan onat, Küresel Şiddet Ve Teröre Köklü Çözüm, Polis Dergisi, Terörle Mücadele Özel Sayısı, 2005
Hüseyin Atay ve Diğerleri, İslam Gerçeği, A.Ü. İlahiyat Fakültesi Yayınları No:197
H.K. Yılmaz, İslam’ın Teröre Bakışı, Tebliğ, D.İ.B.V. Avrasya İslam Şurası, 2002
İslam Ansiklopedisi, C,23, T.D.V. Yayınları
Kur’an-ı Kerimve Türkçe Meali Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,
Lütfi Şentürk ve Seyfettin Yazıcı; İslâm İlmihali DİB Yayınları, Ankara, 2000
Mustafa akyol, http://www.mustafaakyol.org/
Nuh Gönültaş, www.bugun.com.tr
Polis Dergisi, Terörle Mücadele Özel Sayısı, Nisan –Mayıs Haziran, 2004
Polis Dergisi, Ocak –Şubat Mart, 2006
Tamer Tavas, İntihar Saldırıları, Terörizm incelemeleri, ASAM Yayınları
1.Milletlerarası Doğu ve Güneydoğu Anadolu Güvenlik ve Huzur Sempozyumu Bildirileri, Elazığ Fırat Üniversitesi Yayınları, 2000
Şu an okuduğunuz bu


comment closed