Home » Yazı Dizisi » Terörle Mücadele Medyanın Rolü 6

Terörle Mücadele Medyanın Rolü 6

KRİZ VE FIRSAT HABERCİLİĞİ

Bugün sizlere kriz haberciliğinden, kriz anlarında dikkat edilmesi gerekenlerden, “teneke yuvarlama” işinden ve fırsat haberciliği uygulamalarından söz etmek istiyorum. Söze ise terör haberciliğinde kulağa küpe olacak bir Çin atasözüyle başlayacağım: “Bir kişiyi öldür, bin kişiyi korkut.”

money_management.jpg

KRİZ HABERCİLİĞİ

Kriz, karar verilmesini gerektiren bir tehlike ve gerilim anı, dönüm noktasıdır. Kriz haberciliği ise sosyal, siyasi ya da ekonomik platformlarda yaşanan beklenmeyen gerilim ve tehdit anlarına işaret eden habercilik türüdür. Savaşlar, terör olayları ve çatışma anları haberciler için “alarm” durumu gerektiren kriz anlarıdır. Kriz haberciliği, olağan dışılığı nedeniyle olağan dışı bir habercilik profesyonelliğini de gerekli kılar.

Kriz haberciliğinde toplumun ve bireylerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkilemekten kaçınmak, paniğe yol açmamak, telkin edici yaklaşımda bulunmak ön koşullardandır. Diğer koşullar ise şöyle sıralanabilir:

• Kamuoyunu yanlış bilgilendirmemek; örneğin ölü ve yaralı sayısı, ölenlerin isimleri gibi bilgileri doğru vermek,
• olayın en sıcak, ilk an görüntülerini verirken kan, yaralı ve ceset görüntülerinde seçici davranmak,
• bu görüntüleri tekrar tekrar yayınlamamak,
• bu görüntüleri diğer habercilere karşı elde edilmiş bir üstünlük olarak değerlendirmemek,
• medyayı terörün bir aracı haline getirmemek, terörün görüntülerini verirken, görüntü terörü yaratmamak,
• kamu yararı ilkesini akıldan çıkarmamak,
• kişisel bakış açısı ve kişisel duyguları aktarmaktan özellikle kaçınmak,
• Mesleki ve toplumsal sorumluluk duygularını dikkate almak.

Peki, haberciler kriz haberciliğinin gereklerine yeterince uymakta mıdır? Hayır. Zaten eleştirilerin büyük bölümü de bu noktada yoğunlaşmaktadır.

Günlük gazeteler için yapılan eleştiriler, anı yansıtma peşinde koşan televizyon kanalları kadar yoğun değildir. Hatta televizyon kanallarına yönelik eleştiriler o kadar büyüktür ki, neredeyse sıra gazetelere gelmez. Evlerin başköşe konuğu olan televizyon ekranlarından yansıyan, o haberleri izleyenlerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek görüntüler her türlü platformda eleştirilir, panik, kargaşa ve korku iklimi yaratıldığı dile getirilir. “Terörist bir kişiyi öldürür, televizyon bin kişiyi korkutur” denilir. Televizyon haberlerinin teröristlerin ekmeğine yağ sürdüğü söylenir.

TENEKE YUVARLAMAK

En çok şikâyet edilen konulardan birisi, aynı görüntülerin ekranda tekrar tekrar yayınlanmasıdır. Kimi haberciler bu duruma “teneke yuvarlama” demektedir. Bu aynen şuna benzemektedir: Boş bir teneke, gürültü çıkaracak bir şekilde mahallenin sokaklarında ayaktan ayağa vurularak dolaştırılmakta, mahalle rahatsız edilmekte, uyandırılmakta ve ekran başına çekilmektedir.

Teneke yuvarlama çoğunlukla magazin haberlerde daha çok izleyici kazanma adına, dikkat çekme ya da süre doldurma unsuru olarak kullanılsa da kriz haberciliğinde bambaşka sonuçlara neden olabilmektedir.

Bir anlamda boş teneke yuvarlama, teknik bir sorun nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Sınırlı süredeki olay yeri görüntüsüne karşın, anlatılacak daha çok şeyin olması görüntülerin tekrarlanmasına yol açmaktadır. Bu yoruma göre, haber bülteni süresini o konuyla doldurmak isteyen haberciler, eldeki sınırlı görüntüyü tekrar tekrar kullanarak ekranda bir hareket unsuru yaratmakta ve söz konusu görüntülerin eşliğinde sıkıcı olan “konuşan kelle” görüntüsünden kurtulmaktadırlar.

Ancak “konuşan kelle” olmasın diye ya da “başka görüntü bulamadım” diye aynı “çarpıcı” ya da “şok” görüntülerin ekranda sürekli dönmesinin izleyenlerde nasıl bir duygu uyandırdığı ve hangi çağrışımlara yol açtığı soruları kimsenin aklına gelmemektedir.

“Konuşan kelle sıkıcıdır” görüşü herkes tarafından kabul edilmiştir ama “dehşet görüntülerinin tekrar tekrar yayınlanması nedir?” sorusu dikkate değer bulunmamıştır. Belki de bir anlamda gözden kaçmıştır; çünkü bu görüntüler daha önemli bir şeydir, “reyting” demektir, “ilgi çekmek” demektir.

Oysa aynı eylemin tekrar tekrar görüntülenmesi, görüntünün zihinlerde kazınmasına ve kimi zaman görüntü terörünün doğmasına neden olmaktadır. Teneke gürültüsü tüm mahalleyi uyandırmakta, ilgi ve dikkatini çekmekte, kimi zaman ise rahatsız etmekte, huzurunu kaçırmakta, kabuslara neden olmaktadır. Belki de bir kişi ölmekte, bin kişi –adeta- teneke çalarak korkutulmaktadır.

KRİZ YÖNETİMİ

Ani gelişen olaylar karşısında aklıselimle hareket eden, telkin edici bir yaklaşım sergileyen habercilik anlayışı elbette –er ya da geç- takdir görür. Ancak haberciliğin sürekli heyecan arayan, sürekli yenilik arayan ruhu, ilk olma yarışı içinde kontrolün kaybedilmesine yol açabilmekte, duyulan, görülen her şeyin “atlatma” sayılarak alelacele ekrana yansıtılmasına neden olmakta ve bu sayede, doğruluğu-yanlışlığı sorgulanmadan her şey adeta damdan düşer gibi ve belki de olayın kendisinden daha büyük bir “coşkuyla” ekran karşısındaki 7’den 77’ye herkese “canlı canlı” sunulabilmektedir.

Bununla birlikte, diğer televizyon kanallarında olmayan, sözde “atlatma” her türlü bilgi kırıntısı, doğruluğu ya da yanlışlığı kontrol edilmeden ekrana yansımakta ve izleyenler tarafından bu “ilk bilgi” ya da “iddialar” doğru imiş gibi algılanabilmekte ve ilk dedikodular bu yalan-yanlış bilgiler çerçevesinde şekillenebilmektedir. Ağızdan ağza dolaşan “sokak gazetesinin” ilk baskısı bu “çarpıcı” açıklamaları manşetine taşıyarak çıkmakta, kulaktan kulağa yayılan dedikodu, daha sonra düzeltilmesi zor sonuçlara neden olabilmektedir.

O nedenle ekrana yansıyan her türlü bilginin denetim ve kontrolünün sağlanması da özellikle kriz zamanlarında büyük ölçüde habercilere düşmektedir. Yalnızca haber kaynağının kimliğini vermek ya da ismini söylemek ve “onun görüşleri onu bağlar” şeklinde bir “sorumsuzluk anlayışı,” kriz zamanlarında yanlış anlaşılmalara neden olur ve sonuçta medyanın güvenilirliği zedelenir.

Kamuoyunu bilgilendirirken, ekrana yansıyan bilgilerin doğru, görüntülerin de büyük fotoğrafı açıklamakta yeterli olup olmadığının kontrolünü elinde tutamayan ya da bu sorumluluğu yalnızca haber kaynaklarının sırtına yükleyen habercilik anlayışı, yeterli derecede sorumlu bir anlayış değildir.

Örneğin kriz anlarında her bir televizyon kanalında ölü sayısı konusunda birbirinden farklı bilgiler görülebilmektedir. Gazetelerde bile ölü ve yaralı sayısı konusunda birbirinden farklı bilgilerin bulunduğu haber örnekleri hiç de az değildir.

Çok çarpıcı bir örnek olduğu için ifade etmek istiyorum: İnanıyorum ki hala 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi’nde kaç kişinin öldüğü konusunda toplumun zihninde kesin bir sayı mevcut değildir. Sokak gazetesine göre bu sayı 100 binin üzerindedir. Depremin şiddeti konusunda da aynı şeyi söylemek mümkündür. Resmi açıklama başka, sokak gazetesinde duyulan “korkutucu” açıklama başkadır.

O halde hem haber kaynaklarının güvenilirliklerinin televizyon kanallarınca sorgulanması, hem de yetkili makamların “sokak gazetesinin” ilk baskısından önce harekete geçerek gerekli “doğru” bilgileri sağlaması ve krizi yönetmesi gerekmektedir.

FIRSAT HABERCİLİĞİ

Bu noktada eleştirilere bir yanıt niteliği de taşımak üzere, önceki yazıda sözünü ettiğim “işbirliği ve diyalog” konusuna geri dönmek istiyorum. Çünkü kriz haberciliğinde medyanın yaptığı yanlışlar çoğunlukla eldeki imkânları fırsata dönüştürme çabası çerçevesinde “fırsat haberciliği” olarak yorumlanabilmektedir.

Şunu da unutmamak gereklidir: Kriz anlarına ilişkin fırsat haber ve fotoğrafları gazetecilikte pek çok ödülün sahibi olmuştur. O nedenle kriz haberciliği gazeteciler için bir anlamda da “sınav anı”, “başarıyı yakalamak için fırsat anı” olarak da değerlendirilebilmektedir.

Kriz anlarında ilk olma yarışı içindeki haberciler her türlü bilgiyi fırsata dönüştürmek istemekte, haberlerini en iyi şekilde ve diğer haber kanallarından daha “iyi” bir şekilde sunmaya çalışmaktadırlar. Belki de “daha çok bilgi verelim” ya da “konuyu daha fazla gündemde tutalım” derken, eldeki görüntü yetersizliğine ya da aynı görüntünün kaç kez tekrarlandığına o kadar da dikkat edememektedirler.

O halde medya ne istemektedir? Bilgi ve görüntü istemektedir.

İyi bir kriz yönetimi, medya boyutu da düşünülmeden sağlanamaz. Sokak gazetesinin yalan-yanlış baskısının önüne geçmenin tek yolu, kriz anlarında başarılı bir medya yönetimi uygulayabilmekten geçer. Medyanın isteklerine yanıt veremeyen bir kriz yönetimi başarılı olamaz. Medya da söylediğim gibi “bilgi ve görüntü” istemektedir.

Kriz anlarında yalan-yanlış bilgilerin doğruların yerine konulmasını önleyecek yetkili- resmi makamlar, medyanın ilk olma yarışına, medyanın hızına yetişmeli, bilgi ve görüntü ihtiyacına anında yanıt verebilmelidir. Bu hıza yetişemeyip, sonradan müdahalede bulunmak ise geçmişteki örneklerde olduğu gibi hem medyaya müdahale, kısıtlama ya da sansür anlamlarına gelebilmekte, hem de toplumun zihnine ekilmiş olan yanlış tohumların yeşermesini önleyememekte, daha büyük sorunlara yol açabilmektedir.

O halde kriz durumlarında medyanı sorumlu habercilik anlayışını “kriz haberciliğine” çevirirken, yetkili-resmi makamların da haber yönetimini yalnızca medyanın sorumluluğuna bırakmayıp, kriz yönetimi çerçevesinde medyayı unutmamaları ve medyanın isteklerini göz önünde bulundurmaları doğru olacaktır.

Doç. Dr. Erkan Yüksel

Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi

IV. Kuvvet Medya

Yazı dizisinin devamı..

Terörle Mücadele Medyanın Rolü 1
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 2
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 3
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 4
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 5
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 7
Terörle Mücadele Medyanın Rolü 8

Şu an okuduğunuz bu yazı , tam olarak 172 defa görüntülenmiş.

Etiketler:

comment closed