Bilim-teknoloji politikaları ve 21. yüzyılın toplumu

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan e-doküman | »

ÖNSÖZ

1. GİRİŞ

2. BİLİM-TEKNOLOJİ VE POLİTİKALARININ ÖNEMİ
Bilim-Teknoloji / Bilim ve Teknolojinin Önemi / Bilim-Teknoloji Politikaları ve Önemi /
Politika Araçları / Yeni Yaklaşım

3. 21. YÜZYILDA BİLGİ TOPLUMU
Bilginin Önemi / Bilginin Üretilmesi / Bilgiye Erişme / Bilginin Derlenmesi /
Bilginin Kullanılması / Üretim Tarzında Değişme /
Bilgi Toplumuna Uygun Eğitim / Sosyo-Ekonomik Etkileşim /
Bilginin Küreselleşmesi

4. TÜRKİYE’DE BİLİM-TEKNOLOJİ POLİTİKALARI
Cumhuriyet Öncesi Dönem / 1920-1950 Dönemi / 1950-1960 Dönemi /
1960-1980 Dönemi / 1980 Sonrası Dönem

5. GELİŞMİŞ ÜLKELERDE BİLİM-TEKNOLOJİ POLİTİKALARI
Genel Bakış / Almanya’da Bilim-Teknoloji Politikaları / Amerika Birleşik Devletleri’nde
Bilim-Teknoloji Politikaları / Japonya’da Bilim-Teknoloji Politikaları / Avrupa Birliği
Ülkelerinde Bilim Teknoloji Politikaları / Pazar Paylaşımı ve Bloklaşma

6. ULUSLARARASI PAZARLARDAN YARARLANMA
Teknolojinin Ürüne Etkisi / Rekabet Gücü / Pazar Araştırması / Çevreci Ürün

7. ÜNİVERSİTE - SANAYİ İŞBİRLİĞİ
Genel Bakış / Politika Arayışları / Teknopark Uygulaması / Beklentiler / Kolaylıklar / Fayda

8. BİLİM-TEKNOLOJİ-EĞİTİM VE 21. YÜZYILIN TOPLUMU
Sistem Yaklaşımı / Bilimsel Düşüncenin Eğitime Uygulanması /
Sistem Arayışı ve Bilgi Seviyesinin Yükseltilmesi

9. ARAŞTIRMACI PERSONELİN ÖNEMİ
Bilimsel Düşünce / Araştırma Ortamı / Araştırmacının Teşviki / Araştırmacı Personelin Yetiştirilmesi

10. İSTİHDAM VE TEKNOLOJİK GELİŞME İLİŞKİSİ
Teknolojik Bilginin İstihdama Etkisi / Teknoloji-İstihdam-Verimlilik

11. SINAİ MÜLKİYET HAKLARI VE KORUNMASI
Mülkiyet Hakkının Gelişmeye Etkisi / Buluş / Mevzuat

12. SAVUNMA SANAYİİ VE ÖNEMİ

13. ÇEVRE VE GELİŞME
Üretim ve Çevre / Yaşanır Bir Çevre / Çevre Dostu Teknolojiler

14. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

15. KAYNAKLAR

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Kuantum Bilgisayarlar

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Popüler Bilim | »

Yirmi birinci yüzyılın rüyası, kuantum bilgisayarlar. Evrenimizi kavrayabilmek, doğa kuvvetlerinin işleyişini ve ilişkilerini tam olarak bilmemiz için gerekli hesaplama gücü, gelişen teknolojik uygarlığımızın gerektirdiği iletişim hızları, askeri sırlarımızı korumak, başkalarının ne yaptığını gizlice öğrenmek için bu bilgisayarları bekliyoruz. Çünkü kuramsal olarak bunların hesaplama güçleri ve hızları, sıradan bilgisayarlardan onlarca kat fazla. Şöyle yalnızca 300 işlem birimli bir kuantum bilgisayarın, 2300 işlemi, yani tüm Evren’deki toplam parçacık sayısı kadar işlemi, birkaç saniyede yapabileceği hesaplanıyor. Bu alanda yapılan çalışmalarsa, hâlâ mikroskobik dünya ile, tanıdığımız büyük ölçekteki dünyanın sınırlarındaki gri bölgede dolaşıyorlar. Kuram, hâlâ deneyin çok önünde koşuyor. Kuantum bilgisayarlar için harıl harıl algoritma üretiliyor. Buna karşılık laboratuarlarda geliştirilen prototipler son derece ilkel. Emekleme çağından yeni çıkan bebekler gibi birkaç adım attıktan sonra düşüyorlar. Ama gene de, içinde el yordamıyla yürüdüğümüz sis giderek aydınlanıyor. Son birkaç ay içinde açıklanan gelişmeler, kuramsal çalışmaların hızla sonuca yaklaştığını gösteriyor. Hatta kuantum şifreleme alanında pratik, kuramın önüne geçmiş bile.

kuantum bilgisayar

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Jön Türkler Bağlamında Osmanlı’da Batılılaşma Hareketleri

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan e-doküman | »

Osmanlı’da batılılaşma hareketlerinin ortaya çıkışı tanzimat döneminde başlamıştır. Bu döneme giden süreçte yaşanan Osmanlı-Rus savaşlarının yanı sıra Fransız Devrimi eksenli dış politik gelişmeler, Yunan isyanı ve Mehmet Ali Paşa İsyanı, dönemin şekillenmesinde etkili olan olaylardı.

Yeni Osmanlılar hareketi, Osmanlı tarihindeki batılı anlamda özgürlük hareketlerinin başlangıcını oluşturmuştur. Bunu, ardılları olan Jön Türkler hareketi ve İttihat ve Terakki Cemiyeti takip etmiştir.

Bu hareketlerin en önemli ortak paydası ise devletin kurtarılması sorunuydu. Acil olarak çözülmesi gereken bu sorun özellikle ilk dönem aydınlarının ideoloji ve siyasal düşünceleri inceleme fırsatı bulmalarına engel olsa da, batılılaşma doğrultusunda sürdürülen tüm çabalar Osmanlı aydınında genel bir zihniyet değişimini sağlamıştır. Osmanlı döneminde başlayan süreç yine bu süreçte yetişen aydınların gerçekleştirdiği Cumhuriyet devrimi ile taçlanmıştır.

Dokümanı indirmek için tıklayın >>

Dr. Barış DEMİRTAŞ

Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih ABD


Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Osmanlı İmparatorluğu ve İslam

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Osmanlı Tarihi | »

Osmanlı imparatorluğu bugün, gerek Türkiye Cumhuriyetinin yaşamakta olduğu iç ve dış problemler, gerekse vaktiyle sınırları dahilinde bulunan komşu devletlerde cereyan eden olaylar ve bunların Türkiye`ye yansımaları dolayısıyla, aktualitesini bütün canlılığıyla korumakta ve dolayısıyla tartışılmakta bulunan bir büyük imparatorluktur. Dünya Osmanlı tarihi araştırıcılığı, altı yüz yıl gibi çok uzun bir ömür sürmüş bu imparatorluğun siyasi ve idari yapısını, kurumlarını, onu meydana getiren, çeşitli etnik ve dini kökenlere, kültürlere mensup insanların oluşturduğu karmaşık, dev bir toplumsal yapıyı, bütün yönleriyle, bütün görüntüleriyle izlemek, anlayabilmek, açıklayabilmek, için yaklaşık bir yüz yıldır büyük bir emek ve gayret sarfetmekte ve yıllardan beri de önemli sonuçlar ortaya koymuş bulunmaktadır. Buna rağmen, daha araştırılacak pek çok problem olduğuna, bunların araştırıcıları ve bilim adamlarına daha yıllarca meşgul edeceğine hiç şüphe yoktur.


İşte bizim burada ele almayı deneyeceğimiz problem de, üstelik en çetrefil ve en mühim olanlardan biri, Osmanlı İmparatorluğu’nda “İslam Problemi”dir. Bunu seçmemizin sebebi, artık Osmanlı tarihi araştırıcılılığının biraz fazla ihmal edilmiş bu konuya yönelmesi gerektiğini vurgulamaktır. Aksi halde böle devasa bir konuyu bir yazı çerçevesine sığdırmanın mümkün olmayacağı her türlü izahtan varestedir.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Ergenekon iddianamesinin tam metni

Ağustos 8th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Yakın Türkiye Tarihi | »

2455 sayfadan oluşan Ergenekon iddianamesi mahkemenin iddianameyi kabul etmesinin ardından medyaya dağıtıldı.

NTV-MSNBC


İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin iddianameye ilişkin kararı için son tarih, 28 Temmuz Pazartesi günüydü ancak kararın bugün açıklanması bekleniyordu. Medya, Beşiktaş’taki adliye binasının önünde kamp kurdu ve beklentiler boşa çıkmadı. Tarihi karar öğleden sonra geldi, mahkeme Ergenekon iddianamesini kabul etti.

İşte Ergenekon iddianamesinin tam metni:

Ergenekon İddianamesi 1-400 Sayfalar

Ergenekon İddianamesi 401-800 Sayfalar

Ergenekon İddianamesi 801-1200 Sayfalar

Ergenekon İddianamesi 1201-1600 Sayfalar

Ergenekon İddianamesi 1601-2000 Sayfalar

Ergenekon İddianamesi 2001-2400 Sayfalar

Ergenekon İddianamesi 2401-2455 Sayfalar

İddianameyi pdf olarak indirmek için yukarıdaki linklerin üstüne tıklayın.


Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

İran Mitolojisi

Ağustos 7th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Makaleler, Uygarlıklar Tarihi, İnançlar Tarihi | »

Bir ulusa, bir dine ve uygarlığa ait mitleri konu alan, eski çağlarda yaşamış insanların doğa olayları, sosyal ilişkileri ve dinî inanışlarına bakış açılarının yorumlanması olarak nitelenen mitoloji, sözcük anlamı olarak “efsane bilimi”dir. Mitoloji, hayalî bir anlatım içine, hayallerde yer etmiş yarı tanrılar ve kahramanların hikayelerini de katan ve ilk çağlar, daha doğrusu arkaik bir zaman türüne, tarihsel zaman ötesindeki başlangıç zamanına dayanan bir hikaye anlatım biçimidir. Eski İran’da yaygın efsanelerin ve Fars mitolojisinin en önemli ve en büyük kaynağı, her şeyden önce Avestâ’dır. Dînkert, İran gelenek ve adetlerini, tarihî, mitolojik, dinî, millî ve ilmî rivayetlerini ve değerlerini Sâsânîler döneminde olduğu gibi koruyarak daha sonraki çağlara aktarması dolayısıyla çok önemli belgeler ve kaynak eserler arasında yer almaktadır. Bir Zerdüşt bilgi hazinesi niteliğindeki Bundehişn, İran mitolojisinde yer alan birçok efsaneyi yok olmaktan kurtarmıştır. Hudâynâme, İran hanedanlarının, padişahlarının adlarını, çeşitli dönemlerin tarihî gelişmeleri efsanelerle karışık olarak kaydetmektedir. Şâhnâmeler, İran millî tarihi ve mitolojisi açısından son derece önemli kaynaklardır.

I. Giriş

 Mitleri, doğuşlarını ve anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim dalı olan mitoloji; bir ulusa, bir dine ve uygarlığa ait mitleri konu alır. Bir bakıma eski çağlarda yaşamış insanların doğa olayları, sosyal ilişkileri ve dinî inanışlarına bakış açılarının yorumlanması olarak nitelenen mitoloji, sözcük anlamı olarak “efsane bilimi” yani ilkel insanlar ve insan üstü varlıkların başından geçen masalsı olayların incelenip anlatılmasıdır. Her ulusun mitolojisi; o ulusun tarihi, çeşitli efsaneleri, destanları, kahramanlık öyküleri, inanç sistemleri, tanrıları, insanları, masalları ve söylencelerini barındırır. Mitoloji, hayalî bir anlatım içine, hayallerde yer etmiş yarı tanrılar ve kahramanların hikayelerini de katan ve ilk çağlar, daha doğrusu arkaik bir zaman türüne, tarihsel zaman ötesindeki başlangıç zamanına dayanan bir hikaye anlatım biçimidir.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Ermeni Yanılgıları

Ağustos 7th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Osmanlı Tarihi | »

Ermeniler, Kafkasya, İran ve Anadolu coğrafyasında dağınık hâlde yaşamış, M.S. IV. yüzyılda Hristiyanlığın Gregoryen mezhebini kabul etmiş ve siyasî olarak Pers, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Safevi, Osmanlı ve Rus İmparatorluğu hakimiyeti altında, kültürel ve sosyal varlıklarını sürdürmüş bir toplumdur. Yaşadıkları bu bölgelerde kültürel, sosyal ve iktisadî yönden ciddî bir varlık göstermişler ve önemli fonksiyonlar icra etmişlerse de, siyasî yönden yukarıda bahsettiğimiz imparatorlukların himayesinde, gölgesinde, idaresinde yaşadıkları için, ayrı ve müstakil bir siyasî şahsiyet olma imkânı bulamamışlardır. Bunda Ermenilerin zanaatkar, sanatkâr, tüccar, esnaf olmaları  münasebetiyle, idaresi altında bulundukları imparatorlukların tesis ettikleri barış ortamından yararlanarak daha fazla ticaret yapmak, her tarafa dağılmalarının önemli bir rolü olmuştur. Bu itibarla, Büyük Ermenistan- Küçük Ermenistan dedikleri bölgede yaşayan diğer kavimler karşısında, siyasî birlik, siyasî güç ve kudret yani “devlet” oluşturmaya yetecek nüfus potansiyeline, hiçbir zaman sahip olamamışlardır. Bu durum Ermenilerde, oturdukları yerleri-toprakları vatanlaştırma şuurunun olmadığını gösterir. Onlar mesleklerini icra etmek, ticaret yapmak için başka kavimlerin kalabalık olduğu yerlere, şehirlere, kasabalara bazen birkaç aile, bazen küçük bir grup ve bazen de bir mahalle olarak yerleşmişlerdir. Bu şekilde dağınık yaşamaları onların hayat tarzı ve zenginlik kaynağı olmuştur. Meselâ, Osmanlı İmparatorluğu’nun genişliği ve yönetiminin de hoşgörüsü Ermenilere bu imkânı fazlasıyla sunmuştur. İstanbul’daki Ermeni nüfusu, Doğu Anadolu’daki birkaç vilâyetteki Ermeni nüfusundan fazla idi. Ayrıca Bursa, İzmir, Konya, Ankara, Samsun, Trabzon gibi vilâyetlerde Ermeni mahalleleri mevcuttu.

Kısaca, Ermenilerin hayat tarzı ve anlayışları, onların, siyasî varlık ve birlik olmalarını engelleyen en önemli unsur olmuştur. Bilindiği üzere Balkanlardaki Yunanlar, Sırplar, Bulgarlar gibi gayrimüslim kavimlerin nüfusları, belli bir bölgede yoğunlaştığı için, Osmanlı Devleti’ne isyan etmeleri ve ondan ayrılmaları daha kolay olmuştur.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Kaşgarlı Mahmud Sempozyumu, Rize Ünv.

Ağustos 7th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Seminer & Sempozyum | »

ULUSLARARASI

KAŞGARLI MAHMUD SEMPOZYUMU
-Doğumunun 1000. Yılı Dolayısıyla-

rize_universitesi.jpg

17-19 Ekim 2008, Rize, Türkiye

—————————————–

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Meşrutiyet ile Ergenekon arasındaki Masonik hat

Ağustos 6th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Yakın Türkiye Tarihi | »

“Milliyet”in internet sitesindeki başlığın sırrını çözmekle meşgulüm. Canım, şu “Manastırlı komutan” manşetinden bahsediyorum. Duymuşsunuzdur mutlaka. Kimden mi bahsediyor?

Önümüzdeki ay koltuğuna oturması kesinleşen 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’dan. Peki “Milliyet” şu günlerde 100. yıldönümünü yaşadığımız Meşrutiyet İhtilali’ni başlatan mermilerin ilk olarak Manastır’da sıkıldığına atıfta bulunuyor olabilir mi? O zaman köşeye sıkışmış ‘birilerinin’ müsterih olmaları gerektiğine dair bir ima mı gizli burada? Bilemiyoruz. Ancak neresinden bakarsanız bakın, manidar bir başlıkla karşı karşıya olduğumuz kesin.

Son yıllarda okuduğum en net mesajlı yazılardan birisi Hüseyin Gülerce tarafından kaleme alındı. Gülerce 30 Temmuz 2008 tarihli “Zaman”da çıkan “Masonluk Ergenekon’un neresinde?” başlıklı yazısında sarsıcı sorularla dikkatlerimizi Ergenekon’un Masonik şifresini kırmaya yöneltiyordu.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button

Ay ışığında İttihat gölgesi

Ağustos 6th, 2008 İsmail Akkaya Yazıyı paylaşan Yakın Türkiye Tarihi | »

İkinci Meşrutiyet, İttihat ve Terakki’ye iktidar yolunu açtı. Bugün Türkiye, bu anlayışın “darbecilik, suikast, jakobenlik, halka rağmen halkçılık” argümanlarını kullanan Ergenekoncu, ulusalcı yapı ile hesaplaşmaya çalışıyor. Yüz yıl önce İttihatçılık neydi, bugün ne? Ergenekon ne kadar İttihatçı?…

48.jpg


Tarih kitapları, İkinci Meşrutiyet’i “29 yıl askıda kaldıktan sonra Osmanlı Anayasası’nın (Kanun-i Esasi) 24 Temmuz 1908’de yeniden ilan edilmesiyle başlayan ve 5 Kasım 1922’de Osmanlı Devleti’nin tasfiyesiyle sona eren dönem” olarak tanımlıyor. İçinde bulunduğumuz hafta II. Meşrutiyet’in ilanının 100. yıldönümüne denk geliyor. Bugün yaşanan pek çok tartışmadan iktidar mücadelesine, çete, komitacılık, kuvvacılık, vatan kurtarmak için kurulan derin devlet yapılanmalarına kadar pek çok unsurun kökenleri bir ölçüde o dönemlere dayanıyor. İttihat ve Terakki hareketi Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde ortaya çıkan ve devletin ancak Batılaşma ve pozitivist düşünceyle kurtulabileceğini düşünen seçkinci bir kesimin ‘vatan kurtarmak’ adına gizli örgütlenmesinden, kendi konjonktürüne göre belki de haklı gerekçelerle ‘gizli iktidarından’ ve nihayetinde koskoca Osmanlı Devleti’nin çöküşünden mesul bir anlayışı da temsil ediyor.

Devamını oku.. »

Bu Yazıyı Yazdırmak İçin Tıkla >>>
AddThis Social Bookmark Button