MEDYA TARAF MI OLMALI, TARAFSIZ MI?
Bugüne kadar terör ve terörist kavramlarını, amaçlarını, medyadan beklentilerini, medyanın beklentilerini, yasal ve etik ilkeleri ve bir boyutuyla da medya ve hükümet ilişkilerini gündeme taşıdık. Bu yazıda ise terörist eylem karşısında medyanın haber yaparken taraf ya da tarafsız olmasına ilişkin bazı tartışmalara yer vermek istiyorum.
Öncelikle şunun altını çizmek gerekiyor: Kriz haberciliğinde uluslar arası standartlar ya da etik ilkeler; habercinin ifade ve haber alma özgürlüğüne sahip çıkması gerektiğini, barıştan yana tavır koyması gerektiğini ve diğer haber türlerinde olduğu gibi tarafsız davranması gerektiğini söylemektedir.
Ancak çoğu zaman terör eylemleri karşısında “devlet”, “toplum” ve “terörist” arasına sıkışan medya, kimi zaman kriz haberciliğinin şartlarının farklılığı nedeniyle eleştiri konusu olabilmektedir.
TERÖR HABERİ TARAFSIZ VERİLEBİLİR Mİ?
En önemli kilit soru ise şudur: “Acaba medya terör haberlerini tarafsız bir şekilde verebilir mi, vermeli mi, verirse doğru yapmış olur mu?”
Bu soruya ilişkin aslında büyük bir tartışmanın devam ettiğini söylemek mümkündür. Çünkü bir bakışa göre medya tümüyle tarafsız olmalıdır, bir bakışa göre de bu tarafsızlığını korurken terörist eylemin amacına hizmet etmemelidir. Bir diğer bakış ise her koşulda medyayı suçlar niteliktedir ve şunu savunmaktadır:
“Zaten medya, terörist eylemi şu ya da bu şekilde haber yaptığında terörün amacına hizmet etmiş olmaktadır. Çünkü terörist, bu eylemle gündeme gelmek ya da haber olmak istemektedir. Önemli olan haberde ne yazdığı ya da nasıl yazıldığı değildir. Terörist eylemin haber olarak medyada yer alması terör konusunun gündeme gelmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla haberin istenildiği kadar tarafsız olması bile, medyada görünür olmaya çalışan terörün amacına hizmet etmektir.”
Peki, ne yapılacaktır? Terör haberlerini hiç vermemek ya da terörist eylemi olmamış saymak terörü bitirecek midir?
Önceki yazılarda bu konuya değinmiştim. O nedenle fazla açıklamayacağım ama şunları söyleyebilirim: Terör eyleminin haberini yapmamak, medyanın görevini yapmaması anlamına gelir. Kaldı ki, terörün haberini yapmamak, terörü bitirmez. Hatta terörü görmezden gelmek, daha kötü sonuçlara neden olabilir.
MEDYA TARAF OLMALI MI?
Peki, “terör haberi karşısında medya tarafsızlık ilkesini bir yana bırakmalı, taraf olmalıdır” görüşü için ne diyorsunuz? “Çünkü terörist eylem devletin ve halkın can ve mal güvenliğine karşı yapılmış bir eylemdir. Aynı gemideki gazeteci de bu noktada devletten ve halktan yana olmak zorundadır. Gemi batarken gazeteci Mars’tan gelmiş adam gibi davranamaz. Askerlerimizi şehit eden, sivil halka bomba atan bir terörist eylem karşısında medya, başka bir ülkede yaşıyormuş gibi haber yapamaz. Halkın tepkisini duymazdan gelemez. Bu doğru değil mi?”
Doğrudur… Medya, toplum için vardır. Toplumdan ayrı bir medya düşünülemez. Hatta ciddi şekilde medya için “terör karşısında taraf olmak zorundasınız” diyenler bile bulunmaktadır. Ancak bu taraflılık, kamu yararından yana bir taraflılık olmalıdır. Yararcı etik anlayışı da bunu söyler: Kamu yararı önce gelir. Terör haberinde kamu yararı haberin verilmemesinden yana değil; daha çok haberin nasıl verildiği ile ilişkilidir.
Buradaki en büyük sorumluluk haberi yapan medya mensuplarına düşmektedir. Ancak sorumluluğun bir diğer boyutu da yine uluslar arası ilkelerde tanımlandığı gibi devlet kuruluşlarına, düzenleyici kuruluşlara ve sivil toplum örgütlerine aittir. Halkın rolü de önemlidir. Örneğin 11 Eylül saldırısında dehşet fotoğraflarını yayınlayan iki gazete halkın tepkisiyle karşılaşmıştır. Aynı tepki televizyon kanallarına da gösterilmiştir.
ULUSLAR ARASI TARAFSIZLIK
Kriz haberciliğinde “tarafsızlık” ifadesinin en çok tartışıldığı noktalardan birisi de, uluslar arası yayın ya da haber kuruluşlarının haber sunum şeklidir. Çünkü daha çok bu kuruluşlar “tarafsızlık” ilkesini dillendirmektedirler. Bir ülkenin “terörist” dediği kişiye, uluslar arası yayın kuruluşları “militan” adını verebilmektedirler. Bu noktada karşılarına çıkan eleştirilere de “tarafsızlık” ilkesiyle yanıt vermektedirler.
Bu savununun arka planında uluslar arası etik ilkeler kadar, şöyle bir mantık bulunduğunu da ifade etmek gereklidir: Terör çoğu zaman düştüğü yeri yakar. Terörist eylem, bir ülkedeki iç kavgadır. Ulusal olduğu kadar uluslar arası destekçileri de vardır. Eğer bir şekilde teröristler iktidara gelirse, iktidardakiler terörist olur. Uluslar arası şirketlerin derdi, kimin iktidar olacağı değildir. Malını herkese satmak ister. Hem “terörist”, ham de onun karşısına dikilen asker, bu şirketlerin abonesi ya da müşterisi olabilir. Bugün değilse, yarın olabilir. Dolayısıyla bu şirketlerin kimseyle düşman olmak gibi bir niyeti de yoktur. O nedenle tarafsızlık ekonomi-politik olarak da işlerine gelir.
İKİ YÜZLÜLÜK DE VAR MI?
Ancak sonuçta uluslar arası şirketlerin de merkezleri gelişmiş ülkelerdir ve o ülkelerde terörist eylem olduğunda aynı türde haberler geçebilmekte midir? Kendi ülkelerinde terörist eylem gerçekleştiğinde, başka bir ülkede gerçekleştiği gibi haber yapmakta mıdırlar?
Bu konuda da görüşler farklıdır ve ne yazık ki benim elimde genellenebilir, amprik bir çalışmaya dayalı veri bulunmuyor. Ancak 11 Eylül saldırısı dikkate alındığında ve bir başka ülkedeki terörist eylemle karşılaştırıldığında görüntülerin daha ölçülü olduğunu söylemek mümkündür.
Bunun nedeni olarak bir görüşe göre, ABD güvenlik görevlilerinin görüntü alınmasının önüne geçtiği ve hiç kimseyi olay yerine yaklaştırmadığı dile getirilmektedir. Eş deyişle “ABD’de medyanın nereden ve nasıl görüntü alacağı devlet tarafından kontrol altına alınmışken, başka ülkelerde aynı kontrolün olmaması görüntülerin tüm çıplaklığıyla ortalığa saçılmasına neden olmaktadır” denilmektedir. Bu da haklılık payı olabilecek bir görüştür.
BİZ VE ÖTEKİ AYRIMI
Türkiye açısından bakıldığında da belki şu sorular sorulabilir: Acaba Türk medyası da Türkiye’deki bir terörist eylem ile yurt dışındaki bir başka terörist eylemi aynı ölçülerde mi haber yapmaktadır? Başka bir deyişle, Hakkari’deki ya da İstanbul’daki terörist eylemlerin sunum biçimi birbirinden farklı mıdır? Irak’taki, İsrail’deki, İspanya’daki ya da İngiltere ya da ABD’deki terörist eylemlerin medyada yer alış biçimleri arasında ne gibi farklılıklar vardır?
Bu konularda da yapılmış amprik çalışmalar yok. Ancak bir önyargıya bağlı olarak aynı şekilde sunulduğunu söylemek mümkün değil.
Terör haberleri karşısında genel olarak medyanın “biz” ve “öteki” ayrımı içinde “bizden” yana tavır aldığı ya da almasının beklendiği söylenebilir. Medyanın etik anlamda “tarafsızlık” ya da “barıştan yana tavır alma” ilkeleriyle çatışan nokta da burasıdır.
11 EYLÜL HABERCİLİĞİ
Örneğin, konuyu biraz daha somut hale getirelim. 11 Eylül terör saldırısı sonrasında Amerikan siyasi elitlerince yeşil tehlike olarak İslam inanışı hedef gösterilmiş ve bu çerçevede; bugün eleştirildiği şekliyle, Amerikan medyası tarafından Afganistan ve Irak işgalleri için kamuoyu ikna edilerek zemin hazırlanmıştır.
Kriz zamanlarında Amerikan siyasi ve askeri seçkinleriyle ortak hareket eden Amerikan medyası bu noktada, siyasi seçkinlerin yarattığı yeni düşman imajını tanıtma görevini üstlenmiş ve bu imajın genel kabul görmesini sağlamıştır. Yaratılan düşman imajı, işgali kamuoyunda haklı göstermiştir.
Bugün ise Amerikan medyasında geçmişte yapılan bu habercilik anlayışı eleştirilmekte ve tartışılmaktadır. Hatta kimi çevreler tarafından, bu habercilik anlayışının sonucunda Başkan Bush’un ikinci kez seçildiği ve bu çerçevede gelişen diğer olaylar da medyanın sorumsuzluğu olarak değerlendirilmektedir.
MEDYA ELEŞTİREL OLMALIDIR
Dolayısıyla, Irak örneğinde görüldüğü gibi medya mesafesini koruyamaz ve eleştirel işlevinden uzaklaşırsa, yönetimin sözcülüğüne soyunursa ve onun stratejilerini görüntü stratejisine dönüştürürse, bu da sorunlu bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Kamu çıkarının ya da yararının nerede olduğu sorusu da bu anlamda tartışmaya açılabilmektedir.
Sonuçta siyasilerin, kamu kurum ve görevlilerinin güvenilirliği ile birlikte medyanın güvenilirliği erozyona uğramaktadır. Ortaya çıkan manzara ise çoğulcu demokratik düzende, toplumsal dengelerde yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında kamusal bir görev alan medyanın rolünü yıpratır nitelikte görünmektedir.
Sonuç olarak gerek kriz zamanlarında ve gerekse kriz öncesinde güvenlik güçlerinin medya profesyonellerini bilgilendirmesi ve medyaya yönelik kriz yönetimini sağlaması önemli bir sorumluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Sağlanacak iletişim köprüsüyle iki tarafın da birbirini anlaması, birbirinin görev ve sorumluluk alanlarını tanıması ve soruların yanıtlanması yararlı olacaktır. Bir sonraki yazıda bu konulara değineceğim.
Doç. Dr. Erkan Yüksel
Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi
IV.Kuvvet Medya
Yazı dizisinin devamı..
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 1
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 2
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 3
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 5
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 6
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 7
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 8
Şu an okuduğunuz bu


comment closed