Osmanlı Devleti ve Sûrre Alayları
Prof. Dr. Münir Atalar’ın Osmanlı Devleti’nde ve Sûrre Alayları ismini taşıyan bu çalışma “Giriş”ten sonra üç bölüm ve sonuç olarak ele alınmıştır.1999’da Diyanet işleri Başkanlığı yayınları tarafından yayınlanmıştır.
Girişte surre kelimesi üzerinde durulmuş ve Osmanlılara kadar Surrenin kısa bir tarihçesi verilmiştir.
Birinci bölüm Osmanlı’da Surre başlığı altında üç kısımda incelenmiştir. I. Kısımda Surre I. Bayezid ile başlatılmış, II. Kısımda Yavuz ve Kanuni dönemleriyle devam edilmiştir. Burada Bayezid, Yavuz ve Kanuni’nin birbirlerinden ayrılmalarının iki sebebi vardır. birincisi, önceleri düzensiz ve güzel bir adet niteliğinde olan Surre’nin Yavuz ile birlikte her yıl gönderilmesiyle süreklilik ve resmiyet kazanması; ikincisi, Kanuni devrinde zirveye çıkmasıdır. III. Kısımda Surre Defterleri’ne göre sonraki yıllarda gönderilen Surreler ismi altında Surre Defterlerinin şekil ve muhteva bakımından tanıtımı yapıldıktan sonra bu defterlere dayanarak II. Selim ve V. Mehmed arasında kalan 3,5 asırlık uzunca bir devre incelenmiştir.
İkinci bölümde; Surre-i Hümayun Törenleri, Surre Alayı’nın Güzergahı ve Yol Güvenliği üzerinde durulmuştur. Bu arada, 1253/1837 yıllarına ait bir Surre Masraf Defterleri’ne dayanarak, Surre yoluna örnek verilmiştir.
Üçüncü bölümde; Surre görevlilerinin ve Surre ile ilgili terimlerin önem sıralarına göre izahı yapılmıştır. Bu iki kısımda incelenmiştir. I. Kısımda Surre Görevlileri; Surre ile doğrudan ilgili görevliler ve Surre ile dolaylı yönden ilgili görevliler olmak üzere iki alt başlıkta incelenmiştir. Burada çoğu arşiv belgelerine ve bir kısmı da diğer eserlere dayanmak suretiyle 115 adet Surre Emini’nin isimleri verilmiştir.
Sonuç kısmında ise yararlanılan eserlerin ışığında konunun genel bir değerlendirmesi yapılmıştır.
Bu konuda kapsamlı bir bilimsel çalışmanın yapılmamış olması eserin en ince ayrıntılara kadar inmesine sebep olmuş ve çok ince ayrıntılar verilmiştir. Bu konu incelenirken büyük ölçüde arşiv kaynaklarına yer verilmiştir. Bu arşivlerin başında Başbakanlık Arşivi ile Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi gelmektedir. Bu arşiv çalışmalarının dışında konuyla ilgili diğer çalışmalardan da yararlanılmıştır. Bunlara örnek olarak Mehmed Raşid’in Raşid Tarihi, Cevdet Paşa’nın Tarih-i Cevdet’i, Yılmaz Öztuna’nın Büyük Türkiye Tarihi, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Osmanlı Tarihi, Osmanlı Devletinde Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Mekke ve Medine Emirleri vs. diğer eserleri, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ni gösterebiliriz.
Bütün bu kaynakların başta arşiv kaynakları olmak üzere diğer kitapların da değerli ve objektif tarihçiler tarafından ele alınması bu eserinde güvenilir ve değerli bir kaynak olmasına vesile olmuş ve bu konuda derinlemesine çalışmalardan biri olması bu eserin önemini daha da artırmıştır.
Daha çok arşivlere dayanılarak yapılan bu çalışma Osmanlı döneminde Hicaz bölgesinde yaşayanlara devletin yardım ve hizmetleri, Hac organizasyonu ve Türk-Arap ilişkileri konusunda değerli bilgiler içermiş, bölgeler resimler ve haritalar da eklenmiştir.
Surre Alayları, törenleri, yol güzergahı ve görevliler hakkında bilgiler ihtiva eden bu eser ileride yapılacak çalışmalara ışık tutacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu, bir imparatorluk olmakla beraber hiçbir zaman emperyalist de olmamıştır. İşgal ettiği ve gittiği yerleri sömürmeyi düşünmemiştir.aksine buralara kendisinde alan herşeyi vermiş kendi anayurdu, Anadolu’yu ihmal bahasına oraları imara çalışmıştır. Bununda sebebi ele geçirilen Hıristiyan ve İslam ülkelerini birer vatan olarak benimsemeleri, oraları birer koloni olarak görmemeleri burada yaşayan halka adalet, düzen götürmek istemeleridir. Çünkü İslam hükümdarları Allah’a karşı sorumludurlar. Halka sulh, sükun ve adalet götürmek de Allah’ın emridir.
Hicaz bir vilayet Mekke de bir emirlik idi. Vilayetin mülkiye teşkilatının ve orada bulundurulan askeri birliklerin masraflarını kendi bölgelerinin gelirlerinden temin etmesi ve emirliğinde bağlı bulunduğu hükümete belirli bir hükümet Hicaz vilayetinin masrafları tamamıyla kendi üzerine aldığı gibi emirliğe de önemli bir miktarda para ve hediyeler göndermek ananesine tabi bulunurdu. İşte bu para Surre-i Hümayun adıyla bilinirdi. Surre Osmanlı Devleti’nin hazinelerinden büyük harcamaları gerektirmiştir. Bu sebeple üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.
Surre hakkındaki bilgiler ve bibliyografya dağınık olup, bunların toplanması ve işlenmesi uzun bir zaman gerektirmektedir. Bu nedenle bu konu üzerinde çok az durulmuştur. Doğal olarak bu konu bazı hususlarda aydınlatılmış değildir. İncelediğimiz bu eserde arşiv belgelerine dayandırılmakla tutarlı bir şekilde bu mevzu incelenmiş ve bu konu ile ilgili boşluğu dolduracak bir eser Prof. Dr. Münir Atalar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Şimdi bu eserin kısa bir özetin vermek istiyorum.
Surre kelimesi Arapça bir isim olup fiil olarak Kuran-ı Kerim ve hadislerde muhtelif yerlerde geçmekle birlikte, terim olarak ifade ettiği manayı sonradan kazanmıştır. İçine para ve altın gibi şeylerin konulup, ağzı sıkıca bağlanan keseye “Surre” denir. Yine bir şeyin korunmasını ve görünmemesini sağlamak için onun bir örtüyle örtülmesine de “Surre” denilir.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı’ya göre ise: “Lugatte akçe kisesine “Surre” denilir. Mali ıslahatların olan bu kelime yarım yüke yani elli bin akçeye verilen isimdir. Maaş ve muhasebe icmallerinde de kullanılırdı.”
Surre aynı zamanda da hediye anlamında da kullanılmıştır. Kısaca bugün bütün Türkçe sözlüklerde hemen hep aynı anlamları görmek mümkündür.
Padişahların hac mevsiminden önce, Receb ayında İstanbul’dan Haremeyn’e oranın en ileri gelenlerinden en yoksullarına kadar herkese dağıtılmak üzere özel bir törenle ve alayla gönderdikleri para, altın ve armağandır.” Paranın dışında kürk, inci ve elmaslarla süslü giyecek, halı, suf(yünlü dokuma), kadife vs. gibi bir takım giyecek maddeleri ile yine bir takım yiyecek maddeleri de gönderilmiştir.
Başka bir deyişle Osmanlılar tarafından her sene Surre emini vasıtası ile Mekke ve Medine halkına gönderilen Mekke emiri ve Mekke kadısı vesair alakadarların huzurunda dağıtılan malzemelere de Surre denilir.
Haremeyn’e Surre gönderilmesi Abbasiler devrinde başlamış Osmanlıların son zamanlarına değin sürmüştür. Abbasilerin en iyi halifelerinden biri olan Mehdi, sulh zamanlarında yeni hac yolları yaptırmış ve postayı ıslah etmiştir. Mehdi’den evvel Haremeyn’e Surre gönderilmemiştir. Abbasi halifesi el-Muktedir Bi’llah (908-932) zamanında da sürekli hale getirilmiştir.
Fatimiler (909-1171) Hicaz halkını kendilerine bağlamak amacıyla Haremeyn’e yardım göndermişlerdir. Eyyubiler’den sonra kurulan Memlüklüler de Hicaz’ın sempatisini kazanmak için zahire yardımında bulunmuşlardır. 1439 yılında bu adet Sultan Çakmak tarafından kaldırılmıştır.
Osmanlılar büyük bir İslam topluluğuna sahip olduktan sonra Hz. Muhammed’in evladından olan Mekke emirlerine karşı samimi ve alakalı davranmış ve Hicaz’daki emirlerle münasebetlerini devam ettirmişlerdir. Kendi ülkelerine gelen seyyid ve şeriflere saygı göstermiş ve onların refah içinde yaşamalarını sağlamanın yanında ellerine bir de berat vermişlerdir.
Ayrıca seyyid ve şeriflere saygı ve ikram sebebiyle, bazı usul ve kaideler konmuş, işleriyle meşgul olacak bir daire kurulmuş, vergi ve gümrüklerden muaf tutulmuşlardır. Halifeler ve diğer soğu sultanlarının yaptığı gibi Osmanlıların ilk sultanları da Haremeyn’e büyük bağışlarda bulunmaktan vazgeçmemişlerdir.
Osmanlılar döneminde Haremeyn’e ilk Surre gönderilmesi Çelebi Mehmed’in tahta geçmesine rastlar. Çelebi Mehmed tarafından başlatılan bu gelenek I. Dünya Savaşı sebebiyle Haremeyn ile ilişki kesilinceye kadar sürmüştür. Haremeyn’e ilk Surre gönderen padişahın Çelebi Mehmed olduğu yazılı ise de Surrenin nereden, ne miktarda ve hangi tarihte gönderildiği hakkında bir kayıt bulunmamaktadır.
Başka bir tesbite göre ise Mekke ve Medine’ye ilk kez Surre gönderen Yıldırım Bayezıd olup, bu Surre Edirne’den 80.000 altın olarak gönderilmiştir. Aşıkpaşa-zade, Neşri, Eyûb Sabri Mekke ve Mediye’ye ilk defa Surreyi Çelebi Mehmed’in gönderdiğini belirtseler de bu resmi ve sürekli olmayıp yalnızca kutsal beldelere saygı amacıyla gönderilmiştir. II. Murat da Ankara yakınında Balıkhisar yöresinin gelirleri ile o bölgede yaptırdığı Ergene Köprüsü’nün geçiş ücretlerini Mekke, Medine ve Kudüs halkına vakfetmiştir. Sadece bunların gönderiliş tarihleri belli değildir.
Fatih İstanbul’un fethinden sonra da büyük başarısını müjdelemek için, Hacı Mehmed Zeytûni ismindeki bir bilgin ile Mekke emirine fetihname ve hediyeler göndermiştir. Bunların gönderiliş tarihleri belli değildir.
II. Bayezid zamanında da Haremeyn’e Surre gönderilmiştir. Ayrıca bunun yarısı Mekke yarısı Medine sakinlerine olmak üzere her yıl gönderilmesi âdet olarak benimsenmiştir.
Hicaz topraklarının Osmanlı hakimiyetine girmesiyle bir dönüm noktası gerçekleşmiştir. Eskiden Mısır’dan yönetilen yerler 1517’de Hicaz’ın Osmanlıya katılmasıyla bu tarihle birlikte Osmanlının eline geçmeye başlamıştır.
Mekke-i Mükerreme emirliği Yavuz Sultan Selim’in Mısır’da bulunduğu sırada Osmanlı hakimiyetini kabul etmiştir. Yavuz Sultan Selim Mısır’da kaldığı süre zarfında bir takım yenilikler yapmıştır. Kendisini tebrike gelen heyetleri kabul etmiş ve bu heyetler iinde en önemlisi Mekke emirinin Kahire’ye gönderdiği heyettir. Bu heyet Mekke’nin anahtarlarını Yavuz’a sunmuştur. Yavuz Sultan Selim de Mısır hazinesinde Mekke emirine maaş bağlamış ve Şerif Ebu Numey’le beraber Mekke ve Emdine sakinlerine dağıtılmak üzere 200.000 filari altın ve denizyolu ile bol miktarda buğday göndermiştir.
Osmanlı Devleti Mekke emirliğinin inzibat ve asayişini sağlamak için hersene değiştirilmek suretiyle askeri kuvvet göndermiştir. Mekke emirlerine Mısır hazinesinden ve Cidde gümrük gelirlerinden tahsisat ayrılırdı. Mısır’dan gönderilen paraya “atiyye-i hümayun” denirdi. Ayrıca Surre-i Hümayunla da altın gönderilirdi.
Eski halifeler gibi Kabe’yi ilk tamir ve tezyine çalışan Osmanlı padişahı Kanuni’dir. Kanuni bu tezyinat için Müftü Ebu’s- Suud Efendiden fetva almış ve inşaatın Mekke fukarası ile Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhepleri imamları huzurunda yapılmasını emretmiştir. Bu dört mezhep için de dört medrese yaptırılmış ve bunlara Osmanlı medreseleri usulüne göre talebe aldırtılmış ve hocalar tayin ettirilmiştir. Hz. Hatice’nin mescide tahvil edilen evini tamir ettirerek üzerine bir kubbe yaptırmış, Mekke’nin en büyük ihtiyacı olan su yolları için tahsisat ayırtmış, Kabe’nin örtüleri için Mısır Sultanları tarafından gerçekleştirilen evkafa yenilerini ilave ettirmiştir. Aynı zamanda Bağdat’ta Şiilerin yıkmış oldukları İmam-ı Azam Ebu Hanife türbesini imar ve yanında bir cami ile imaret (Darü’z-Ziyefe) inşa ettirdiği gibi Bağdat’taki Kadiriye tarikatının kurucusu Şeyh Abdülkadir Geylani türbesi ve camisini tamir ile bunlara yeterli derece evkaf tahsis etmiştir.
Osmanlı sultanları içerisinde Kanuni Sultan Süleyman kadar Surre gönderen bir padişah daha yoktur. Kanuni, Mısır’da birçok köyü para ile satın alarak vakıf haline getirmiş ve mahsullerini Mekke ve Medine’ye vakfetmiştir. Gayrimüslimlerden alınan cizyenin çoğu Kanuni zamanından başlayarak Mekke ve Medine sakinlerine tahsis olmuştur.
Yine Osmanlı döneminde II. Selim, III. Murat, III. Mehmed, I. Ahmed, I.Mustafa, II.Osman, IV.Murad, IV. Mehmed, II. Ahmed, II. Mustafa, II. Ahmed, I. Mahmud, III. Mustafa, I. Abdülhamid, III. Selim, II.Mahmud, I. Abdülmecid, Abdülaziz, II.Abdülhamid, ve V. Mehmed zamanlarında da Haremeyn’e Surre gönderilmiştir.
Surre defterlerinin genellikle dıştan dışa enleri 14-15 cm. boyları 40-43 cm. olarak belirlenmiştir. Hacim itibariyle 10-50 sayfa arasında değişmektedir. Bununla beraber 10 sayfanın altına düşenler olduğu gibi 50 sayfayı geçenler de vardır. Siyah, kahverengi, vişne çürüğü, renklerinde olup meşin ile kaplıdırlar. Surre defterlerinin başında iç kapakta sarh ve yaldız ile zamanın padişahının tuğrası bulunmaktadır.
Surrenin nereden nereye ve ne zaman gönderildiği Surre defterlerinin başında belirtilmiştir. Sonra Surre alacaklarını isimleri az paydan çok paya doğru sıralanmış ve her isim altında alacağı Surre miktarı yazılmıştır. Bazı defterlerde ise isimlere sıra numarası verilmiştir. Böylece defter sonunda kaç kişinin Surre aldığı ortaya çıkmaktadır. Kısaca Surre defterleri; Surrenin hangi yılda, nereden nereye ve ne miktarda gönderildiğini, gönderildiği bölgede Surreden kimlerin ve hangi zümrelerin ne kadar pay alacaklarını gösteren bir tür dağıtım defterleridir.
Herkesin Surresi, defter mucibince dağıtılırdı. Defterlerde isimleri olmayanlar Surreden mahrum kalır, gelecek senenin Surresine dahil edilmeleri için Surre defterlerinin arkasına bir isim listesiyle not düşülürdü. Surre defterleri bir defterdarlıkta Haremeyn mukatası kaleminde yazılırdı. Surre defterleri önce Darü’s-Saade ağası yazıcısı ile Haremeyn müfettişi tarafından mühürlenir, sonra bu defterlere defterdar efendi imzasını atar daha sonra da nişancı tarafından tuğra çekilirdi. Defterler daha sonra zarflara konur, zarflara mumlar dökülür, padişah huzurunda kozaklara konulurdu. Mühürlenen zarflar Darü’s-Saade ağasına teslim edilir, o da Surre eminine verirdi. Sonra da Surre defterleri ile keseleri yola çıkmak üzere deve ve katırlara yüklenirdi.
Vefat ve kayıp dolayısıyla Surresi verilmeyenlerin parası tekrar Surre eminine teslim edilir, İstanbul’a iade olunurdu. Surre defterlerinin dağıtım işi tamamlandıktan sonra yine İstanbul’a gönderilmesi şarttı.
Mekke ve Medine’ye Surre 1714 yılına kadar Mısır’dan bu tarihten sonra da Enderun’da Haremeyn hazinesinden gönderilmeye başlanmıştır. Mısır ve İstanbul dışında Halep’ten ve Şam’dan da Surre gönderilmiştir.
Osmanlılarla diğer İslam ülkelerinin hükümdarları, Mekke ve Medine gibi yerlerde oturan fakirlere, Haremeyn-i Şerefeyn’de çalışan imam, müezzin, kayyım, ferraş gibi din görevlilerine, Mekke ve Medine Emirleri ve diğer din görevlilerine her sene hac mevsimi yaklaşınca çeşitli hediyelerin yanında paralar gönderilirdi.
İşte hac dolayısıyla İstanbul’dan Haremeyn’e Surre yollanmasına “Surre İhracı”, padişah tarafından Haremeyn’e yollanan para ve armağanlara “Surre-i Hümayun”, Haremeyn halkına gönderilen para ve hediyeler dolayısıyla oluşturulan özel birlik ve merasimlere de “Surre Alayı” denilmektedir.
Surre Emini Haremeyn’e hareket etmeden iki ay önce Kaftan Ağası Mekke’ye giderdi. Beraberinde emire, Mekke ve Medine Şeyhü’l-Harem’lerine, kadınlarına çeşitli hediyeler ve padişahın Türkçe yazılmış mektubunu götürürdü. Böylece bu görevlilerin açılacak hac mevsiminde görev başında olmaları hatırlatılırdı.
Her sene Haremeyn’e Surre gönderilirken yapılan merasim Darü’s-saade Ağasının yönetiminde yapılırdı. Receb ayının 12. gününde Surre-i Hümayunu İstanbul’dan göndermek bir gelenek haline gelmişti. Surre gönderilmeden bir gün önce Darü’s-saade ağası, Reisül-küttab, Defterdar ve Nişancıya özel davet tezkereleri gönderir. Ertesi gün merasimde hazır bulunmalarını bildirirdi. Darü’s-saade ağa yazıcısı ile saadet kethüdası da diğer alayda bulunması gerekenlere tezkireler yazardı. Yine yazıcı efendi de mehterhaneye haber göndererek, divanhane ve diğer yerlerin döşenmesini perde ve çadırların hazırlanmasını bildirirdi.
Tören günü defterdar, Reisü’l-küttab ve Nişancı merasim için ferace, ve erkan kürk ve devar-ı adilleriyle sarayda divan adaları dışında bulunan sofaya gelip beklerlerdi. Ardından etek öpme işlemi gerçekleştirilirdi.Defterdar, Reisü’l-küttab, Nişancı, Başkapıkulu ve Maliye tezkirecisi, Darü’s-saade ağasının sağ yanında Haremeyn müfettişi sol yanında otururdu. Tatlılar yenip kahveler içildikten sonra Darü’s-saade ağası, Name-i Hümayun’u alarak Enderun’a gider selatin şeyhleri, imamlar, Surre emini, Darü’s-saade ağasının odasında sofada yemek yerlerdi. Daha sonra hilat giydirme işlemleri yapılarak selatin şeyleri ve imamlar Kur’an’dan müezzinler ise Mevlid’den Hz. Muhammed’in yüceliğini anlatan bölümleri okurlardı.
Mahmil-i Şerif devresi Kuran okunmasının bitimine kadar padişah önünde dolaştırılır, ardından Darü’s-saade ağası deveyi alarak dolaştırma işine devam ederdi. Bu an onun için çok önemliydi. Çünkü Darü’s-saade ağası değiştirilip uzaklaştırılmak isteniyorsa devenin yuları ağanın elinde bırakılarak Surre emini ile birlikte Hicaz’a gönderilirdi. Eğer görevinde kalacaksa devenin gümüş zinciri Surre eminine ipek yularını da sakabaşıya vererek yer öper, Bab-ı Hümayun’a kadar alayı uğurlardı. O gün Darü’s-saade ağası yeniden atanmış olurdu.
Bundan sonra Surre alayı saraydan çıkarak alay köşkü altından, Hocapaşa’ya oradan Sirkeci İskelesi’ne gider, oradan da duadan sonra armağanlar hazır bekleyen çektiriye konur ve törene katılanların hepsi geri dönerlerdi.
Surre alayının asıl eğlencesi Bab-ı Hümayun’dan çıktıktan sonra başlardı. Saraydan çıktıktan sonra İstanbul’un her semti mahalle mahalle dolaşılırdı. Başta resmi elbiseleriyle atlı olarak on iki çavuş bunların arkasında on iki zaim, bunlardan sonra yaya olarak altmış baltacı, bunların arkasında iki müjdecibaşı ile sekiz kapıcıbaşı sonra da Surre emini ile kethüdası ve etrafı sarılmış olan deve ile yedek ikinci deve bunların arkasından da para ve hediyeleri taşıyan katırlar yer alırdı.
Osmanlı sultanları kutsal beldelere bir çok hediye, altın ve eşya göndermişlerdi. Bazı hediyeleri yalnız sultanlar değil, fakir zengin tüm halk gücü yettiği ölçüde göndermeye çalışmışlardır. Gönderilen bu hediyeler Osmanlı hazinesine pahalıya mal olmuş, kutsal beldeler adeta altına boğulmuştur. Gönderilen hediyeler arasında avizeler, kandiller, şamdanlar, pırlanta yüzükler, elmaslar, değerli halılar, mushaflar, mücevherli kılıçlar, gümüş perde halkaları, levhalar, tesbihler, altınlar ve Kabe örtüsünü sayabiliriz.
Surre alayı yolu zamanla değişime uğramıştır. Bu değişimlerden ilki tanzimattan evvel, ikincisi de Tanzimat’tan sonra gerçekleşmiştir. 1864’e kadar Surre alayı karadan katırlar ve develerle gönderilmiştir. Bu tarihten sonra da denizden vapurla gönderilmeye başlanmış bu durumda 1908’e kadar sürmüştür. Bu tarihten sonra Hicaz demiryolunun yapılması üzerine Surre trenle yollanmaya başlanmıştır.
İslam’a inanan ülkelerdeki insanların Kurban bayramından önce Arabistan’a varmak için yola çıkmalarıyla 8 ay boyunca şehirler, kasabalar, köyler, kırlar ve yollar hep yolcularla dolu olmuştur. Adana ve Tarsus Memlüklüler’in eline geçince hacılardan vergi alınmaya başlanmış bu durum iki devletin arasını açmış, bu da hac yolunun kapanmasına neden olmuştur.
Surre emini ve beraberindeki alayın İstanbul’dan çıkacağı gün belirlendikten sonra İzmir sancağı Mutasarrıfına ferman yazılıp, hacıları nereden karşılayıp nereye kadar götüreceği bildirilirdi. Mutasarrıf Surreyi ve hacıları Gebze’de karşılar, Akşehir’e kadar salimen götürürdü. Akşehir sancakbeyi de Surreyi teslim aldığına dair bir senet alırdı. Akşehir sancakbeyi de Surreyi teslim aldıktan sonra kendi emirindeki kuvvetlerle Konya’ya götürür ve Konya valisinden teslime dair senet alınırdı. Konya valisi de Surreyi muhafaza altında Adana’ya götürürdü. Adana valisi de Maraş hududuna geçirir böylece Surre Hema’ya oradan da Şam’a ulaştırılarak Şam valisine teslim edilirdi.
Surrenin nakliyatı at, deve ve katırlarla yapılırdı. Bunlar gündüz, konaklayıp gece yola çıkarlardı. Nakliye ücreti mevsime ve eşyaya göre değişirdi. Kervanlar geniş güvenlik önlemleri içerisinde Mekke’ye ulaşırlardı. Bunun için sayıları 12-15 bini bulan askerler görevlendirilirdi. Ayrıca güvenlik için hac yolu boyunca kaleler ve derbendler tesis edilmiştir.
Buharlı gemilerin yapılmasından sonra Surre deniz yoluyla gönderilmeye başlanmıştır. Surre, denizden gönderilmesi münasebetiyle yol kısaldığı için, karayolu gibi Receb ayının 12’sinde değil Şaban ayının 14 veya 15’inde gönderilirdi.
Şaban ayının 15. günü Surre alayı Saray-ı Hümayun’dan çıkarılarak Beşiktaş İskelesi’ne oradan da Üsküdar’daki paşa kapısına nakledilirdi. Paşa kapısından da çıkarılarak Harem İskelesi’ne indirilir, oradan da özel olarak ayrılmış Girit vapuruna yüklenirdi. Ardından Gelibolu, Çanakkale, Bozcaada, Midilli, Sakız, Sisam, Rodos, Kıbrıs ve Beyrut’a ulaşırdı. Beyrut’ta törenle karşılanır sonra Şam’a geçer buradan da aynı işlemler yapılı ve Surre alayı Şam’dan Medine’ye; Medine’den Mekke’ye geçerdi. Gerekli ziyaretlerden sonra Mekke emini de ziyaret edilir, padişahın gönderdiği mektu açık olarak okunurdu.
Osmanlı İmparatorluğu’nda demiryolu yapımına I. Abdülhamid devrinin sonlarında başlanmış, Abdülaziz zamanında önemli hatlar yapılmış, II. Abdülhamid zamanında da en büyük şebekeler tesis edilmiştir. Hicaz demiryolunun yepılması üzerine Surre alayı trenle gönderilmeye başlanmıştır.
Surre herhangi bir tüccar eşyası gibi Haydarpaşa’dan mühürlü bir vagona bindirilir, trenle Medine’ye kadar götürülür, burada indirilirdi. Yine burada yapılan törenler Surre alayı için yapılan törenlerden farksızdı. Surre alayı Haydarpaşa’dan Konya’ya, Konya’dan Haleb’e, Haleb’den Şam’a, Şam’dan da Medine’ye geçer burada 10 gün kaldıktan sonra Mekke’ye ulaşırdı.
SURRE İLE DOĞRUDAN İLGİLİ GÖREVLİLER
SURRE EMİNİ: Doğruluk ve dindarlıkla tanınmış yüksek rütbeli sivil, asker veya ilmiye sınıfından birisi olup hükümet tarafından görevlendirilirdi. Surre alayı ile İstanbul’dan yola çıkar, hac kervanını götürüp, getirir, Mekke ve Medine’ye para ve hediyeleri, ilgililere Surre defterine bağlı olarak dağıtır, hac süresince güvenliği temin eder, sonra İstanbul’a dönerdi. Surre eminin zengin kişilerden seçilmesine dikkat edilirdi.
MÜJDECİ: Hac kafilesi ile Surrenin Hicaz’a salimen vardığını ve oradan güven içinde döndüğünü padişaha bildirmekle görevlendirilen kimsedir. XIX. asırda telgraf hatları döşenince müjdecilik kaldırılmıştır.
KAFTAN AĞASI: Divan-ı Hümayun’da ve vezirlerin dairelerinde bulunup rütbe ve memuriyet alanlara hil’at (kaftan) giydirirdi. Tanzimat’tan evvel sadrazamın maiyyet memurlarından birinin adı idi. Teşrifat işleriyle ilgileniyordu.
SURRE ALAYI TABİBİ: Surre-i Hümayun maiyetiyle birlikte Hicaz’a giden sağlık görevlileridir.
SAKABAŞI: Anlamı; Su taşıyan, su getiren demektir. Hacılara yollarda su dağıtmak ve su temin etmek için Surre alayıyla Mekke’ye kadar gönderilen görevlidir.
CURDE ASKERLERİ: Hacıların güvenle gidip-gelmelerini sağlamak, özellikle hacıları Suriye ve Arabistan çöllerindeki eşkıyaların saldırılarına karşı korumak için, görevli hafif süvari askerleridir.
CURDE BAŞBUĞU: Surre alayına eşlik eden yerli süvari askerlerinin amiri, komutanıdır.
AHKAMBAŞI: Deveci, katırcı, Surre alayı hizmetkarı, çadır mehteri anlamlarına gelir. Ahkam, Arablardan oluşan çalgıcı, eğlendirici 50-60 bin kişilik bir topluluktur.
MEŞALECİ: Bu sınıf gece yürüyüşlerinde ve gece yollarda ordugahı meşalelerle aydınlatan görevlilerdir.
SURRE TERCÜMANI: Surre emini tayin edilen şahsa tercümanlık etmekle görevli kişidir.
DARÜ’S-SAADE AĞASI: Saray görevlilerinden biri olup, Surre gönderilirken yapılan törene başkanlık etmekle görevlidir.
SURRE KATİBİ: Surre defterlerini yazan görevlilerdir.
SURRE İLE DOLAYLI İLGİLİ GÖREVLİLER
TEŞRİFATÇI: Kanuni zamanında meydana getirilmiş olup, bütün merasimleri bilmesi gerekliydi. Elindeki deftere göre yapılan törenlerde protokolü tatbik ederdi.
SAHİB-İ DEREK: Derbendci veya geçid muhafızı demektir. Her sene Mısır’dan Yenbu İskelesine gelerek Medine fukarasına dağıtılan erzakı Medine’ye naklederdi ki bu görevlilere Sahib-i Derek denirdi.
DELİL: Mekke’de Hac sırasında hacılara hac ziyaret yerlerini ve usullerini gösteren, hacılara rehberlik eden, ibadetlerini yapmalarına yardımcı olan görevlilerdir.
MÜCAVİR: Hac niyetiyle Hicaz’a gidip merasimin icrasından sonra Haremeyn civarında ikameti temin eden görevlidir.
TAHTIREVANCI: Özel ahırda, küçük ahır müdürüne bağlı yedi kişi ile otuz kadar çırağa verilen isim olup, Surre-i Hümayun’un nakil hizmetinde kullanılırlardı.
ŞEYHÜ’L-HAREM: Mekke’de halife tarafından görevlendirilen kişiye denir. Mekke’de Osmanlı padişahını temsil ederdi.
HAREMEYN NAZIRI: Mekke ve Medine’ye bağlı vakıfların idaresini Haremeyn Nezareti yürütür. Bu nezaretin başında bulunan en yetkili kişiye Haremeyn Nazırı denir.
HAREMEYN MÜFETTİŞİ: Haremeyn vakfının ve hanedana ait vakıfların her türlü işlemlerini teftişle görevli kişidir.
SURRE İLE İLGİLİ TERİMLER
URBAN SURRESİ: İstanbul’dan gönderilen Surrelerden başka hacı kafilesini urban eşkıyasının tecavüz ve taarruzlarından korumak ve her yıl Yenbu İskelesi’nden Mısır’a sevkedilen erzakın güven içinde gitmesi için hacıların yolları üzerinde bulunan görevli kabilelere ayrılan para ve zahiredir.
NAME-İ HÜMAYUN: Padişahlar tarafından Mekke Şerifine gönderilen Türkçe yazılmış mektuptur.
SURREDEN FERAGAT: Bazen Surre sahibi kimseler, kendi istekleriyle Surrelerinden vazgeçip bu haklarını bir başkasına devredebilirlerdi. Buna Surreden feragat denir.
SURRE MAHLULÜ: Ölen Surre sahibi bir kişinin geride bıraktığı mirastır.
KARANTİNA: bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu ülkelerden gelen kişilerin gemileri ve malları, geçici olarak tecrid etme şeklinde alınan tedbirlerdir.
HACI TEHNİYELERİ: Hac vazifesini sağ-salim tamamlayıp dönenleri kutlamak için yapılan toplantıdır.
HAREMEYN: Kutsal İslam beldeleri olan Mekke ve Medine’nin her ikisine birden verilen isimdir.
HAREMEYN EVKAFI: Mekke ile Medine’de bulunan mabetler ve hayratların masraflarına karşılık kurulan vakıflardır.
SURRE ALAYI: Surre-i Hümayun’un Haremeyn’e gönderilmesi münasebetiyle yapılan merasimler için kullanılan bir tabirdir. Başka bir deyişle Haremeyn halkına dağıtılmak üzere gönderilen para ve hediyeler dolayısıyla düzenlenen özel birlik ve merasime denir.
Sonuç olarak;
Arapça para kesesi anlamına gelen Surre hac münasebetiyle Mekke ve Medine’ye gönderilen hediyeleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Haremeyn’e ilk kez Surre gönderilmesi Abbasiler zamanında başlanmış, Fatımiler ve Memlûklüler zamanında buna devam edilmiştir. Osmanlılarda bazı kaynaklara göre Çelebi Mehmed bazı kaynaklara göre de Yıldırım Bayezid zamanında başlanmıştır. Yavuz Sultan Selim zamanında da her sene düzenli olarak gönderilmeye başlanmıştır. Kanuni devrinde ise en üst seviyeye ulaşmıştır. Surre gönderilmesi görevi ilk önce kutsal beldelere olan saygıyı kanıtlamak amacına yönelirken daha sonra resmi ve siyasi görevler arasına girmiştir.
Surre gönderilmesinin dolaylı bir amacı da Osmanlı Devleti’nin padişah değişikliğinin Haremeyn halkına duyurulmasıdır. Surre defterleri de dönemin mali durumunu aydınlatması bakımından önemlidir.
Surre Mekke ve Medine’de halkın tembelleşmesine yol açmıştır. Bu sebeple ki Mekke ve Medine’de Surre ve hac sadakası ile geçinen, bütün yıl çalışmayan bir zümre ortaya çıkmıştır. Böylece Haremeyn ve hatta Hicaz halkı üretimi bırakarak tüketici bir toplum haline gelmiştir. Bu da Osmanlı Devleti’nin maliyesine ek bir yük getirmiş ve ekonominin bozulmasına etki etmiştir. Bunlar Surrenin olumsuz etkileri arasında gösterilebilir.
Son olarak Surre; yine son zamanlarda batılı araştırmacılar tarafından ortaya atılan ve sıkça tartışılan konu olan Osmanlı Devleti’nin sömürgeci olup olmadığına verilecek en iyi cevaptır. Bu da Osmanlı Devleti’nin Arap ülkelerini sömürme ve koloni haline getirme gibi bir emperyalist düşünce ve teşebbüse sahip olmadığını açıkça göstermektedir.
You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply