Terör Haberciliğinde Bazı İlkeler
Terör haberlerinin nasıl verilmesi ya da nasıl verilmemesi konusunda bilim insanları, haberciler ve hukukçular arasında tam bir uzlaşı sağlanabilmiş değildir. Bununla birlikte neyin iyi ve neyin kötü olduğunu söyleyen kimi etik ilkeler ve olması gerekenleri tanımlayan rehber ilkeler bazı noktalara işaret etmektedir.
AVRUPA KONSEYİ’NİN İLKELERİ
Örneğin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin açıkladığı Basın Meslek İlkeleri terör haberciliği çerçevesinde yorumlandığında şu ilkelere başvurulabilir:
• Haber gerçeklere ve verilere dayalı bir bilgilendirmedir.
• Haberde, kişisel düşünce, inanç ve yargılardan uzak bulunulmalıdır.
• Haber sunumlarında betimlemelerde tarafsız olunmalıdır.
• Halkın düşüncelerini şekillendirilmeye çalışılmamalıdır.
Sıralanan ilkelerin 33’üncü maddesinde de şöyle denilmektedir:
“Toplumlarda savaş, terörizm ve azınlıklara karşı ayrım gibi durumlarda tansiyon ve fikir ayrılıkları artar. Böyle durumlarda medya, demokratik hakları ve insani değerleri koruma görevi üstlenmelidir. Medya problemlerin çözümü için toleranslı ve barışçı yolları savunmalı, şiddete, kültürel, cinsel ya da dinsel herhangi bir ayrıma karşı çıkmalıdır.”
Burada habercilere yapılan önerme habercinin toleranslı ve barışçı yolları savunucu olması, şiddete, kültürel, cinsel ya da dinsel herhangi bir ayrımdan yana taraf olmaması şeklindedir. Baştaki ifadelerde de paralel şekilde habercinin tarafsızlığına dikkat çekilmektedir.
TGC’NİN İLKELERİ
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde de özetle şu ifadelerin altı çizilebilir:
“Gazeteci; bilgi ve haber alma, yorum yapma ve eleştirme özgürlüklerini ne pahasına olursa olsun savunur.
Gazeteci; başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur. İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır.
Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz.
Gazeteci; çalıntı, iftira, hakaret, lekeleme, saptırma, manipülasyon, söylenti, dedikodu ve dayanaksız suçlamalardan kesinlikle uzak durur.
Gazeteci, devlet başkanından milletvekiline, işadamından bürokratına kadar, haber kaynağı olarak da kabul edilen kişi ve kurumlarla iletişimini ve ilişkisini meslek ilkelerini gözeterek yürütür.
Gazeteci; her türlü baskıyı reddeder ve çalıştığı basın-yayın organındaki yöneticileri dışında, kimseden işiyle ilgili bir talimat alamaz.
Ülkesindeki yasalara saygılı olmakla birlikte, hükümet ve benzeri kurumların müdahalelerine kapalıdır.
Mesleki olarak yalnızca meslektaşlarının ve kamuoyunun değerlendirmeleri ile bağımsız yargı organlarının kararlarını dikkate alır.
Gazeteci; devleti yönetenlerin belirlediği ulusal ve uluslararası politika konularında önyargılara değil, halkın haber alma hakkına dayanır. Onu, mesleğin temel ilkeleri ve özgürlükçü demokrasi kaygıları yönlendirir.”
“Gazeteci, ihtisas alanı ne olursa olsun öncelikle gazetecidir. Polis muhabiri, polis yahut sözcüsü, spor muhabiri kulüp yöneticisi yahut sözcüsü, herhangi bir partiden sorumlu muhabir, onun üyesi yahut sözcüsü gibi davranamaz yayın yapamaz.”
Bu etik ilkeler çerçevesinde mevcut habercilik uygulamalarını değerlendirmek ve eleştirmek mümkündür. Bu ilkelere uyduğu ya da uymadığı söylenebilecek pek çok habercilik örneği mevcuttur. Bu tartışmaya girmeden bir de Avrupa konseyi Medya Bakanları’nın imzaladığı kimi ilkelere göz atmak konuyu toparlaması açısından yararlı olacaktır.
REHBER İLKELER
Avrupa Konseyi Medya Bakanları’nın 26 Eylül 2007’de yapılan toplantıda kabul ettiği “kriz zamanlarında ifade ve haber alma özgürlüğünün korunması hakkında rehber ilkeler” başlı başına konuyu özetler niteliktedir.
Özellikle hükümetlerin yapması gerekenlerin ön plana çıkarıldığı ilkeleri, RTÜK Başkan Vekili Dr. A Vahap Darendeli’den temin ettiğim Türkçe tercümesiyle geniş bir şekilde sizlere aktarmak istiyorum.
Önsözde özetle şöyle denilmektedir: “Bakanlar Komitesi, (1) İfade ve haber alma özgürlüğü ve medyanın özgürlüğünün demokratik toplumların işlemesinde çok önemli olduğunu vurgulayarak; …. (3) İnsan hayatına ve özgürlüğüne karşı ciddi bir tehdit oluşturan ve gittikçe yaygınlaşan savaş ve terörist saldırılar gibi kriz zamanlarında, hükümetlerin bu hakkın uygulamasına aşırı kısıtlama getirme eğiliminde olabileceği hususunda derin endişe duyduklarını belirterek; …. (8) Hükümetler, medya çalışanları ve sivil toplum arasında oluşturulacak diyalog ve işbirliğinin kriz zamanlarında ifade ve haber alma özgürlüğünün garanti altına alınması çabalarına katkıda bulunabileceğinin altını çizerek; (9) sadece medya haberlerinin kriz zamanlarında doğru, zamanında ve kapsamlı olarak verilmesinin çok önemli olması değil, aynı zamanda medya çalışanlarının, toplumun farklı grupları arasında hoşgörü ve anlayışı destekleyerek ve yüksek profesyonel standartlara bağlı kalarak bazı kriz durumlarının önlenmesi veya çözüme ulaştırılmasında olumlu katkısı olabileceğine inanarak; (10) … bu ilkelerin dağıtılması ve … uygulanmasını sağlamaya davet eder.”
Tanımlar bölümünde kriz terimi şu şekilde ifade edilmektedir: “kriz terimi savaşlar, terörist saldırılar, doğal ve insanlar tarafından oluşturulan afetler vb. ifade ve haber alma özgürlüğünün tehdit edildiği durumları kapsar, (örneğin: ifade ve haber alma özgürlüğünün güvenlik nedeniyle kısıtlanması) fakat bu sayılanlarla sınırlı değildir.”
MEDYA ÇALIŞANLARININ GÜVENLİĞİ
İlke kararlarının ikinci bölümü kriz durumlarında medya çalışanlarının çalışma koşullarını kapsamaktadır. Bu bağlamda ülke yöneticilerinin dikkat etmesi gereken kimi noktalara da işaret edilmektedir. Özetle şunlar söylenmektedir:
“(2) Üye ülkeler medya çalışanlarının … güvenliğinin sağlanmasına azami önem verilmesini sağlamalıdır. Ancak medya çalışanlarının güvenliklerinin garanti altına alınması, onların hareket özgürlüğü gibi haklarının gereksiz olarak kısıtlanması manasına gelmemelidir.
(4) Üye ülkeler, kriz bölgelerini yönetmekle görevli olan askeri ve sivil kurumlardan bu bölgelerde görevli medya çalışanlarıyla anlayış içinde çalışmalarını ve iletişimi geliştirecek pratik önlemler almalarını istemelidir.
(5) Gazetecilik okulları, meslek birlikleri ve medya kuruluşları, medya çalışanlarına genel ve kriz durumlarıyla ilgili özel güvenlik eğitimleri vermeleri için teşvik edilmelidir.
(6) İşverenler, kendi medya ekiplerine eğitim vererek, güvenlik ekipmanları sağlayarak ve tavsiyelerde bulunarak tehlikeli görevlerde en iyi şekilde korunmalarını sağlamak için gayret göstermelidir. …
(7) Ulusal ve uluslar arası yasalara uymadıkları, haber içeriklerinde şiddet veya nefreti teşvik ettikleri veya savaşan tarafların propagandasını yaptıkları için sınırlı erişimi olan bölgelerden ihraç edilen medya çalışanları tarafsız güvenli bölgeye veya ülkeye veya büyükelçiliğe kadar güvenlik güçlerinin eşliğinde çıkarılmalıdır.”
DOLAŞIM VE HABER ALMA ÖZGÜRLÜĞÜ
(8) Üye ülkeler kriz bölgelerinde görevli medya çalışanlarının habere ulaşmalarını ve dolaşım özgürlüklerini güvence altına almalıdır. Bu görevi yerine getirmek için kriz bölgelerini yönetmekle görevli yetkili kuruluşlar medya çalışanlarının kriz bölgelerine ulaşması için çalıştıkları medya kuruluşları tarafından akredite edilmelerine izin vermelidir.
(9) … kriz bölgelerinde görevli medya çalışanları için akreditasyon sistemi kullanılmalıdır.
(10) Ulusal düzenlemelerin gerektirdiği durumlarda akreditasyon ayrımı yapılmaksızın tüm medya çalışanlarına aşırı ve zaman kaybı yaratacak bürokratik engellerden muaf tutularak verilmelidir.
YETKİLİLER BİLGİ VERMELİDİR
(11) Kriz durumlarını yönetmekle görevli askeri ve sivil otoriteler, olaylar hakkında, brifingler, basın konferansları, basın açıklamaları veya diğer uygun yollarla medya çalışanlarına düzenli olarak bilgi vermelidir. Mümkün olduğu takdirde yetkililer medya çalışanları için uygun ekipmanlarla bilgi merkezleri oluşturmalıdır.
(12) Üye ülkelerdeki yetkili kuruluşlar, bütün medya çalışanlarına ayrım yapmadan eşit olarak bilgi sağlamalıdır. “İliştirilmiş” gazetecilere habere ulaşmada askeri birliklerle hareket etmelerinden kaynaklanan doğal avantajlar dışında diğerlerinden fazla bir ayrıcalık verilmemelidir.
HABER KAYNAKLARININ KORUNMASI
(13) Üye ülkeler gazetecilerin haber kaynaklarını gizli tutma hakkını… korumalıdır.
(14) Medya çalışanlarının güvenliğini sağlamak için; diğerlerinin yanı sıra, bir görüşe göre, kriz durumlarına ilişkin haber ve materyaller (notlar, resimler, sesli veya görüntülü kayıtlar gibi) medya çalışanlarından talep edilmemeli ve güvenlik güçlerince bu tür materyallere yasal kovuşturmalarda kullanılmak üzere el konulmamalıdır….
(15) Üye ülkeler karalama ve iftira yasalarını, kriz durumlarında kötüye kullanmamalı ve bu sebeple ifade özgürlüğünü kısıtlamamalıdır. Üye ülkeler özellikle iftira ve karalama ile ilgili hukuki davalar veya uygun olmayan yaptırımlarla medya çalışanlarının gözünü korkutmamalıdır.
KAMUOYUNUN MANÜPLASYONU
(17) Üye ülkeler …. kamuoyunun kriz zamanlarında habere ulaşmasını kısıtlamamalıdır.
(18) Üye ülkeler habere serbest erişimin krizlerin çözümünde ve oluşabilecek istismarların önlenmesinde etkili olabileceğini her zaman akılda tutmalıdır. Kamuoyunu özellikle ilgilendiren durumlarda haber alma gereksinimini meşru kılmak için yetkili kuruluşlar medya dahil kamunun habere ulaşmasını güvence altına almalıdır.
(19) Üye ülkeler kriz zamanlarında ifade ve haber alma özgürlüğüne kısıtlama getirirken belirsiz ifadeler kullanmamalıdır. Şiddete teşvik ve kamunun düzenini bozacak davranışlar açık ve tam olarak tarif edilmelidir. …
(21) Üye ülkeler özellikle kriz durumlarında bağımsız ve profesyonel medyanın faaliyetlerini Avrupa Konseyi standartları ile uyumlu olarak sürdürmek için daimi bir çaba içinde olmalıdır. Bu bağlamda kamu medya hizmetinin toplumun farklı grupları arasında bütünleşme ve anlayışın gelişmesinde bir faktör ve güvenilir bir haber kaynağı olması açısından desteklenmesine özel bir çaba gösterilmelidir.
(22) Üye ülkeler kriz zamanlarında kamuoyunun özel hassasiyetini kullanarak, medya dahil, maniple etmeye çalışan kamu görevlilerinin cezai veya idari sorumluluklarını dikkate almalıdır.”
MEDYA ÇALIŞANLARININ SORUMLULUKLARI
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kriz zamanları için önerdiği ilkelerde medyanın sorumlulukları ise şu şekilde sıralanmaktadır:
(23) Medya çalışanları, kriz zamanlarında diğer kişilerin haklarını, onların özel hassasiyetlerini ve muhtemel belirsizlik ve korku duygularını dikkate alırken, kamuya zamanında, gerçek, doğru ve kapsamlı haber verme konusundaki sorumluluklarını göz önünde tutarak özellikle kriz zamanlarında, yüksek mesleki ve etik standartlara bağlı kalmalıdır.
(24) Şayet “iliştirilmiş” gazetecilerle ilgili bir sistem sürdürülmesi gerekiyorsa ve gazeteciler bunu kullanmak istiyorsa, bunu raporlarında açıkça belirtmeleri ve haber kaynaklarını göstermeleri tavsiye edilmektedir.
(25) Öz-denetim medya çalışanlarının kriz zamanlarında sorumluluklarının bilincinde ve mesleki çalışmalarını daha etkin hale getirecek en uygun mekanizmadır. Bu nedenle bölgesel ve Avrupa düzeyinde özdenetim kuruluşlarıyla işbirliği güçlendirilmelidir. Üye ülkeler, profesyonel gazetecilik organizasyonları, diğer ilgili sivil toplum kuruluşları ve medya, bu konularda işbirliğini kolaylaştırmaya ve gerekli durumlarda diğer yardımları sağlamaya davet edilmektedir.
(26) Medya çalışanları, görevlerini yerine getirirken …medya ve hoşgörü kültürünün geliştirilmesi ile ilgili Tavsiye Kararını göz önünde tutmaya ve bu Tavsiye Kararlarının ekinde belirtilmiş olan meslek uygulamalarını minimum değerler olarak dikkate almaya davet edilmektedir.”
DİYALOG VE İŞBİRLİĞİ
Kriz zamanlarında ifade ve haber özgürlüğünün korunmasını sağlamak için hükümetler, medya kuruluşları, ulusal ve uluslar arası devlet ve sivil toplum örgütlerinin diyalog ve işbirliğini sürdürmesi gerektiği 27’nci ilkede ifade edilmektedir. Uygulamayı kolaylaştırmak için “yapıcı diyaloglar yoluyla gönüllü bir ortam oluşturulmasının dikkate alınması” da 28’inci ilkede belirtilmektedir. 29’uncu maddede şöyle denilmektedir: “Medya çalışanları, doğrudan veya temsil ettikleri kuruluşlar kanalıyla, kriz zamanlarında yetkili otoritelerle yapıcı diyalog kurmaları için teşvik edilmelidir”.
Sivil toplum örgütleri ve özellikle kamu denetçisi kuruluşlar ise 30’uncu maddede ifade ve haber alma özgürlüğünün korunması adına şu katkılarda bulunmaya davet edilmektedir:
• “danışma ve gazetecilerle yapılan tacizleri rapor etmek ve diğer ifade ve haber alma hakkı ihlalleri ile ilgili iddiaları bildirmek için kullanılan yardım hatlarını açık tutmak,
• medya çalışanlarının görevlerini icra ederken kamu otoriteleri ile karşı karşıya kaldıkları dava veya anlaşmazlıklarda, uygun olduğu takdirde, ücretsiz yasal yardımlar dahil, destek vermek,
• bilgi alışverişini kolaylaştırmak ve yapılabilecek ihlalleri izlemek için Avrupa Konseyi ve diğer ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmak”.
Gönüllü devlet ve sivil toplum örgütleri ayrıca 31’inci maddede “çatışmaları önlemede, çözümlemede ve çatışmalardan sonraki yeniden yapılanmalarda stratejilerinin devamı olarak medyayı geliştirmeye ve medyaya yardıma şiddetle teşvik edilmelidir” denilmektedir.
Şimdi bu ilkeler çerçevesinde Türkiye’de yaşanan terör olaylarını, bu olaylara ilişkin medyaya yansıyan haberleri, bu bağlamda medyanın sorumluluğunu ve belki ondan da önce hükümetlerin sorumluluklarını yeniden düşünmekte yarar vardır.
Bu bağlamda tekrar etmek gerekirse, medyanın terör haberlerini sunumu konusunda “Terörün Görüntüleri, Görüntülerin Terörü” adlı kitaba bakılabilir. Terör haberciliğinde dikkat edilmesi gerekenleri de daha önce DKM’de belli başlı noktalarıyla yazmıştım.
Doç. Dr. Erkan Yüksel
Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi
IV. Kuvvet Medya
Yazı dizisinin devamı..
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 1
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 2
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 4
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 5
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 6
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 7
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 8
Şu an okuduğunuz bu


comment closed