Home » Yazı Dizisi » Terörle Mücadele Medyanın Rolü 1

Terörle Mücadele Medyanın Rolü 1

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 12 Kasım günü İstanbul’da “Medya ve Terör” konulu tüm gün süren bir bilgilendirme toplantısı düzenledi. Toplantıya radyo ve televizyon kuruluşlarının haber müdürleri, haber koordinatörleri ya da sorumluları ile haberle ilgili muhabir ve kameramanları katıldı.

gungoren.jpg

RTÜK Başkanı Zahit Akman’ın açılış konuşmasıyla başlayan toplantıda sırasıyla Doç. Dr. Sedat Laçiner, Dr. Nihat Ali Özcan, Hatem Ete, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Haluk Şahin, Prof. Dr. Naci Bostancı, Doç. Dr. İhsan Bal ve ben de konuşmacı olarak görüşlerimizi aktardık. Oturumları RTÜK üyesi Prof. Dr. Davut Dursun yönetti. RTÜK Başkan Yardımcısı Vahap Darandeli, yönetim kurulu üyeleri ve üst kurul uzmanlarının da katıldığı, Eğitim Dairesi Başkanı Ayhan Özçelik ve çalışma arkadaşlarının organize ettiği toplantıda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.

Aslında bu bir ilkti. Terör haberciliği konusunda ortaya çıkan sorunlar RTÜK’ün hazırladığı bilgi, görüş alışverişi platformunda ilk kez böylesi geniş bir katılımla ele alındı. Bir yandan RTÜK; terör, terörün amaçları ve medyanın yeri konusunda bilgilendi. Bir yandan da medyada terör haberlerini yapanlar, hangi noktalarda eleştirildiklerini duydular ve hangi noktalarda terörün amaçlarına hizmet ettiklerini görebilme fırsatı yakaladılar. Bu arada Türkiye’nin terörle mücadelesi ve mücadele stratejisi de masaya yatırıldı. Farklı görüş ve eleştiriler tartışmaya açıldı.

TERÖRÜN GÖRÜNTÜLERİ

Bugünden başlayarak orada sınırlı bir süre içerisinde yaptığım “Terörle Mücadelede Medyanın Rolü” konulu sunuşu daha geniş bir şekilde sizlerle paylaşmak istiyorum. Özet bir şekilde ifade edersem; bu dizi yazıda, daha önce Çizgi Kitabevi’nden çıkan “Terörün Görüntüleri, Görüntülerin Terörü” adlı kitabı ve o kitapta yayınlanan makalemi, RTÜK’ün toplantısında dile getirilen terör haberciliğine ilişkin belli başlı görüşleri, orada konuştuklarımızı ve tartıştıklarımızı özet bir şekilde sizlere aktarmak istiyorum.

Daha iyi anlaşılmak için belki de toplantının sonunda söylediklerimi, burada başında ifade etmeliyim: Çünkü söyleyeceklerimin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde etkisi olabilir. Özetle anlatayım: Ahmet Taner Kışlalı’nın Anadolu Üniversitesi’nden yayımlanan Siyaset Bilimi adlı ders kitabında, siyasal olayların siyasal ortam içerisinde açıklanması gerektiği vurgulanır. Bunun için de bir bitkinin yeşermesi için gereken ortam tanımlanır. Toprak, hava, su ve güneş ışığının bir tohumun yeşermesindeki rolüne işaret edilir.

Bu ana fikir üzerine ben de şu soruları akla getirmek isterim: Ortalığı sarmaşıklar sarmışsa, suç yalnızca tohumun mudur? Toprağın, havanın, suyun, güneşin, bahçıvanın, bahçe sahibinin hiç mi suçu yoktur?

Başka bir deyişle, medyada yanlış bir tutum varsa, bunun sorumlusu kimdir? O haberi yazan muhabir mi, habere onay veren editör mü, yayın yönetmeni mi, yayın sahibi mi? O haber kanalını izleyen ya da o gazeteyi satın alanın payına ne düşer? Reklam verenin payı nedir? Başka kimler ortaktır bu suça?

Ben, toplumsal hayatın bir bütün olarak ortamla birlikte algılanması gerektiğini düşünürüm. Holistik bakış yani bütünsel bakış da bunu gerektirir. Herhangi bir eleştiri ya da suçlamanın sorumlusunu tek başına tanımlamak doğru bir tespit değildir. Aynen “Birinci Dünya Savaşı’nın nedeni nedir?” sorusunun yanıtı gibi tek bir neden olduğunu düşünmem.

O halde medya ve terör konusunu ele alırken öncelikle terörün ne olduğu, neleri kapsadığı, amaçları, medyadan beklentileri, medyanın terör eylemlerini algılayışı, hükümet ve güvenlik güçlerinin terör eylemleri karşısında medyadan beklentileri, medyanın mesleki ve toplumsal sorumlulukları, terör eylemlerinde medyanın hukuksal sınırlılıkları, mesleğin etik ilkeleri, kriz haberciliği uygulamaları ve bilgi yoğun habercilik önerisini birlikte değerlendirmek daha doğru olacaktır.

RTÜK’ün gerçekleştirdiği toplantı da bu bağlamda ele alındığında konunun belli başlı yönlerinin ortaya konulduğu söylenebilir. Bununla birlikte; medya mensupları, bilim insanları ve uzmanların bir araya geldiği, medya hukukçuları ve güvenlik güçleri gibi konunun muhatabı olan diğer ilgilileri de kapsayan bir ortak akıl arayışı toplantısının daha büyük yararlar sağlayabileceği kanaatindeyim.

Bu görüşler üzerine konumuza dönebiliriz…

HERŞEY DEĞİŞİYOR

Genel olarak gazetecinin kim olduğu, görev ve sorumluluklarının nerede başlayıp nerede bittiği, gazetecinin toplumsal rolü, gazetecinin güvenlik güçleriyle ilişkilerinde takınması gereken tavır ve benzeri konular üzerinde farklı algılamalar ve yaklaşımlar dikkati çekmektedir. Geçmişten günümüze değerlendirdiğimizde otoriter yaklaşım, liberal yaklaşım, toplumsal sorumluluk yaklaşımı gibi gazeteciliğe farklı yaklaşımlar, birbirinden farklı şeyler söylemektedir.

Bu algılamaların önemli bir bölümü değişen ve gelişen dünyaya bakış ve algılayış biçimlerinden kaynaklanmaktadır. Zaman içinde hem gazeteciliğin ne olduğu ve olması gerektiği, hem de öte yandan hükümetlerin ve güvenlik güçlerinin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin bakış açıları değişime uğramıştır.

Düşük yoğunluklu bir savaş biçimi olarak terör de günümüzün önemli sorunlarından birisi olarak ortaya çıkmıştır. Her ne kadar uluslar arası literatürde neyin terör eylemi ve kimin terörist olduğu konusunda net bir uzlaşı yoksa da belli başlı noktalara işaret ederek genel bir tanım ortaya koymak olasıdır. Ancak bir kez daha ifade edeyim: Dünyada neyin terör ve kimin terörist olduğu konusunda üzerinde uzlaşılmış bir tanım bulunmamaktadır. Sizin terör ya da terörist dediğiniz şeye başkaları başka isimler verebilmektedir.

Bu nedenle terörle mücadeleyi konu edinen uluslararası sözleşmelerde terörle ilgili bir tanım bulunmamakta; bunun yerine, sadece terör eylemleri olarak nitelendirilebilecek suçlara ilişkin ayrıntılı bir liste verilmektedir. Örneğin, Türkiye’nin de taraf olduğu 27 Ocak 1977 tarihli “Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi”nde, genel olarak terörizm kavramından söz edilmiş ve ardından suç teşkil eden terörist hareketler bir liste halinde sıralanmıştır.

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre Fransızca kökenli “terör” sözcüğü “Yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş” karşılıklarına gelmektedir. “Terörist” ise “bir siyasi davayı kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana ve mala kıyacak davranışlarda bulunan kimse, yıldırmacı, tedhişçi” diye tanımlanmaktadır.

Terör ve terörizm ise iki farklı kavramdır. Terör kavramı, uzun süreli korku ve dehşet durumunu ifade etmede kullanılır. Terörizm kavramı ise bu durumun ortaya çıkarılmasını amaçlayan stratejiyi ifade eder.

Çok genel hatlarıyla literatürde terörizm, siyasal nitelikli amaçlara ulaşmak için kullanılan ve psikolojik yanı ağır basan bir savaş biçimi, siyasal süreci etkilemeyi amaçlayan şiddet eylemleri olarak tanımlanır. Dolayısıyla terörizmi, saldırılan ve/veya korkutulan sivil ve masum insanlar/kurumlar aracılığıyla, hedeflenen daha büyük ve güçlü kitleyi yıldırıp korkutarak, yasadışı siyasal ve stratejik amaçlarını gerçekleştirmek için bir grubun veya bir devletin, bilinçli ve planlı bir şekilde, şiddet kullanması ve /veya şiddet kullanma tehdidinde bulunması şeklinde tanımlamak mümkündür.

TERÖR / TERÖRİST NE İSTER?

Terör ya da teröristin ne istediğini belli başlı maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:

• Hedef aldığı rejimi ve siyasi iktidarı yıpratmak ister,
• mevcut otoriteyi sarsmak,
• kamuoyunu yıldırmak,
• iç ve dış kamuoyunda sesini duyurmak,
• toplumun direniş gücünü kırmak,
• büyük bir korku iklimi yaratmak ve tasarlamak,
• kendi davasına karşı olumsuz duyarlılıkları ortadan kaldırmak,
• kitleleri itaate zorlamak,
• kendilerine taraftar katılımı ve kitle desteği sağlamak,
• halkın içinde yer almak ve genel olarak terör olaylarını “normal” olarak nitelemek ve nitelendirilmesini sağlamak,
• hükümetin, toplumun veya özel sosyal grupların politikalarını etkilemek ister.
• Kendisinin düşman ya da hedef olarak seçildiğinde ne tür zararlar verebileceğinin görülmesini ister.
• Kendilerince ifade ettikleri soruna dikkat çekmek,
• medyada görünmek, sesini duyurmak, propagandasını yapmak ister.
• Eylemin kendisinden çok, sonrasında yaşanacak tartışmanın gündemde uzun süre kalmasını ister.


HÜKÜMETLER MEDYADAN NE İSTER?

Bir terör eylemi karşısında hükümetler ya da güvenlik güçleri ise medyadan belli başlı olarak şunları ister:

• Terörist eylemlerin bir an önce medya gündeminden düşmesini ister.
• Gerilimin düşürülmesi için konunun işlenmesinde boşluklar olmasını, konunun gündemdeki yerinin zayıflamasını ister.
• Medyanın, olayın takibi nedeniyle eylemin nedeni olan içeriği de gündeminde taşımamasını ister.
• Medya ile terörist eylemin arasında oluşan ağın bir an önce ayrılmasını ister.
• Medyanın eylemi gerçekleştirenleri suçlular ya da teröristler olarak tanımlamasını bekler. Tersi bir davranış, medyanın suçlanmasını beraberinde getirir.
• Devletin ve hükümetin imajının sarsılmaması ya da güçlendirilmesi için medyanın yayınlarında bu konuya özen göstermesini ister.
• Detaylı işlenen haberlerde verilen bilgilerin daha sonra gerçekleşecek diğer terörist eylemlere örnek olmamasına dikkat edilmesini ister.
• Medyanın aktaracağı bilgilerin yanıltıcı olmamasını ister.


AYRI VE ORTAK NOKTALARI

Hükümetlerin istekleri ile medyanın istekleri belli noktalarda örtüşür, belli noktalarda ise birbiriyle çatışır. Örneğin terör olayının gündemden düşmesi, medya gündemine başka bir olay ya da konunun yükselmesi ile ancak mümkündür. Başka bir konu olmadan, hiçbir konu medya gündeminden düşmez. İkinci nokta olarak, konunun işlenmesinde boşluklar olması medyanın işine gelmez. Medya işi boşluk kabul etmez. İyi bir konu bulunduğunda medya bunu en iyi şekilde işlemek ister. Elinden geldiğince olayın tüm boyutlarını ortaya koymak ister. Mesleğin gereği de budur.

Öte yandan mesleğin rutinleşen işleyiş biçiminin getirdiği bir takım kalıp ya da üsluplar da mevcuttur. Son zamanlarda her türlü içeriğin magazinleşmesi bu türde bir olgudur. Magazinleşme, duygu yoğun haberciğin bilgi yoğun haberciliğe galip gelmesi anlamına da gelir. Bu da eleştirilen bir durumdur.

Terör eylemleri karşısında medyanın tutumuna ilişkin içerik analizi çalışmaları çoğunlukla haberlerin resmi söylemi tekrarladığını ortaya koymaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki terörist eylemler sırasında da bu böyledir, Türkiye’deki eylemlerde de genel olarak resmi söylem medya tarafından kabul edilmekte ve kullanılmaktadır. Dolayısıyla suçlu ve terörist tanımları genelde hükümetlerin istediği şekilde karşılık bulmaktadır.

Buna paralel olarak örneğin uluslar arası kimi haber organlarının Türkiye’nin terörist kabul ettiği kişiler için “milis” ya da “gerilla” gibi tanımlar kullanması dikkat çekicidir. Türk resmi makamlarının ve Türk medyasının “terörist” dediği kişilere, yabancı makamlar ya da yayın organları farklı bir tanım getirebilmektedir.

Devletin ve hükümetin imajının sarsılmaması ya da güçlendirilmesi yolunda haber yapılması ise son zamanlarda daha tartışmalı bir konu haline gelmiştir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde medya, son zamanlarda, terör haberlerini resmi görüş yanlısı olarak vermenin eleştirisi ile yüzleşmektedir. 11 Eylül saldırısının veriliş biçimi ve bunun yarattığı toplumsal ortam, belki de Başkan Bush’un ikinci kez seçilmesini sağlamış ve belki de Afganistan ve Irak işgallerine zemin hazırlamış ve oralarda masum insanların ölümüne ve vatandaşın vergisinin silahlanmaya ve işgale harcanmasına neden olmuştur. ABD’den başlayarak dünyanın içine girdiği finansal krizin belki de önemli bir ayağını medyanın ilgisinin başka alanlara kaymış olması oluşturmaktadır.

Dolayısıyla devletin imajının sarsılmaması konusunda gösterilecek titizliğin boyutlarının tartışmalı olduğu söylenebilir. Çünkü çağdaş bir demokraside toplumun tüm kesimlerinin ve özellikle de medyanın doğasından gelen eleştiri işlevini yerine getirmemesi bugüne dek başarılı ya da sağlıklı bir sonuç verebilmiş değildir. Belki bu noktada konunun tüm muhatapları için eleştirinin dozu ve üslubu konusunda ayrıca bir şeyler söylenebilir. Ancak konunun özü, çağdaş demokrasilerin çok seslilik ve eleştiri ile geliştiğidir.

MEDYA NE İSTER?

Peki, bir terör eylemi karşısında medya ne ister? Belli başlı noktaları ile sıralayalım:

• Olay yerine ilk giden, olayı ilk görüntüleyen olmak ister.
• Olayı olabildiğince olduğu anda takip etmek ister.
• Aktardığı bilgilerin doğru ve geçerli olmasını ister.
• Mesleki deneyimlilerden ve uzmanlardan yararlanmak ister.
• Olabildiğince görsel unsurlar ister.
• Anlatacak konu ister.
• Açık, somut ve anlaşılması kolay bilgi ister.
• Kısıtlamalardan kurtulmak ister.
• Rahat ve özgür hareket olanağına sahip olarak toplumun bilgi edinme hakkını yerine getirmek ister.
• Çatışmanın çözümüne katkıda bulunan bir araç olarak algılanmayı ister.
• Daha genelde ise, gerçekleri en doğru şekilde, eksiksiz olarak, yansızlık ilkesiyle ve en hızlı biçimde kamuoyuna aktarmak ister.

Dolayısıyla medya kuruluşları arasındaki amansız rekabetin bir zorunluluğu olarak, bir terör eylemi karşısında haberciler refleks olarak bir an önce olay yerine ulaşmak ve o anda görüntüledikleri olayı izleyenlerine aktarma yarışı içerisine girerler.

Bu ilk olma yarışı ve telaşı, çoğu zaman refleks bir hareket şeklinde gelişir ve o anda meydana gelen olayı sorgulamak için fazla zaman bırakmaz. Bu zamansızlık en iyi televizyon ve gazete haberleri arasındaki farkta belirginleşir. Çünkü gazete haberleriyle televizyon haberleri arasında “durup düşünme” anlamında bir farklılık dikkati çeker. Gazete haberleri televizyona göre daha uzun süre sorgulamanın ürünüdür.

Olayı anında aktarmak kontrolü olayın insafına bırakmak anlamına gelir. Kameraların kayıtta olduğu bir sırada yaşanan ikinci bir patlama ancak böyle bir ortamda naklen yayınlanır. O sırada aktarılan bilgi, görünen dar bir gerçeklikle sınırlıdır. Neyin ne kadar doğru olduğunu bilecek ya da sorgulayacak vakit yoktur. Söylenilenlerin çoğunluğu doğruluğundan emin olunmayan bilgilerdir.

Mesleki deneyimliler ve uzmanlar bu ilk andan ya da “şok” anından sonra devreye girer. Çünkü televizyon tekniğine göre görüntülerin üzerine birisinin konuşması gerekir. Bu kişi; haberi sunan spiker dışında, ya olayın heyecanını yaşamakta olan bir görgü tanığı ya bir uzman ya da o anda bulunan herhangi başka birisi olacaktır. Gündemdeki konuyu birisinin bir şekilde anlatmasına ihtiyaç vardır.

MEDYA BOŞLUK KABUL ETMEZ

Peki, istenilen uzman bulunmazsa ya da doğru bilgi aktaracak resmi kimlikli birileri medyaya yeterince vakit ayıramazsa ne olur? Medya boşluk kabul etmez ve bu boşluk bir şekilde başka konuşmacılarca ya da elde edilen başka doğru ya da yanlış başka bilgilerle kapatılmaya çalışılır. Doğru ya da yanlış her şey televizyon ekranlarından izleyiciye aktarılır hale gelir.

Kimi zaman da uzman kişilerin “konuşan kelle” olarak uzun uzun ekranda görüntülenmesi televizyon tekniği açısından uygun düşmez. O kişiler konuşurken bir takım hareketli görüntülerin akması istenir. Görüntünün kısıtlılığı çerçevesinde aynı görüntüler tekrar tekrar gösterilir. Ancak medyaya “olumlu” ya da “ayıklanmış” bir takım görüntüler sağlanırsa, medyanın bu görüntüleri yayınlamayı tercih ettiği de bilinmektedir. Dolayısıyla “bu görüntüleri yayınlama” derken, yayınlanacak başka görüntülerin sağlanması da önemlidir.

Herhangi bir kriz anında herhangi bir ticari firma bile medyadaki haberlere ne zaman müdahale edeceğini, ne söyleyeceğini, hangi görüntüleri vereceğini, hangi uzmanları çıkaracağını, hangi belgeleri sunacağını, hangi konulara nasıl değineceğini ve hangi noktalara vurgu yapacağını planlar. Aynı şeyi yani herhangi bir terör saldırısı anında medya ile ilişkileri belki de terörle mücadele birimlerinin planlaması ve gerçekleştirmesi önerilebilir.

Medyaya sağlanan ayrıntılı bilgilerin açık, somut ve anlaşılması kolay bir dille ifadesi de önemlidir. Çünkü medya dili her seviyedeki bireyin, başka bir deyişle en geniş kitlenin anlayabileceği düzeyde bir anlatım ister. O nedenle yapılan açıklamaların medyanın diline uygun olmasına da dikkat edilmelidir.

MEDYA ÖZGÜR OLMAK İSTER

Öte yandan medya bir şeylerin kendisine dikte ettirilmesinden, birilerinin istediği şeyleri yayınlamaktan, onların istediği gibi yayın yapmaktan da hoşlanmaz. Rahat ve özgür olmak ister. Kısıtlamalardan rahatsızlık duyar.

Habercilik, şüphecilik mesleğidir ve mesleğin başarısı her şeyin arkasında “şüphe” unsurunu görebilmekte yatar. İster resmi makamlar olsun, ister başka gruplar olsun, bir yere dayanarak yapılan habercilik, her zaman “yanlı” haberciliktir.

Geçmişte hükümetlere dayanarak yapılan pek çok haberin kamu yararı adına ne büyük zararlara yol açtığına dair önemli örnekler vardır. Onun için “resmi makamların söylediği ve yaptığı her şey doğrudur” ifadesi, daha çok otoriter yaklaşımın eseridir ve günümüzün yaygın habercilik anlayışı içerisinde doğru bulunmaz.

Ayrıca, çoğulcu-liberal anlayışa göre medya, toplumsal dengelerde yasama, yürütme ve yargı güçleri ile birlikte masanın dördüncü ayağı işlevini görür. Bu anlamda da bağımsız olması gereklidir. Çünkü medyanın diğer güçlerden birine yaklaşması demek, masanın ayaklarından birinin eksilmesi demektir. Dört ayaklı bir masa ise her zaman üç ayaklı, iki ayaklı ya da tek ayaklı masadan çok daha dirençlidir.

Medyanın bir başka isteği de her türlü sorunu gündeme getirmek, bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerini sıralamak ve bunlar arasından birine işaret ederek onu gündemde diğerlerine oranla daha öncelikli hale getirmektir. Dolayısıyla medya, sorunların çözümüne katkıda bulunan bir araç olarak da algılanmak ister. Kendisinin muhatap alınmasını, yazdıklarının önemsenmesini, sözlerinin karşılık bulmasını ve yanıtlanmasını arzu eder. O nedenle sorduğu her soruya yanıt bekler. Yanıt verilmemesi durumunda bunu daha geniş bir çerçevede yorumlar. Ardında başka şeyler arar.

Genel olarak ise bütün bu istekleri ile birlikte medya elbette gerçekleri aktarmak ister. Çünkü gerçekleri aktarmayan ve doğru bilgi vermeyen yayın organı, kamuoyunun gözünden düşer. Güvenilirliğini kaybeder. Yanlılık da güven kaybının bir başka nedenidir. Güven kaybı ise bir yayın organı için kan kaybı anlamına gelir. Gazeteler satmaz, televizyon haber bültenleri izlenmez. Dolayısıyla kamuoyu desteği dışında desteği olmayan yayın organları için terör haberciliğinde daha titiz davranmamak intihar etmek anlamına gelir.

11 Eylül saldırısı sonrasında ABD’de kimi gazetelerde yayımlanan fotoğraflara kamuoyunun tepki gösterdiğini ve o gazeteleri satın almama yönünde davranış geliştirdiğini de burada ifade etmek yerinde olacaktır.

Doç.Dr. Erkan Yüksel

Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi

IV. Kuvvet Medya

Yazı dizisinin devamı..

Terörle Mücadele Medyanın Rolü 2
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 3
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 4
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 5
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 6
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 7
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 8

Şu an okuduğunuz bu yazı , tam olarak 2.047 defa görüntülenmiş.

Etiketler:

comment closed