Home » Makaleler » Sosyalizmin bahtsız reformcuları,neden ve kimin için önemli ?

Sosyalizmin bahtsız reformcuları,neden ve kimin için önemli ?

Cao Ziyang gibi unutulmuş bir adamı, niye şimdi uzun uzadıya yazıyorum ? Birincisi, salt tarihçilik gereği. Bellek ile tarih farklı şeyler. Üstelik günümüz tarihçiliği, sadece galiplerle değil; daha çok alttakilerin, yeniklerin, susturulmuşların, kıyıda köşede kalmışların öyküsüyle ilgileniyor. Bu, sınıflar kadar küçük gruplar, hattâ bireyler için de geçerli.

İkincisi, 16 yıllık ev hapsi boyunca Cao’nun fikirlerinin hangi yönde geliştiği, Solun bugünkü sorunsalına ışık tutuyor. O merkezî sorunsal sosyalizmdir, yoksa kapitalizm değil. Bakıyorum, gene ‘68 kuşağı güzellemeleri almış gidiyor. İnternet sitelerinde habire kapitalizmin kötülükleri anlatılıyor. Deniz Gezmiş’lerin idamının yıldönümünde, neye karşı mücadele ettiklerinden ve bu dâvânın haklılığından hareketle, Marksizm-Leninizme bağlılık yemini edilmiş. Sungur Savran, “sol liberal”leri ulusalcılıkla tartışma kolaylığını bırakıp “Marksizmle tartışmaya” çağırmış (Radikal İki, 11 Mayıs). Ama bütün argümanı, mevcut düzenin iflâh olmazlığı (ve bunu görmeyenlerin yanılgısı) üzerine kurulu.

Gerçi bu gibi örneklere bakarak, Sol adına ortaya çıkan grupların yenilenebileceği konusunda hiç umutlu olamıyorum. Gene de, burada küçük bir problemin varlığına işaret etmekten kendimi alamayacağım. İster gelişmiş merkez, ister azgelişmiş periferi kapitalizmlerinin — son derece gerçek olan — sömürü, haksızlık, eşitsizlik, baskı ve zulüm boyutlarının dökümünü istediğimiz kadar yapalım. Sırf veya esas olarak bununla, ne anti-sistemik duruşumuzu haklı çıkarabilir, ne farklı bir gelecek projesini temellendirebiliriz. Açıkçası, sırf bununla sosyalizmi savunamayız; kapitalizmin desteklenmeye lâyık alternatifi, kapitalizmi yok edip yerini alacak (alması gereken) düzen gibi gösteremeyiz. Marks ve Engels’in 19. yüzyılda yaptığı, bugün yapılamaz. Zira 1917’den başlayarak, doksan yıldır sosyalizm var(dı) yeryüzünde. Çeşitli kurnazlıklara başvurup “yok, hayır, bu zaten gerçek sosyalizm değil(di)” de diyemeyiz, çünkü Marksizm ve sonra Leninizm ve sonra Stalinizm ve hattâ Maoizm, işte böyle bir deneyim çıkardı ortaya. Bir kere, uluslararası komünist hareket diye müstebit, anti-demokratik bir örgütlenme geleneği peydahladı. Dahası, kendine özgü canavarlıklar yarattı (terör, toplama kampları, Gulag, Kültür Devrimi; 1930’larda Ukrayna ve 1950’lerde Çin’de, kollektivizasyon zorlamalarında açlıktan ölen milyonlar; Macaristan, Çekoslovakya, Afganistan işgalleri; Kamboçya’nın ölüm tarlaları). Peki, hiç olmazsa uzun vâdede, kapitalizme kıyasla daha arzu edilir bir yaşam tarzı ? Daha fazla özgürlük, demokrasi, refah, barış, adalet, çevreyle sürdürülebilir bir denge ? Hiçbirini getirmedi, getiremedi. Sovyetler ve Doğu Avrupa bu yüzden çöktü; Küba zorlanıyor, Castro sonrası değişme sinyalleri veriyor; Çin çoktan tek parti diktatörlüğünde kapitalizme geçti. Şimdilik.

Onun için, mevcut Sol akımların kendi kendini avutan küçük mahfillerden, ahbap çavuş çevrelerinden öteye geçip tekrar toplumsallaşma, kitleselleşme şansı olacaksa, bu, artık kapitalizmin eleştirisinden değil, daha çok (a) uluslararası komünist hareketin; (b) geçmiş ve mevcut sosyalist ülkelerin eleştirisinden geçmek zorunda. Açık konuşalım : geleceğin âdil düzeni, hem kapitalizme, hem sosyalizme alternatif olabilmeli. Bu, aksiyomatik “öncel”leri bırakıp praxis’e, yaşanan trajediye eğilmeyi gerektirir. Marksizmle tartışmak, günümüzde, büyük ölçüde bu demek. Oysa ilginçtir, Sol adına ne varsa, tam da bunu yapmaya isteksiz. Komünizm çökeli neredeyse yirmi yıl oluyor; hemen hiç tartışılmadı Türkiye’de. Benim de bu köşede yazdıklarımın büyük kısmı, aslında Marksizmle tartışıyor — ama hiçbir yankı uyandırmıyor gibi.

Üçüncü neden, biraz ironik. İyilik yap, denize at; balık bilmezse Hâlik bilir (demişler). Cao Ziyang’ın kaderi ve düşüncelerinden, Solun yararlanacağı yoksa da, bakarsınız, Türkiye’nin Atatürkçü-devletçi geleneğine karşı, önce Özal’ın ve sonra AKP’nin derin bir hukuk ve demokrasi reformuna girişememesi hakkında kafa yoranlar yararlanabilir.

Halil Berktay
Taraf 24 Mayıs 2008


Şu an okuduğunuz bu yazı , tam olarak 214 defa görüntülenmiş.

comment closed